#kamusalalan #l'espacepublic #publicspace #9tl

seen from France

seen from United States
seen from Russia

seen from United Kingdom

seen from Russia
seen from United States
seen from Japan
seen from China
seen from China
seen from Bangladesh
seen from Germany
seen from China

seen from Australia

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from Sweden

seen from Bulgaria

seen from United States
seen from Singapore
#kamusalalan #l'espacepublic #publicspace #9tl
MAKE DOLMA NOT WAR @Yerevan
Küresel Ayaklanmalar Çağında Direniş ve Estetik
30/5/2015/
skopbülten /
Begüm Özden Fırat, Aylin Kuryel
Emek Sineması'nın yıkımına karşı protesto, 14 Nisan 2013. Fotoğraf: Muhsin Akgün
Sanat - Siyaset - Estetik
25 Ocak 2011 tarihini milat alan Mısır Devrimi’nin ardından şöyle yazıyordu Hamid Dabashi: “Eğer sanatın rolü bize imkânsız görünenlerin özgürlükçü siyasetini hayal etmekse, sanat, devrimci siyasetimizi takip etmekten ziyade ona liderlik etmelidir”. Dabashi’ye göre, “Batı dünyasında Tahrir Meydanı devrimci ayaklanmanın amblemi haline geldiyse, sanat çevreleri de bu devrimci zamanlardan doğacak sanatı yansıtmalı, hatta öngörmelidir”. 2012’de gerçekleşen 7. Berlin Bienali’nin küratörleri Artur Żmijewski ve Joanna Warsza ise, Bienal’e katılmak isteyen sanatçıları politik görüşlerini açıklayan bir metin yazmaya davet ederken, Amerika ve Avrupa’daki işgal hareketlerini de Bienal’e katılmaya çağırmışlardı. Bienal’in konsepti “Gerçekten işe yarayan, gerçekliğe damgasını vuran ve siyasetin icra edilebileceği alanlar açan işler sergilemek” olarak belirlenmişti. Öte yandan, 2013 sonbaharında açılması planlanan 13. İstanbul Bienali, hemen öncesinde yaşanan Gezi Direnişi’nde gözler önüne serilen hakikati temsil edemeyeceği gerekçesiyle eleştiriliyor, Bienal’in iptal edilmesi gerektiği yönünde beyanatlarda bulunuluyordu. Gezi “şimdiye kadar gerçekleştirilmiş en büyük enstalasyon, en büyük bienal” olduğu için Bienal’in varlık nedeninin ortadan kalktığı, lüzumsuz hale geldiği iddia ediliyordu. Bienal’in küratörü Fulya Erdemci, eleştirilere cevaben, devrimin değil bir serginin küratörü olduğunu belirtiyordu. Hakikat, temsili aşmış; Dabashi’nin iddiasının tam tersine, “devrimci” siyaset imkânsızı hayal etmekle kalmamış, hayata geçirmiş, sanatın araçlarını elinden almıştı.
Günümüzde sanat kurumlarının karşı karşıya kaldığı çetin sorulardan bir tanesi, finansallaşma ve sermaye tarafından araçsallaştırılma karşısında alınacak doğru “politik” tavra dairse, bir diğeri de siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel alanları kökünden sarsan küresel ayaklanmaların kurumsal sanat alanında yol açacağı dönüşümlerin nasıl içerileceğisorusu. Bahsi geçen bu üç “vaka”, kurumsal sanat alanının, 2010’da Tunus’ta başlayıp tüm dünyaya yayılan ayaklanma ve devrim süreciyle ilişkilenme(me) stratejilerinden birkaçını tasvir ediyor. Dabashi’nin sanata biçtiği liderlik rolü; Żmijewski ve Warsza’nın, sanatın politik etkisini “dışarının” içeriye dahil edilmesi üzerinden kurma çabası; ve İstanbul Bienali’nin varlığının, “dışarı”sı tarafından tehdit edilmesi gibi örnekler, sanat ve siyaset alanlarının birbirlerine yaklaştıkları bir dönemin özgün birer ürünü olarak görülebilir: sanatın ve siyasetin, ayrı ama birbirinden beslenmesi gereken alanlar olduğu varsayımıyla yola çıkılan bir dönem.
