[RP] This is How We Do!
WASAKI MANNAMI
Yaklaşık yarım saattir yürüyordum. Yalnızlığın yüzümde oluşturduğu düz ifadeyle millete dik dik baktığım için yanımdan geçen bir kaç insan da göz temasından kaçınıyordu. Ay götüm. Ezbere bildiğim yolları yine sağıma soluma baka baka, sallana sallana gelmiştim. Demir duvarın ayrılıp parçalanan kısmından ayağımı atarak içeri girdim. Bu limanda bizden başkası olmazdı. Tabi köpekleri, kusları, balıkları ve diğer ıvır zıvırları saymazsak. Sağ yerde gördüğüm sopayı elime aldım. İki kez hoplatırken baştan aşağı süzdüm. Daha sonra yürümeye başladım. Eski konteynırların arasında ilerleken elimdeki sopayı sağa sola vurarak ses çıkarıyordum. Belki birilerini rahatsız etmeyi başarabilirdim. Küçüklüğümüzden beri yaptığım bir hareketti. Eskiden konteynırların zili olmadığı için yaptığımı söylerdim. Pek inandırıcı sayılmazdı. O zamandan bu yana yalan konusunda ilerleme katetmiştim.
Sevimli mavi konteynırımıza yanaşırken kapının açık oldğunu farkederek sırıttım. İçeride birileri olmalıydı. Kontenıra yaklaştıkca kapının kırık olduğunu farkettim. Elimde tuttuğum sopayı sıkıca kavradım. Geniş bir açıyla konteynıra girdiğimde bana dik dik bakan Tomohiro'dan başkası değildi. Elindeki kitabı indirerek "Harika. Günüm daha ne kadar güzelleşebilir diye merakla bekliyordum ben de." dedi. Sırıtışım yüzümde yayıldı. Yanına doğru yanaşırken "Ben de seni çok özledim bebeğim." dedim. Suratsız Tomohiro'ya eşcinsel şakası yapmayı seviyordum. Özellikle de bundan hoşlanmayışını. Ama alışmıştı işte. Bana dik bir bakış atıp "Sırnaşma." dediğinde çoktan dibinde bitmiştim bile. Kolumu arkasına atıp tek elimle gıdışını sevdim. "Sorun nedir bebeğim?" Derin bir nefes verip kapıyı işaret etti. "Kapı kırılmış ve içeri girdiğimde bir köpek mantar koltuğa işiyordu." diye söylendi. Çok fazla söylenen biri sayılmazdı. Ve keşiş ruhunun da hayvanlarla bir zoru yoktu. Buraya dinlenmek için gelmişti. Mimiklerine ve kitaptaki sıkıcı küçük puntolara bakılırsa zor bir gün geçirmiş olmalıydı. Onu azad etmeye karar verdim. Tepesinden inip kaçak elektriğe müteşekkir olduğumuz soğutucuya ilerledim. "Yeterince içkimiz olduğu sürece sorun yok." dedim. Soğutucunun kapağını açıp teneke bir kutu çıkardım. Havada sallayarak teklif ettim. Omuz silkti. Hava kararmak üzereydi. Bu saatte limonata içecek halim yoktu. Özellikle de çiş muhabbetinden sonra. Dolabın kapağını çarpıp kendimi köşesindeki koltuğa adeta attım. Boylu boyunca uzandığım yerde biraz dikilerek içeceği açtım ve ağzıma götürdüm. Ufak bir yudum aldıktan sonra önemli bir iş başarmışcasına gürültülü bir soluk verdim. Sonra ona bakmadan kapıyı işaret ettim. "Kapıya ne oldu dersin?"
