sessizliğin intiharı fısıldadığı uçurumun kenarında, içimde sana sırılsıklam uyanan kimsesiz sokaklar. her biri çıkmaz, her biri sen.
seen from Türkiye
seen from United States

seen from United States
seen from Albania

seen from Italy
seen from United States
seen from Yemen
seen from Yemen

seen from United States
seen from China

seen from United Kingdom
seen from Yemen
seen from United States
seen from Belarus

seen from Netherlands
seen from Canada

seen from Malaysia
seen from Canada

seen from Romania

seen from United States
sessizliğin intiharı fısıldadığı uçurumun kenarında, içimde sana sırılsıklam uyanan kimsesiz sokaklar. her biri çıkmaz, her biri sen.
sayfalarca sustum.
zamanın her şeyi iyileştirdiğini söyleyenler, bir insanın başka bir insanda nasıl mahsur kalabileceğini hiç bilmeyenlerdi.
kelimelerimin etrafına ördüğün duvardan beni çekip çıkaramazsın artık, çünkü sen de o duvarın bir taşısın sevgilim. sokaktan geçen yabancıların yüzünde kendi kayboluşumu seyrediyorum her sabah. hepsi sanki benim için hazırlanmış bir sessizlik ayininin zoraki davetlileri. bir süre sonra bu ağır sessizlikten yorulacaklarını, bakışlarını kaçırıp kendi kalabalıklarına döneceklerini çok iyi biliyorum. ışıklar söndüğünde ve geriye sadece boş sandalyelerin soğukluğu kaldığında, ne kadar büyük bir gürültüyle tek başıma kaldığımı bir ben anlayacağım. senin hiç uğramadığın uzak kıyılarda, insanın kendisiyle bile yabancılaşarak nasıl eksildiğini sen tahmin bile edemezsin. ama asıl canımı yakan göğsümün ortasında büyüttüğüm bu kimsesizlik değil. senin ardında bıraktığın devasa iyileşmez boşluğun ta kendisi. dünyanın bütün terk edilmişlikleri üst üste gelseydi, senin bende bıraktığın tek bir gitmenin yarattığı hasar kadar canımı acıtamazdı sevgilim.
kokun üstüme sindiğinden beri, tenim bana yabancı.
öğleden sonra mahalledeki küçük parka yürüdüm. hani seninle oturup ağaçların yapraklarını saydığımız, rüzgârın yönünden yağmurun geleceğini tahmin ettiğin bank varya. oraya oturdum. elim gayriihtiyari ahşabın üzerine gitti, senin o gün çakınla kazıdığın, adımızın baş harflerinin olduğu küçük yere. yağmurlar yağmış, rüzgârlar geçmiş, tahta kararmış ama iz hâlâ orada duruyordu. parmak uçlarımla çentiğin derinliğini hissettim uzun uzun. sonra yanıma yaşlı bir adam oturdu, cebinden bir paket bisküvi çıkarıp önümüzdeki güvercinlere fırlattı. kuşlar kapışırken havaya kalkan kanat sesleri içimde bir yerleri yırttı sanki. yaşlı adam bana döndü, "hava da iyice soğudu evlat," dedi. yüzüne baktım. dudaklarım kıpırdadı ama sesim çıkmadı. "benim dünyam dondu amca, bu soğuk ne ki," diyemedim.
kimseye tek bir sitemim yok, sadece çok üşüdüm açık bırakılmış pencerelerin önünde.