Başlarken...
Ortalama bir İngiliz vatandaşına göre İngiliz dilbilgisini daha iyi bildiğinizi söylesem, sanırım ilk tepkiniz ‘O kadar da değil!’ olur. Ancak inanın o kadar! Çünkü eğitim hayatınız boyunca almış olduğunuz tüm o İngilizce dersleri, yetmezmiş gibi gitmiş olduğunuz kurslar, hazırlık sınıfları ve bazen de geçmek zorunda olduğunuz akademik dil sınavları ister istemez sizi bir dilbilgisi canavarına dönüştürdü, fakat sanırım farkında değilsiniz. Lakin dilbilgisi canavarı olmanız, İngiliz dilini akıcı bir şekilde konuştuğunuzu ve anlama becerinizin üst seviyede olduğunu göstermediği gibi, sizin gibi ikinci yabancı dil olarak İngilizce konuşanlarla rahat iletişim kurarken, ana dili İngilizce olanlar ile sorunsuz iletişim kurmanızı da sağlamaz. Bunun neticesinde toplumsal bir sorun haline getirdiğimiz İngilizce ile aranız hiç de iyi olmayabilir. Merak etmeyin, suç sizde değil. Suç, dili beslendiği kültüründen koparan o müfredatlarda!
Suç sizde değil elbet, ancak yine de müfredatın değişmesini beklemek sizi suç ortağı yapar. Topun ayağına gelmesini bekleyen bir futbolcudan, topa koşan bir futbolcuya dönüşmek inanın hiçte zor değil. Sadece farklı kültürlere açık olmanız ve bir dili kendi kültürü çerçevesinde değerlendirmeye çalışmanız, tabir-i caizse bir İngiliz düşünce yapısına sahip olmanız, bu dili konuşmanıza engel teşkil eden ne varsa ortadan kaldıracak ve kendinizi ifade edebileceksiniz. Lakin dil öğrenimi, sıkı disiplin ve yüksek motivasyon gerektiren süreçlerin başında gelir. Pes etmemek ve dili bir problemden ziyade çözdükçe daha da çözmek isteyeceğiniz bir bulmaca olarak görmek bu süreci eğlenceli hale dönüştürmenize yol açacaktır.
İşte bu blog ile hep birlikte dilin biçimsel boyutundan kültürel boyutuna olan geçişini küçük ama etkili örnekler sayesinde göreceğiz. Bu sayede dili anlama ve konuşma becerinizin zaman içinde nasıl da geliştiğini fark edecek ve artık sorulan o malum soruya tereddütsüz cevap verebileceksiniz…








