FİRARDAYIZ
Üç günlük firardayız Perşembe akşamından bu yana. Yaşadığım coğrafyanın alışık olmadığı bir soğuk var . Tarlalarda yılın ilk sakız enginarı donmuş, bahçemdeki brokolilerin yaprakları toprağa yatmış, bahçevan kerevizin dondan yanan yapraklarını temizlemekle meşgul. Su depolarının motor giriş vanaları don yüzünden patlamış. Yağcılar köylüsü üzgün mü üzgün!! E hal böyle olunca güzel köyümü ve sıcacık evimi birkaç gün hava koşulları düzelip, borularda donmuş sular eriyene kadar terkediyorum. Malum mutfakla haşır neşir olmadan, yeni keşifler peşinde koşmadan durmak bana uymaz. Suyun hayatımızdaki önemini de bize hatırlatan bu soğuk hava dalgası tüm hızıyla bizi yine yakınlarda ama deniz kıyısındaki Çeşme evimize atıyor. İlk geceyi şaşkınlıkla atlattıktan sonra, ikinci günün sabahı o diyarlarda taze mi taze üreticinin dondan bir gece önce tarlasından topladığı ürününün peşine düşüyorum. Elimde birkaç malzeme var saat öğlen onikiyi gösterdiğinde. Bol sulu bir balkabağı, biraz taze hurma, az Bodrum mandalinası ( hani bol çekirdekli ama bir o kadar da mis kokanından). Ve herzamanki mandıramdan da taze koyun sütünden yapılma süzme yoğurt. Ne yapmalı derken mutfak rafında yazdan kalma bolca kabuk tarçın, muskat ve zerdeçal buluyorum. Tereyağını küçük çantamızı hazırlarken köy yumurtasıyla beraber aynı kaba koyduğumu hatırladım. Yaşadığımız her anın kıymetli olduğunu ve paylaşıldıkça daha da değer kazandığını öğreneli çok uzun yıllar oldu. En iyisi arkadaşları akşamüzeri çayında toplamak. Balkabağı ve tarçın vücuda ısı veren bir karışım. Ocakta dilim dilim balkabaklarını çok az şekerle pişirip püre hazırlıyorum önce. Bu arada French press'de hazırladığım kahvenin kokusu sarıyor mutfağı ama, zavallı kahve az sonra başına geleceklerden bir haber...Köpürttüğüm sıcak süt ile balkabağı püresiyle beraber kahveyi uzun bir çubuk yardımıyla karıştırıyorum ve latte bardaklarına pay ediyorum. Kapıdan girip eldivenlerini çıkaran arkadaşlarımın ellerine tutuşturuyorum. Isınmak için iyi bir çare oldu galiba, yüzler gülüyor... Pürenin kalanına bol toz tarçını ve rende muskatı, tatlı mı tatlı süzme yoğurdu ve köy yumurtasını ilave ediyorum. Tabanını eritilmiş tereyağlı bisküvi ile sıkıştırdığım kelepçeli kalıbın üzerini bu yoğun kıvamlı kremamsı balkabağı püresi ile doldurup, fırınlıyorum. 55 dakika sonra balkabaklı cheesecake hazır olacak. Çeşme de deniz suyu 10 mt. kadar geri çekilmiş. Kışın ağır şartlarına alışık olmayan Ege suları, "ben sana küstüm " dercesine uzaklaşmış kıyıdan. Ne tuhaftır ki bir sonbahar meyvesi olan hurma terketmemiş bu diyarları. Mevsiminde yemenin bilinciyle tezgaha seçici olarak uzanan ellerim, yine de sepette turuncu turuncu duran hurmaya dokunmadan yapamıyor. Hikayenin aslı bu üreticinin minik serasında kendi ailesi için yetiştirdiği hurmayı, bu mevsime kadar gayretle yaşatıp birazını da bizlerle paylaşma isteğiymiş. Hachiya ve fuyu adında iki çeşidi olan taze hurmadan Hachiya çikolata tadında olan olarak bilinir. Ama ben onun içerisinden nedense kayısı ve bal tadını buruk bir kıvamda alırım. İşte bu burukluğu dengeleyen iyi bir peynir de bana göre bu meyvenin en iyi eşlikçisidir. İçlerini bir kaşık yardımıyla temizleyip çatalla eziyor ve hazırladığım peynir tabağının yanına, sosluk içerisinde servis ediyorum. Dışarıdaki kış artık bizden uzakta... Ocakta tüten çayın kokusu, balkabağının bol baharatlı ve bir o kadar sihirli tadı, hurmanın mevsimsizliğiyle örtüşmeyen bal gibi lezzeti, biraz ateş, biraz sohbet ve bolca kahkaha...