Devamı:
http://www.e-skop.com/skopbulten/direngezi-kuresel-ayaklanmalar-caginda-direnis-ve-estetik/2482
"Mekânsallık / Sanat Üretiminde Eşzamanlılık Durumu" Sempozyumu Bildiri Gönderimi
"Mekânsallık / Sanat Üretiminde Eşzamanlılık Durumu" Sempozyumu Bildiri Gönderimi
MSGSÜ AKSAM ve Yoğunluk'un organizasyonuyla, 11-12 Mayıs 2015 tarihlerinde "Mekânsallık / Sanat Üretiminde Eşzamanlılık Durumu" konulu bir sempozyum gerçekleştirilecek.
Disiplinlerarası bir çerçevede, çağdaş sanattan tiyatroya, müzikten performans sanatlarına uzanan, mekânı ve mekânsallığı kendi varoluşunun bir parçası olarak gören sanat ürünleri ve onları ortaya koyan sanatsal eylemler sempozyumun ana konusunu oluşturuyor. Sempozyuma katılmak isteyenlerin, bildiri özetlerini en geç 15 Ocak 2015 tarihine kadar sempozyum sekreteryasına göndermeleri bekleniyor.
Sempozyumun ana konsepti, katılım koşulları ve sempozyum takvimi ile ilgili bilgiler [email protected] adresinden talep edilebilir.
SEMPOZYUM TAKVİMİ Özet teslimi 15 Ocak 2015 Özet değerlendirme duyurusu 15 Şubat 2015 Bildiri tam metin teslimi 11 Mayıs 2015
BİLİM KURULU Aykut Köksal Mehmet Nemutlu Gülşen Özaydın Önay Sözer Uşun Tükel
DÜZENLEME KURULU Ömer Devrim Aksoyak Nil Aynalı Eğler İsmail Eğler Semra Güler Elif Tekir Saadet Tuğçe Tezer
ÖZET TESLİMİ Bildiri özeti teslimi, 15 Ocak 2015 tarihinde maksimum 500 sözcük içinde katılımcının kimlik bilgisiyle birlikte, telefon numarası ve e-mail adresi bilgilerini içerecek biçimde, aşağıda belirtilen sempozyum iletişim adresine iletilecektir.
SEMPOZYUM İLETİŞİM ADRESİ [email protected]
Sempozyum bilgilerine dökümanlar bölümünden ulaşabilirsiniz
AVARELER
http://e-skop.com/skopbulten/avareler/2236
Avareler, 2010 yılının sonlarına doğru Ankara’da kurulur. İlk işleri, Ankara-Eskişehir yolu üzerindeki bir inşaat noktasının tahta paravanlarına yapılmış 14 metre uzunluğundaki “Doors dinle içki iç Ankara” yazılaması olur. Bir süre küçük çaplı yazılama ve yapıştırma teknikleriyle sokaklarda çalışmaya devam ettikten sonra, gruba yedi kişinin daha katılmasıyla birlikte büyük reklam panolarında bir gecelik kaçak bir sergi açmaya karar verirler. Bu, Avareler grubunun ilk büyük işidir. Pek çok kaçak müdahalenin ardından, 37 kişinin katılımıyla, reklam panolarındaki reklamların indirilip katılımcıların işlerinin asıldığı “40 haramiler” kaçak sergisini gerçekleştirirler.
Bal Porsukları Partisi
Avareler grubu, 30 Mart 2013 tarihli yerel seçimler öncesinde hayalî bir parti kurar. Partinin kadrosu, vaatleri, görselleri, iki gece süren bir çalışma sonucunda Ankara’daki reklam panolarına yerleştirilir. Amaç, seçimlerin çok öncesinden itibaren ülke genelinde sokakları, reklam panolarını, sokak lambalarını, ağaçları, kısacası kamuya ait her yeri işgal eden parti propagandalarının tacizine direnmektir. Bal Porsukları Partisi’nin kadrosu ve vaatleri şöyledir:
Ankara Büyük Şehir Belediye Başkan Adayı – Cemal Süreya: “Biz şimdi yan yana geliyor ve çoğalıyoruz,ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını,işte sizi o gün tanrılar bile kurtaramaz”
Yazı işleri Müdürlüğü– Emma Goldman:“Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı, ne olur ne olmaz siz yine de bize verin.”
Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü – Ulrike Meinhoff : “Nerede kalmıştık”
İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü – Herman Hesse: “Milli Kütüphane’yi nizama sokacağız.”
Özel Kalem Müdürlüğü – J.D. Salinger: “Gençlerimizi dershane çarklarından kurtarıp çavdar tarlalarına, özgürlüklerine kavuşturacağız”
Strateji Geliştirme Müdürlüğü – Sabahattin Ali: “Memur kenti yaftalamalarını bitirmeye geliyoruz”
Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü – Nick Cave: “Halk konserlerinde yeni bir döneme başlıyoruz”
Etüd Proje Müdürlüğü – Fikret Mualla: “Belmekleri kapatacağız”
Mali Hizmetler Müdürlüğü – Jacques Mesrine: “Tüm halkımıza tüm bankalardan karşılıksız kredi imkânı”
Dış İlişkiler Müdürlüğü – Quentin Tarantino: “Asıl filmi 30 Mart’tan sonra çekeceğiz”
Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü – Marlon Brando: “Hükümeti reddedemiyecekleri bir teklif ile devireceğiz”
İmar ve Şehircilik Müdürlüğü – Antoni Gaudi: “Şehre yapılan TOKİ tecavüzüne dur diyeceğiz”
Sivil Savunma Uzmanlığı Müdürlüğü – Bruce Lee: “Bozuk düzene bir ölüm yumruğu istiyorsanız biz hazırız”
Etüd ve Projeler Müdürlüğü – Erik Satie: “Opera ve tiyatro talanlarını durduracağız”
Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü – Gandhi: “Toplum hayatı için bireysel özgürlük ve bağımsızlık şarttır”
Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü – Patti Smith: “Tüm ülke kadın kollarının gücünü tanıyacak”
Destek Hizmetler Müdürlüğü – Ian Curtis : “Kontrolü kaybetme vakti geldi Ankara”
İç Denetim Kurulu ve Denetim Müdürlüğü – Neyzen Tevfik: “Kimse rakımızın,şarabımızın saatlerine karışamayacak”
Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü – Jean Luc Godard: “Halkı uyutan entrika dolu Türk dizilerini durduracağız”
Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü – Tatanka İyotake: “A.O.Ç’de doğadan başka bir şey olmayacak”
Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü – Marcel Duchamp: “Değişime Ankara’daki gereksiz şelalelerden başlayacağız”
Teftiş Kurulu Müdürlüğü – Paul Klee:“Sanat ve mimariyi birleştirmeye geliyoruz”
İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü – Terzi Fikri:“Yeniden tüm sökükleri dikmeye geliyoruz”
Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü – Salvatore Giuliano:“Köylümüzün ve çiftçimizin yüzü yeniden gülecek”
Dış İlişkiler Müdürlüğü – Socrates:“Bize sadece bir pas verin,sonra arkanıza yaslanın ve izleyin”
Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü – Rosa Parks: “Ayrımcılığı bitirmeye ve ücretsiz ulaşımı getirmeye geliyoruz”
Park ve Bahçeler Müdürlüğü – Bonnie & Clyde:“Kamusal alanda aşka özgürlük getireceğiz”
Avareler’in tüm çalışmalarına Facebook’ta kurdukları avareler sayfasından bakabilirsiniz.
