İkinci meze: İtalyan usülü yemek yemek
Ecnebilerin dediği gibi; "Roma'dayken Romalılar gibi yapacaksın!" İtalya'nın nesi özeldir sorusuna çok yanıt bulunabilir. Bunlardan birisi de bence yemek yeme kültürü. İtalyanlar yemek yemekten büyük zevk alıyorlar. Özellikle dışarıda yediklerinde. Zira dışarıda yenilen yemekler çoğunlukla arkadaşlarla bir araya gelme vesilesi oluşturuyor. Ve Allah'ım... Öylesine zevk alıyorlar ki yemekten; bağıra çağıra, hatta, çığlık ata ata yiyorlar. İlk başta bu kadar gürültü biraz garip geliyor - ki biz de pek sessiz değilizdir hani! - ancak sonradan sonraya alışıyorsunuz. Mecbursunuz da. "Modus operandi" bu. Siz de bağırın! Hayat size güzel! İtalya'da turistik olmayan ciddi lokantalar dükkanı öğle ve akşamları açarlar. Hatta bazıları öğle vakti bile açmaz. Hummalı bir hazırlık yapılır. Akşamları yemek geç başlar ve genellikle geç biter. Dediğim gibi, bir sinemaya gitmek, efendim, çıkıp dolaşmak gibi bir fasıladır. Ve o fasılanın gerçek İtalyan lokntalarında belli fasılları da vardır. Roma'da birlikte ilerleyelim: 1. Rezervasyon. Genellikle 20:30 ve sonrası bir saat için. Mutlaka yapın. 2. Oturdunuz. Garson gelir ve hemen sorar: "Su nasıl olsun?" Yani, gazlı mı, gazsız mı? 3. Menüler geldi. İyi düşünün, çünkü, toplu sipariş vereceksiniz. İtalyan mutfağında geneli itibariyle dört tabak vardır: Başlangıç (antipasti), ilk tabak (primi piatti - makarna), ikinci tabak (secondo piatti - et veya balık) ve tatlı (dolci). İtalyanlar bunların hepsini sırayla yerler. 4. Garson geldi. Bir başlangıç söyleyin. Mesela, bir mozzarella di buffala neden olmasın? Notunu aldı, bekliyor. "Git, ben sonra derim" yok. Ciddi bir mekan ise size yemeği beklemeden getirmek ister, bu nedenle de siparişi topluca almayı yeğler. 5. Ok öyleyse, uyalım biz de. Güzel makarnalar var. Aman! Genelde bol kepçe gelir. Daha et yiyeceksiniz, gözünüzü seveyim. Şöyle yan masalara bir göz atın, makarna tabakları nasıl diye. Büyükse, problem yok, bir porsiyon pay edilir. 6. Garson onu da not aldı ve bekliyor sizden bir ikinci tabak tercihi. İtalyan etleri güzeldir. Özellikle Toskana bölgesinden gelenler. Roma usulü karpaçyo denemeye değer. İncedir. Üzerine limon sokarlar. I-ıh mı? O zaman, "filetto di manzo" adı altında her yerde bulabileceğiniz seçenek sizin için ideal. Sığır eti. Toskana mutfaklarında roka üstüne dikilmemiş etin tadına doyum olmaz. Balık ise, doğru yerde yendi mi, muazzamdır. 7. İçecek siparişi de verdik. Sonunda garson gitti. Sınav geçmiş gibi rahatladık. Şimdi ekmek gelecek, başlangıç tercihimiz ile. Siz, sormadan, çağırmadan, garson bütün siparişlerinizi güzelce getirecek. 8. Etimizi de yedik, afiyet olsun. Garson gene geldi, elinde defterle ve öldürücü soruyu sordu: "Dolce?" "Yenmez mi be kardeşim, yaz deftere!" dediniz tabii ki. Zorlamayın derim, ideal tercih ya sorbe ya da tiramísu olacaktır. İddiasının aksine, tatlıda İtalya bir Fransa, bir Türkiye değil. Tatlı yanına uygun bir içki de isteyebilirsiniz. 9. Tatlı da bitti. Garson gene geldi. Siz "ulan daha ne yiyeceğiz" isyanına girecekken, o "Amaro?" diyiveriyor. Bu ihtiyari işte. Sindirime yararlı, bol alkollü ve aromalı, ancak, sadece bir yudumluk içkiyi kastediyor. Limonçello, grappa, mirto vs. Güney İtalya mutfağı ise gittiğiniz yer, "getir paşam" derseniz, masaya şişeleri atar, ufacık bardaklarla. Siz tamam diyene kadar devam edersiniz. 10. Sindirim kolaylaştırmanın son aşaması ise kahve. Bu kadar yemeğin üstüne Amaro'nun bıraktığı delici etki kahve ile taçlanır. Mis gibi olur. 11. "Conto perfabore". Bu sefer söz sizde. Zaten saat geceyarısını geçmiştir. Garson da "hadi naş" moduna girmiştir. Yavaştan gitmeli. 12. Hesap gelir. "Abboooov!" dediyseniz; "neyse ama iyi yedik, eğlendik. Bunu Türkiye'de yesek, ohoooo kaç lira giderdi" tesellisi işe yarıyor. 13. Züğürt tesellisi: Servis genelde hesaba dahildir, "coperto" ya da ekmek adı altında. Bahşişe gerek yok yani! 14. Hesap ödendi. Kuş gibi hafifsiniz. Garsonlardan "arrivederla" ve gecenin Roması karşınızda. Doğrudan yatağa mı yoksa Trastevere'de devam mı, o artık size kalmış. İtalya'ya geldiğinizde bu ritüeli bir kere de olsa yapın derim. Ama, yineliyorum, böyle bir keyfi doğru bir restoranda yaşayın. İleride anlatacağım Il Nino (Piazza Spagna) ve Le Mani in Pasta (Trastevere) gerek mekanın özgünlüğü, gerek yemek kalitesi bakımından sizi memnun edecektir. Afiyet bal şeker olsun.