YOSHIAKI SUKENO
kitapları çantama yerleştirdikten sonra sınıfın en güzel -tamam kabul ediyorum, ben sevdiğim için bana en güzel geliyor yoksa uzun bacaklı hyesu daha güzel- kızına doğru yaklaştım. benim yaklaştığımı gören nara boynumu kolunun altına aldı ve güzel saçlarımı karıştırmaya başladı. aaah bu hareket hiç flörtöz bi hareket değil güzelim! "bizim tatlış yoshi'miz doktora nasıl da payını verdi öyle? harikasın bebeğim."be-bebeğim? bunu iyi anlamda mı söyledi yoksaaaa kafamı çekmeye çalışıyordum fakat hyesu'da popoma bir şaplak attığında sinirlerim tepeme çıkmıştı. bu kızlar beni kolay sayıyorlardı. kendimi onlardan uzaklaştırdığımda ellerimle göğsümü çaprazlama kapattım. "hey vücuduma istediğiniz gibi dokunamazsınız bayanlar, sıraya girmelisiniz." kızların kahkahası arasından nasıl tıp okuduğuna şaşırdığım gerizekalı jack'in alaycı sesi yayıldı. "hey gay, ne kadar şanslı olduğunun farkında değilsin."gözlerimi devirdim, kimse benim gay olmadığıma inanmıyordu. NEDEN YA? tamam üstümde pembe bir tişört olabilirdi ya da bi kaç parti de çok sarhoş olduğum için bi oğlanı bi kere öpmüş olabilirim ama dur ya iki olabilir ya da üç. aaaah her neyse, ben gay değildim. burnumdan soluyarak ve hiç kimseye bir şey demeden hastanenin çıkışına yöneldim. ayrıca bir korkaktım, kendimi bile ifade edemeyen bir korkak. çocuklarda buluşma yerimize ilerlerken güneşin ne kadar harika olduğunu düşünüp rahatlamıştım bile. işte sinirimin geçmesi bu kadar kolaydı. yolda kendime dondurma almıştım ve tahmin ettiğimden daha hızlı yürüdüğüm için daha bitiremeden buluşma mekanımıza gelmiştim bile. içeri girdiğimde konuşan seslerin kime ait olduğunu çok iyi biliyordum. iki zıt karakterin ilk gelen olması iyi olmamıştı. şimdi ise benim wasaki ile aynı mekanda tomohiro'ya eziyet yapacak olmamız işi eğlenceli kılıyordu. dondurmamı seksi bir şekilde yalayarak içeri girdim ve "hellow biçız!" diyerek seksi hareketlerle içeri girdim. beni birileri bu çocukların özellkle wasaki'nin yanında görse gerçekten gay sanabilirdi. wasaki'ye doğru ilerlerken "dondurmamdan bi yalamalık kaçamak ister misin yakışıklı?" dedim ve kucağına iliştim. tomohiro'nun öğürme sesleri beni daha çok güldüyordu.
NEREO SAKAGUCHI
Kollarını sallayıp seke seke -en normal hali ile- ilerliyordu Sakaguchi. Limanın girişindeki eski güvenlik kulübesine yanaştı. "Bana şuradan bir kırmızı boya." diyerek içeri eğildi ve sprey boyayı aldı en şizofren haliyle. Sonra doğrulup kaldığı yerden sekmeye devam etti. Sağlı sollu konteynırlara bakıyordu. Bir çoğunun üzerinde garip yazılar yazıyordu. 