Bazen insanın en büyük imtihanı sevmek değil, sevdiğine kavuşamamaktır. Aynı gökyüzüne bakıp farklı şehirlerde yaşamak, aynı duaları edip farklı hayatlarda kalmaktır. Gün gelir, özlemek nefes almak kadar sıradan olur. Her sabah "Belki bugün..." diye uyanırsın, her gece "Belki yarın..." umuduyla gözlerini kapatırsın. Ama zaman geçer, yollar değişir, insanlar değişir; değişmeyen tek şey kalbinin taşıdığı özlem olur.Kavuşamamak, sadece birine dokunamamak değildir. Onun sesini duyamamak, gülüşünü görememek, en mutlu anında yanında olamamak, en zor gününde elini tutamamaktır. İçinde binlerce cümle birikir ama söyleyecek bir adres bulamazsın. Birlikte kurulmuş hayaller, zamanla sadece hatıraların en sessiz köşesinde yaşamaya başlar.En çok da yarım kalan hikâyeler acıtır. Çünkü insan, sonu yazılmış bir masaldan çok, sonu hiç gelmeyen bir bekleyişte yorulur. Bekledikçe umut büyür, umut büyüdükçe hasret ağırlaşır. Kimse görmez ama insanın içinde her gün küçük vedalar yaşanır.Yine de gerçek sevgi, kavuşamasan bile güzel dilekler edebilmektir. Uzaktan da olsa onun mutlu olmasını isteyebilmektir. Çünkü bazı insanlar hayatına sahip olmak için değil, kalbinde iz bırakmak için gelir. Ve bazı sevgiler, kavuşmayla değil; sabırla, özlemle ve dualarla büyür.Belki bir gün yollar yeniden kesişir, belki de hiç kesişmez. Ama gerçekten sevilen biri, yıllar geçse de kalbin en sessiz köşesinde yaşamaya devam eder. Çünkü bazı hikâyelerin en derin cümlesi şudur: "Biz birbirimizi çok sevdik, ama zaman bizi aynı hayata sığdıramadı."