110 gün önceydi…
Hayat o kadar sürprizlerle dolu ki, bir zaman sonra ne olacağını bilmeden yaşıyoruz. Hayata sımsıkı tutunup, kendime bir hedef koymuş tüm gücümle bu hedefe giderken başıma hiç olmayan bir sakatlık geldi ve tüm hayat enerjim damarlarımdan çekildi…
Halen etkisinde olduğum o günü yaşamanın ne büyük bir acı olduğunu daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Yeniden bahsedip böyle bir tekrar yaşamak/yaşatmak istemiyorum.
“Elbette her olumsuzluğun içinde bir nebze de olsa olumlu bir yan vardır” felsefesiyle kendimi, hayata bağladım. Bu olumsuz sakatlık sırasında ailem, kardeşim, değeri büyük insanlar ve ekip arkadaşlarımın destekleri benim en büyük dayanağım oldu. İçimde ki bu inatçı taraf beni adeta yakamdan sürükleyerek bugünlere getirdi. Olumsuzluğun içinde ki olumlu yanlar ne diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Benim sakatlığım için bu olumlu yanlar, sakatlanmamak için ne yapmam gerektiğini bana öğretmesi :) ve daha bir çok güç egzersizi öğrenmemin yanı sıra, hedeflerime ulaşmam için neler yapmam gerektiğini acı tecrübeler ile birlikte öğretti. Şimdi daha bi güçlü hissediyorum kendimi, geçmiş hedeflerime uzak olduğumu bilsem de, geleceğe dair daha büyük hedefler koymanın kimilerine göre hayalci bir yaklaşım gibi gelse de, aslında başarmanın hiçte o kadar zor olmadığını görmemi sağlıyor.
Artık geçmişe göre daha bir bilgi ve tecrübe sahibiyim, bu sebepten dolayı aslında bir o kadar da güçlü olduğumun bir kanıtıdır. Zaten pes etmeyerek güçlü olabiliriz. Pes edeceksek savaşmanın yada mücadele etmenin bir anlamı olmayacaktır…
Sakatlığımın yıkıcı yanının geçmişte en yoğun yaşanmış olduğu bu saatlerde, bugün mutluluğumun zirve yapması manidar bir durum olsa gerek. Dün zirveye yaklaşmıştım ve o güne kadar çıktığım tüm yokuşlardan geri aşağıya inmek zorunda kalmıştım, bu gün yeniden zirveye doğru tırmanışım başlıyor. Bu sefer daha hızlı ve daha mutlu olacak…
Şimdi koşmaya gidiyorum, özlediğim ve hasret duyduğum adımları atıp geleceğim.
Koşmaya gitti…
İnsan ruhunun dinginliğini çok önemsiyor ve bu dinginliğin sürmesi için elinden geleni yapıyor…
Dini bir ritüele hazırlanırcasına dinginlik ve hassaslıkla koşu kıyafetlerimi giydim. [Erkek adam tayt giymeyi özler mi? Ben özlemişim… :) ] Her türlü soğuk hava durumunu düşünerek giyindikten sonra, arabaya atladığım gibi doğru Anıttepe Koşu Parkuruna gittim, yoldaki inanılmazdı, trafikte bu kadar sakin olabildiğimi pek hatırlamıyorum, huzur bir kere gelince insan bir başka oluyor…
Sabahtan mutlu haberi ilettiğim Ekip arkadaşlarıma, birkaç tanesinin Anıttepe’de olacağını bildiğimden hem onlarla koşacak olmam, hem de koşacak olmamın heyecanı içinde Anıttepe’ye vardım. Düşündüğümden daha önce varmıştım, her şey bu kadar hazırken (zaten onlarla koşsam yetişmem de zor olacaktı) erkenden başladım. Telefon uygulaması, koşu saatimi açıp kendimi rahat hissettiğim bir tempoda (5:10 pace) ilk adımlarımı atarken, rüzgarın nameleri benim için hazırlanmış olan bu muazzam konser salonunda kulağıma çalınıyor, gökyüzünde bulunan yıldızlar binlerce seyirci gibi bu güzel müziğe eşlik ediyorlardı… [Abartarak yazmak istedim… :) ]
İlk nefes alışlarım elbette aylar öncesinde olduğu gibi değil, daha sık ve derinden alınıyordum. [Düşündüğün gibi bir tabirle değil :) ] Aklım sağ ayak bileğimde, tüm beyin kontrollerim yaralı bölgemi kontrol etmekten biran bile vazgeçmiyor, kontrolü elden bırakmadan adımlarımı yer yer kısıyordu. Sol bacağım “hadi daha da hızlanalım ne yavaş adamsın” diyerek sol bacağımı gaza getiriyor. Sağ bacağım “yaşlıyım ben” diyerek karşılık verirken. Yer yer uyum, yer yer hızlanma ve yavaşlamayla aylar sonra ki 2k’mı tamamladım. Saati bekleterek 1-2k yürüyerek kendimi kontrol ettim. Kontrollerim sonucunda devam edeceğime karar verip, öncesinde gelen arkadaşlarımı selamlayıp piste attım kendimi…
Yine aynı müzik çalınıyordu kulağıma, son 500m'ye girerken uzaktan Koşu Kadını’nın [sağ olsun kendisi çok sevdiğim bir arkadaşımdır. Gerçi her Ekip arkadaşımı ayrı sevdiğim doğrudur… :) ] “Biri şuna bir şey söylesin, çok hızlı” sözleriyle irkilip, gelen arkadaşlarımın yanına gittim. Ayak üstü biraz sohbet sonrasında birlikte kalan mesafemi tamamlayarak, arkadaşlarımı yapacakları interval antrenmanın coşkusuyla bırakarak arabaya gidip evime doğru yola çıktım. Terlemek ne güzelmiş, özlemişim…
Not: Akşam yenilen keki sonradan öğrendim ve aklım kaldı. :)
Şimdi biraz daha zor…
Evet artık önümde ki, iyileşme dönemi daha bir zor, hızlı gitme isteğim, uzak geçirilen zamanların verdiği kayıplar, bazı zamanların hissettirdiği; bir elin beni iki duvar arasına sıkıştırmaya çalıştığı zamanlar...
Elbette kolay olacağını söylemiyorum, zor olana varmışken vazgeçmek, kolaycılıktır. Şimdi daha bir güçlü olma zamanı. “Gölgelerin gücü adına güç bende artık” diyerek güçlenemeyeceğime göre, sabır denilen taşın yardımıyla gelecek günlere daha iyi hazırlanıp, gülüp, eğlenip ve coşkumuzu birleştirerek, koşmaya devam edeceğiz…
Herkesin desteği ve gülen yüzü için teşekkürler.
Sizleri seviyorum…