'Çük Beyinli Sakaguchi', 'Beyinsiz Çük Piao', 'Bunu Yazan Tosun, Devamını Biliyorsun ;)'... Bir çoğunda bizzat emeği olduğu için kendiyle gurur duyuyordu. İstediği konteynırın yazısız olması dileğiyle ilerledi. Aradığı şey çok da uzakta değildi. Her bir tarafı kapalı görünen sarı Konteynıra yanaştı. Üzerine çizeceği şekil bir p- "Şhhh. No Spoiler." dedi arkasını dönerek. Pekala. Tekrar Konteynıra dönüp çizeceği şekli gözünde canlandırdı. Bir ressam edasıyla süzdü konteynırı. Pantolonunun önünden tutup biraz yukarı çekiştirdi. Sonra diğer elindeki spreyi sallayıp duvara pıstlattı. Fakat. "S*ktir! " Sprey boştu. Elindekini yere fırlatırken söyledi. "Bunu neden daha önce söylemedin?!."Hevesle geldiği konteynırdan eli boş dönecekti. "Sprey hafifti falan deseydin hiç olmazsa." dedi surat buruşturarak. Fırlattığı spreyi orada bırakarak yürümeye başladı. Tek istediği biraz propandaydı oysa ki. Piao'yu bir kızla bastığı konteynıra p*nis çizmek istemişti. Zavallı Sakaguchi. Yürümeye devam etti. Moral bozmayacaktı. Bir sonraki sefer çizebilirdi. Maviş konteynıra yaklaştı. Üzeri diğerlerine oranla daha temiz ve düzgündü. Üzerine yaptığı birkaç resim çizme girişimi, üstü mavi boyanarak hüsranla sonuçlanmıştı. Bu yüzden yamalı duruyordu. Büyük yamanın yanındaki eşikte tutunarak içeri daldı. Duyduğu ilk cümle "Dondurmamdan bir yalamalık kaçamak ister misin yakışıklı?" olmuştu. Tomohiro bir Öğütme sesi çıkarmıştı. Zavallı Tomy. "Tabiki de!" diyerek üzerlerine atlayıp devrilmelerine sebep oldu Sakaguchi. Ve #gaysquad tamamlanmış oldu. Tomohironun zavallı kalbi de gözleri de buna dayanamayacaktı. Wasaki'nin içkisini alıp kafaya dikti. Kendine acımaktan başka yapabilecek bir şeyi yoktu. Sakaguchi dikilip koltuğun ucuna oturdu ve ayaklarını diğer ikisinin üzerine attı. "Eee. Ne var, ne çok?" dedi. Wasaki tek eliyle Sakaguchi'nin ayaklarını ittirip oturuşunun bozulmasına sebep oldu. "Aynı" diye cevaplarak sırasını savdı. Sonra Yoshiaki'nin cevap verecek olmasından yararlanarak koca dondurmayı tabiri caizse boğazına kadar soktu. Büyük bir ısırık almıştı. Ya da bir piton gibi mideye indirdiği de söylenebilir.
YOSHIAKI SUKENO
bu grupta benden daha deli biri varsa o da şuan benim ve sevgilimin -şşşt- arasına giren oreo 'ydu. evet ona böyle sesleniyordum çünkü ismi aklıma onu getiriyordu. dondurmam yok olurken omuzlarım düştü ve büzülmüş dudaklarım arasından "o benim en sevdiğim dondurmaydı." diye mırıldandım. her dondurmam yok olana kadar en sevdiğim dondurma olurdu. wasakiaşkım bana hafifçe omuz atıp kendine bakmamı sağladığında bakışları sana yenisini alırız der gibiydi. ya da ben öyle algılamak istedim. mutluluk hormonumu tekrar devreye soktuğumda gülümsemem yüzüme yapıştı. dondurma katili oreo'nun yanına yaklaştım ve anime karakterlerinin en sevdiğim hali ışıltılı gözlerle ona baktım. keşşşşke gerçekten öyle bir özelliğimiz olsa. "bu sefer hangi şaheseri sergiledin?" neyi sorduğumu anlamış olmalıydı. o ve çizimleri fazla komikti. gülüşü yarım kaldı. o ov işler iyi gitmemiş demek ki. konuyu değiştirmem gerekiyordu, arkamdaki kötü kokulu yastığı tomohiro'nun üstüne attım. "artık bizimle ilgilensen!" ve başımı etrafımdakiler arasında döndürüp "ve diğerleri neden hep geç kalıyor?!"
