Ben şıralı, tam Türk işi olan tatlıları sevmedim, sevemedim. Baklavanın cevizlisiymiş fıstıklısıymış kurusuymuş sütlüsüymüş; kadayıfın burması düzü örgüsüymüş… Hiç çekmiyor beni. Hatta evimize ilk taşındığımızda sokağın karşısındaki kadayıfçıya bu tatlıları sevmediğimi söylediğimde, “sevmiyorsunuz çünkü daha önce benim kadayıfımdan yemediniz!” diyerek fıstığa bulanmış kadayıf parçasını ikram etti. Bir lokmacık yiyemeden, adamcağızı da mutsuz etmemek için elimin içinde kadayıfı saklayarak “hmmm evet güzelmiş” dedim ama adam meğer o eziyet çektiğim halimi çoktan görmüş ve küsmüş bana. Her neyse, bir tek fıstık ezmesi ( o da şırasız, saf olan, hani en pahalısı) ve ayda yılda bir de sütlü nuriye (bir parçacık) yiyorum anlayacağınız. Uzun bir dönem Gaziantep’e git gel yapmış Furkan’ın “bir gün seni katmer yemeğe götüreceğim.” sözlerinin, mekana gidip o katmeri görene kadar hiçbir anlam ifade etmediğini de söylememe gerek yok sanırım. Neyse yıllar geçti ve biz sık sık önünden geçtiğimiz Köşkeroğlu’nda bir akşam katmer yemeye gittik. Önüme gelen ılık ve yeşil tatlının az şekerli ve çok fıstıklı olması yanında baklavanın aksine o çıtır çıtır katların az olmasından dolayı kendisine sevgim arttı arttı ve hiç de tahmin etmediğim şekilde o tatlıyı yemeye başladım. Katmerin içinde fıstık, kaymak ve Gaziantep’tekilerden biraz daha fazla oranda şeker var. Sıcak sıcak servis ediyorlar, bir porsiyonu benim gibi 4 kişi, normalde de 2 kişi doya doya yer. Fiyat olarak da bir katmer ve 2 çaya 30 lira verdik.
Mekanda kebap, lahmacun, içli köfte gibi harika yemeklerimiz dışında pastane tarafında görsellerdeki gibi pastalar da vardı, baya güzel duruyordu valla. :)
Ha bu arada, katmerden sonra diğer şıralı tatlılara da sevgin arttı böylelikle diyorsunuz değil mi? Ha ha, şakacılar sizi…