Romantizmin Yankısı: Eylemci Sanat ve Burjuva Hayat Deneyiminin Sınırları
Kaynak:
http://e-skop.com/skopdergi/romantizmin-yankisi-eylemci-sanat-ve-burjuva-hayat-deneyiminin-sinirlari/1588
17/10/2013/ skopdergi - Sayı 5 / AK Thompson, Çeviri: Elçin Gen
1999-2003 yılları arasındaki küreselleşme karşıtı mücadeleler, bunlara katılanların hafızalarında olağanüstü yaratıcı cesaretiyle yer etti. Hareketin –yatay örgütlenme biçimleri geliştirme ve müesses iktidarla şiddetli çatışmalara girme gücünde kendini gösteren– taktik yaratıcılığına, yaygın estetik müdahaleler eşlik ediyordu. “Kendin-yap” (DIY) etiği ile, popüler kültürel müdahalelerden devşirilecek zevk duygusunu birleştiren eylemciler, bu dönemde büyük bir hevesle dünyayı kendi arzularınca donatmaya başladılar. Yeni Sol sonrası kuşağın, toplumsal değişimin ekmek kavgasından ibaret olduğu izlenimi uyandırmaktan başka işe yaramayan yavan kampanyalarından sonra, küreselleşme karşıtı hareketler ekmek kadar gül de istediklerini açık ve net biçimde ilan ettiler.
Hareketin, Eric Drooker ve Banksy’nin eserlerine büyük ilgi göstermesine de bu bağlamda bakabiliriz. Bu iki sanatçı, farklı kodlarla çalışsalar da, toplumsal hareket kültürü içinde önemli birer görsel referans haline gelmiş ve yeni direniş ruhunu yakalayıp şekillendirmiştir. Yazının ilerleyen bölümlerinde, kısmen, bu karşılıklı uyuma [resonance] dair yorumlarda bulunacağım. Ancak, bu iki sanatçının müdahaleleri kimi zaman esin verici olmakla birlikte (ve hâlâ pek çoğumuza hitap etseler de), hareketin analizi açısından bakıldığında, onların çıkışlarının tam olarak ne ifade ettiğini sormamız gerekiyor. Biraz daha açarsak: Hareketin ruhunu yakalayan [resonant] imgelerin içeriği, bize hareketin kendisi hakkında ne gibi ipuçları verebilir? Daha da açalım: Drooker ve Banksy, hareketin tarihî ve siyasi imkânlarına işaret eden birer gösterge işlevi görebilir mi? Eğer görebilirse, önümüzde duran mücadele alanı ve siyasi hedefler hakkında hangi gerçekleri açığa çıkarmaktadırlar?
Yazının devamı:
http://e-skop.com/skopdergi/romantizmin-yankisi-eylemci-sanat-ve-burjuva-hayat-deneyiminin-sinirlari/1588
Sanatta Bir Özgürleşme ve Kapatılma Biçimi Olarak Grafiti
Kaynak:
http://e-skop.com/skopbulten/tezler-sanatta-bir-ozgurlesme-ve-kapatilma-bicimi-olarak-grafiti/2054
28/7/2014/ skopbülten
Grafitinin insanlık tarihi kadar eski geçmişi, geleceğin etik ve estetik değerlerini içinde taşıyan yenilikçi yapısı, onu günümüzün en çok analiz edilmeyi bekleyen sanat dallarından biri yapıyor. Sanatın özgür düşünce ve üretimle ilişkisi daima önemli olmuştur; çağdan çağa sanatın özgürlüğünü etkileyen unsurlar ekonomik, politik, sosyal ve etik sebeplerle değişmiştir. Bugünün sanatı gösteri ve tüketim toplumunun sonucu olarak kültür endüstrisi ve buna bağlı kurumların kültürel, ekonomik ve politik yaklaşımlarına koşut bir biçimde normalleştirilmiş, kontrol altına alınmıştır. Müzeler, galeriler, küratörlük sistemi ve onların bağlı oldukları büyük ölçekli şirketler sanatçıyı ve sanatı ancak bu firmaların politikalarının yönetiminde ve kontrolü altında özgür bırakıyor. Büyük bienaller ve sergiler sanatçılar ve onların yenilikçi fikirleri için ortam olurken özgürlüklerinin sınırlarını da belirliyor.