PIAO KUREYAMA
Karşımdaki kız kahve hakkında bahsettiklerimden etkilenmiş görünüyordu. Sürekli gülümsüyor arada bir de saçıyla oynuyordu. Latte Art'ı tamamlarken arada bir göz ucuyla da kıza bakıyordum. Güzel bir gül şekli yapmıştım. Bardağı ona uzattığımda aldığım tepkiye bakarsak çıkışta biraz meşgul olacaktım. Çıkış?.. ÇIKIŞ! Kafenin en güzel detaylarına biri olan duvar saatin bakındım. Saat ilerliyordu. Yine geç kalmamalıydım. Gülümsedim ve yanından ayrıldım. Moon henüz çıkmamış. Bunu fırsat bilerek erken çıkabilirdim. Kahve makinasını temizleyen Love'a arkasından yanaştım. Elimi yavaşça koluna koyarak dikkatini çekmeye çalıştım. Onu ürkütmemiştim. Kafasını bana doğru çevirirken "Bizim çocuklar beni bekliyor. Bu gün erken çıkmalıyım." dedim. Sorun falan çıkarmamıştı. İşte bu kızı seviyordum. Ve güzelliğine rağmen de daha önce hiç yatmamıştık. Üzerimdeki siyah önlüğü çıkardım. Tezgahın önünden geçerken bir peçetenin üzerinde yazılı olan numarayı gördüm. Rehberimi böyle numaralarla doldurmazdım. Masasına oturmuş olan kızın beni kestiğini fark ettim. Peçeteyi görmemiş gibi yapıp arka tarafa geçtim. Önlüğümü asıp tişörtümü değiştirdim. Sonra da kafeden çıktım. Bir otobüse binip limana en yakın durakta indim. Renkli konteynırların arasında ilerlerken hava kararmak üzereydi. Etrafta hoş kızıl bir ışık vardı. Bizim konteynıra vardığında aynı kırmızı ışığı hiç de hoş olmayan bir şekilde Tomohiro'nun kafasında da görebilmiştim. Bermuda şeytan üçgeni ve Tomohiro... Beni gördüğünde bir nebze olsun rahatlamış göründü. İki tarafın tam da arasında kalırdım. Bu yüzden de işime gelen tarafa geçerdim her seferinde. Fakat bu sefer eğer durumu dengelemezsem Tomohiro cinnet geçirecekti. "Yah. Uğraşmayın Tomohiro ile." dedim. Wasaki'nin yanındaki sopayı elime alıp gözlerimi kısarak "Yoksa sonuçlarına katlanırsınız." dedim. Wasaki her zamanki gibi gram etkilenmişti. Mermiye kafa atabilecek biriydi zaten. Nereo ise sıkı sıkı Yoshiaki'ye sarıldı. Gülümsedim. Kapıya doğru yürüyüp sopayı dışarı savurdum. Ellerimi çırpıp bizimkiler doğru yürürken çocukların arama baktığını gördüm. Neye baktıklarını anlamak için arama döndüğümde büyük bir köpek dibimdeydi. Köpeği görünce sıçramıştım. Ağzında iri sopayı zorlukla tutan köpeğe baktım. "Bu o köpek." dedi Tomohiro. Suratımı buruşturarak Tomohiro'ya baktım. Hangi köpek?
YOSHIAKI SUKENO
melek görünümlü kızların kalbini çalan şeytan da gelmişti. şaşırmıştım çünkü normalde en geç kalan o olurdu ve aradığımızda bir kızla yatakta olurdu. o sopayı dışarı fırlatırken bana sarılmış oreo'nun izin verdiği müddetçe sahte gözyaşlarımı sldim ve "kızları değil bizi seçmiş." dedim dudak bükerek. tarihte böyle anlar sayılı yaşanırdı. Piao'nun arkasında kendinden büyük sopa taşımaya çalışan köpeği gördüğümde yerde salınan ayaklarımı koltuğa çektim ve bana sarılan oreo'ya sarıldım. şeeey cici köpek tatlı köpek o sopayla bizim totomuzu çürütmezdi di me ya da sivri minik dişleriyle vücudumuzda delikler açmazdı di me di me?? Tomohiro sayılı kelimeler döktüğü kutsal ağzını açtığında ona döndüm. bu köpeği daha önce görmüş müydü? yoksaa yoksaa buradaki iğrenç koku onun pis sıvısı mıydı? koltukta ayağa kalktım, üstümün köpek çişiyle pislenmesini istemezdim. annelerimden titiz olanı üzerimdeki kokuyu alsa beni eve sokmazdı. ve evet iki annem vardı, lez bir çiftin çocukklarıydım. neyse bunun konumuzla ilgisi yok.
