1. Gece
Yaşadıklarımı kelimelere dökerken objektif yaklaşamamaktan korkuyorum her seferinde... ama gidiyorsun ve sen giderken sana hak vermemi istiyorsun. Üstelik bu gitmek istemelerine kılıf arayan taraf yine benim. Oysa ki çok basit. Sevseydi gidemezdi, ne kadar giderse gitsin bir yanı kalmaz mıydı? Veda etmek canımı çok yakacak olsa da sen giderken büründüğüm ya da bürünemediğim tüm o olgunluklarım ile kalan güçlü yanıma sarılırken gidişini izliyor olacağım. Sonra muhtemelen dizlerimin üzerine çökeceğim. Yalnız kalacağım. Keşke varlığından habersiz yaşasaydım, bir ömür boyu... seni tanımadan yaşıyorlar ne büyük eksiklik derdim oysa ki... Bazen bazı kötü hisler güzel şeylere sebebiyet verirmiş, dizlerime yeniden kendim üfleyeceğim. En güzel kahvaltıları kendime hazırlayacağım ve gelmiyorsun diye Bozcaada’ya gitmemezlik yapmayacağım. Oranın sonbaharda sensizde güzel olabileceği fikri ile günlerce kavga edeceğim. Belki’yi geçmiş zamana dayanan cümlelerimde kullanmak bişey değiştirmez artık. Benim bundan sonra’lı cümlelerim olmalı. Payına düşeni almış, kabullenmiş, umut vaadeden...
Söz veriyorum, üzerine çöktüğüm dizlerime kendim üfleyeceğim, kendime çok güzel kahvaltılar hazırlayacağım, Bozcaada’ya gideceğim ve orası bu mevsimde sensiz de çok güzel ...












