sana anlatmak için biriktirdiğim her olayı oturdum kendime anlatıyorum karşımda senin yüzünü hayal ederek sanki uzansam sakallarına dokunabilir ellerimi saçlarının arasından geçirebilir yatırıp göğsüme yüzünü sevebilirmişim gibi
#24yirmidört

seen from United States
seen from Italy

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from T1
seen from United States
seen from China
seen from Tunisia

seen from Singapore
seen from United States

seen from United States
seen from Poland
seen from China
sana anlatmak için biriktirdiğim her olayı oturdum kendime anlatıyorum karşımda senin yüzünü hayal ederek sanki uzansam sakallarına dokunabilir ellerimi saçlarının arasından geçirebilir yatırıp göğsüme yüzünü sevebilirmişim gibi
#24yirmidört
Bu küslük değil, kırgınlık. Sana da değil, kendime. Başı boş bırakılan kalp, onla hiç hayal kurmamış bir kalple hayal kuruyor.
Aklıma geldikçe içimin mutlulukla dolduğu anılar var; mesafeleri bir anda yok eden, sarıp sarmalayan anılar. Bir daha yaşanmayacak olsa bile iyi ki dediğim anılar var. İyi ki dediğim biri var.
Mutlu değilim ama alışıyorum. Alışıyorsun. Başka yapacağı bir şey yoksa insanın, alışmak zorundadır.
Günlerden 11 ekim. Kursun ikinci günü. Deli gibi iş ararken, bir miktar da hayal kırıklığı yaşarken gelmişti telefon. Kontenjanımız var bu ay başlayan kursumuza katılmak ister misiniz? dedi telefondaki ses. Deli misin, tabiki! demek istedim ama demedim. Onun yerine hemen, evet isterim diyebildim. Öyle sıkılmıştım ki evde oturmaktan. Bu tepki uzun süredir ne yapsam yakarışlarına verilmiş cevaptı, ondan öyle zafer çığlığı gibiydi. Normal şartlarda Aralık ayındaki sınıfa kaydolmuştum. Hayat işte planlarla dolu. Kendime ‘hayatın tüm olasılıklarına açığım’ dediğim günden beri hızla gündem değiştiriyorum. İnanırım böyle şeylere. İster mantra de, ister olumlama; ister dilek de, ister saçmalık. İçimden kapı açılıyor. İçeri aydınlık doluyor. Tüm karanlığım aydınlanıyor. Güzellikleri daha net görüyorum. Bu da benim bazı sihirli anlarım. Büyük karanlıklardan sonra geliyor böyle anlar. Ne zaman geleceğini de kestiremiyorsun, zamanı geldi de diyemiyorsun, tek bildiğin şey gelecek olması. Geldiğini hemen anlıyorsun. Renkler canlanıyor, ortam güzelleşiyor çünkü gözlerin güzelliği görmeye başlıyor. İçindeki o kapı açılıyor, içeri temiz hava giriyor, derin bir oh çekip işte geldi diyorsun. Oh, işte geldi.
Mutfaktaki balkona iyi dadanmıştım. Kahvemi yapıyor, kitabımı alıyor, oraya koşuyordum. Burada yalnız başıma otururken hayat daha katlanılırdı. Herkesten ve her şeyden uzakta olmak bazı günler iyi geliyordu. Sadece bazı günler...
Öyle bir adamı seviyorum ki, yanında huzur bulduğum. Öyle bir adam seviyorum ki, onunlayken hiçbir şey düşünmek zorunda olmuyordum. Öyle bir adamı seviyorum ki, benim yerime bile düşünüyordu. Kalbi öyle güzeldi ki, öyle güzel bir his ki onu sevmek tüm kötülüklere rağmen herkesi affediyordum. Çiçekler başka açıyor, renkler canlanıyor, kalbim hevesle atıyordu. Her şey onunla güzeldi. O iyi ki vardı. İyi ki.
Gitmek ile kalmak, olmak ile olamamak, sevmek ile sevmemek, söylemek ile söyleyememek. Elimdekileri böyle kaybettim ben. İyi şeyler değillerdi belki ama bana iyi gelen şeylerdi. O an mantıklı gelen şeyi sonra mantıksız buluyorsun. Bununla mücadele etmenin nasıl zor olduğunu bilemezsin.
''Huzursuz ruhlar bir şey aradığını düşünürler. Aslında bulmaları gereken tek şey kendileri, kabul etmeleri gereken tek şey sahip oldukları ikilikte ki denge halidir.''