Bu yüzden, günümüz sanatçısı aktivist, politik, eylemci tavrını arttıran bir paralelde sanatta siyasallaşmaya doğru kayarken bu kıstırılmışlığını da aşmanın yolu olarak sansasyonel bir yöne kaymaktadır. 1980’lerde etkisinin yittiği düşünülen sanatta üçüncü uzam olarak sokak ve sistemin ehlileşmemiş yeni fikir üreticileri olarak organik entelektüellik kavramları devreye girmektedir. Her türlü fikrin metâya dönüştürülebildiği günümüzde, saygınlıktan başka beklentisi olmayan, metâsız bir sanat ortaya çıkıyor. Aslında sanatın ve özgür düşüncenin temel çıkış noktası olan bu pratik, yaratıcılığın kültür endüstrisi ile olan anlaşmasının sona erdiğinin göstergesidir. Her şeye rağmen, grafiti, ticari bir metâ olarak tüketilen bir altkültüre dönüşse de, bugün galeriler ve sergiler dizgesinde yer almayı reddeden bir grup sanat aktivistinin yaşattığı şekilde gelişen bir gramere sahip. Bu tez bugün grafitinin ve ona bağlı post-grafiti ya da yeni yeraltı sanatının ortaya çıkış ve gelişim süreçlerini inceliyor.[1]
Yazar: Ferhat Kamil Satıcı
Danışman: Prof. Dr. Ayşe Özel; Prof. Dr. Bünyamin Özgültekin; Prof. Dr. Sefer Ada
Yer Bilgisi: Marmara Üniversitesi / Eğitim Bilimleri Enstitüsü / Resim Bölümü / Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı / Resim Öğretmenliği Bilim Dalı
Yılı: 2009
Banksy Muraline Sansür
Kaynak:
http://e-skop.com/skopbulten/banksy-muraline-sansur/2138
3/10/2014/ skopbülten
“Göçmenler dışarı”, “Afrika’ya dön”, “Solucanlarımızdan uzak dur”.
Geçtiğimiz günlerde Banksy’nin Essex eyaletindeki Clancton-on-Sea kasabasında yaptığı bir duvar resmi, yerel yönetim tarafından ‘ırkçı’ ve ‘saldırgan’ olduğu gerekçesiyle silindi. Muralde, egzotik bir kuşu alanlarına sokmak istemeyen güvercinler resmedilmişti.
Banksy’nin muralinin ‘ırkçı’ olmak şöyle dursun, ırkçılığı ve halihazırda Britanya’yla birlikte tüm Avrupa’yı saran göçmen düşmanlığını hedef alan bir hiciv olduğu ortada. Guardian yazarı Jonathan Jones, eserin biçimsel özellikleri açısından da ırkçılık fikrini uyandırmasının imkânsız olduğunu yazıyor: “Kara kuru güvercinler ile renkli ve sevimli kırlangıç arasındaki tezat bundan daha güzel verilemezdi. Resme bakan herkesin kırlangıcın tarafını tutacağı kesin. Banksy duvardaki iki farklı dokuyu büyük bir ustalıkla kullanarak güvercinlerin dünyası ile kırlangıcınki arasında tezat yaratmış: Güvercinlerin durduğu yer pek de cazip değil, buna rağmen onu son solucanına varana kadar kendilerine saklamak istiyorlar.” Jonathan Jones yazısını şu sözlerle noktalıyor: “Muralin yok edilmesi korkunç bir sansürdür. Banksy, hakikati ifşa ettiği için yasaklandı.”
Barbican’da düzenlenmesi planlanan serginin iptaliyle aynı günlerde yaşanan bu olay, (haklılığı-haksızlığı bir tarafa) ırkçılık suçlamasıyla bir eserin yasaklanmasının meşruiyeti konusunda düşündürüyor. Yakında ırkçılık da, “müstehcenlik”, “genel ahlaka aykırılık” veya TCK’nın 125. maddesindeki “şerefe karşı suçlar” gibi, salt bir sansür gerekçesi haline gelebilir. [EG]