JANIQUE AKIMOTO
Ön koltukta oturan Bay Woo Taewoon'un "Burası olduğuna emin misin?" demesiyle kafamı camdan içeri çevirdim. "Evet Bay Woo." dedim. Resmi konuşan, çalışkan ve iyi giyinimli birinin böyle tenha bir yere gelmesine şaşırmış olmalıydı. Bay Woo yeni yeni görüştüğüm, kendi avukatlık bürosu olan biriydi. Tüm gün beraber dava konuşmuştuk. İşimiz bitince de beni bırakmayı teklif etmişti. Ben de geç kaldığım için kabul etmiştim. Çünkü normalde dakik biriydim. "Korkmayın. Herhangi yasadışı bir işim yok. Sadece biraz kafa dinlemek istiyorum." dedim. Biraz anlayış gösterip kafa salladı. Bizimkilerle de amma kafa dinlenirdi... Müsait olduğunu düşündüğüm bir yere gelince "Burada inebilirim." dedim. Biraz daha ilerideki tenha garip aura adamı korkutsun istememistim. İyi geceler dileyip arabadan indim. Bizim kontenıra gittim direk. Varır varmak üstümü degistirmeliydim. Buralara göre fazla resmi duruyordum. Kırık kapıya kaslarımı catarak baktım. Sonra içeri girdim. Bir elimde çanta vardı. Boştaki elimle ortadaki köpeği işaret ettim. "Bu köpek Yoshiaki'nin fikriydi değil mi?" dedim. Burada köpek beslemek iyi bir fikir değildi. Daha önce bir tane kedi beslemeye çalışmıştık. Yavru kedi yokluğumuzda köpeklerle kavga etmiş ve fena halde yaralanıp ölmüştü. Piao ve Yoshiaki günlerce salya sümük ağlamıştı. "Sadece mantar koltuğa işemiş olan bir sokak kopegi. " diyip omuz silkti Wasaki. "Ama sevimli görünüyor. Yoshiaki'yi zıplamayı başardığı göre onu evlat edinebiliriz. Sevdim." diye ekledi.Çantamı soğutucunun üzerine bırakırken "Saçmalamayın bu bir cins köpek." dedim. Üzerimdeki ceketi çıkarırken konuşan Wonho'ya bakındım."Belki de terkedilmiştir." dedi. Belki de... Ceketimi alıp askıya yönelirken "Peki ya kapı? " dedim. Üç dakika yalnız bırakmaya gelmiyorlardı. Bir sessizlik olunca durdum. Bir iki tanesinin suratındaki soru işaretini yakalamıştım. Burada yolunda gitmeyen birşeyler vardı
MIN YERI
Uzun bir süredir bir kaç arkadaşımla beraber stalkladigim yakışıklı bir erkek takımı vardı. Aslında uzun süreden kastım, artık Yujin oppadan umudu kestiğimden beriydi. Günlerdir canım çok sıkılıyordu ve stalkladigimiz beyleri özellikle Yoshi'yi çok özlemiştim. Kızlara ne kadar ısrar edersem edeyim birisi erkek arkadaş bulduğunu diğeri sınavlara çalıştığını filan söyleyip duruyorlardı. Kurstan eve döndükten hemen sonra çantamın içini yatağa boşaltıp gerekli stalk malzemelerini doldurdum, ayrıca biraz yiyecek depolamakta gerekti ne kadar süre takilacagimi bilmiyordum. Alt kata indiğimde, ikili koltuğa yayılmış ve çizgi film seyreden Casper'ın yanına ilerledim. "Hadi koca oğlan biraz stalk turuna çıkacağız!" deyip yerinden hızla kalkıp kapıya koşusunu seyredip ardından bende ilerledim. Ayakkabılık da asılı olan kapşonlu ceketimi de yanıma alıp, dışarıya çıktım. Hurdalık bugün çok sessiz görünüyordu. Her zaman fazla gürültücü oldukları için bizim varlığımızı bile hissetmezlerdi. Casper'ı önden gönderip etrafı kolaçan etmesini istemiştim, herkes köpeğine tahta bir çubuk getirmeyi ogretebilirdi ama kimse stalk yapmayı öğretemezdi!. Geri dönerken oldukça sakin görünüyordu, kimselerin olmadığını anladigimda konteynıra doğru dikkatli adımlarla ilerledim. Etrafı iyice dolanıp, yakından inceleme şansım olan yerleri fotoğraflayıp notlar almıştım. Etrafta işim bittiğinde konteynır girişinin önüne dikilip derin bir nefes verdim dışarıya. İlk önce sessizce tikirdadim, bir hareketlilik olmayınca ikinci de daha güçlü vurdum kapıya fakat yine ses yoktu. O heyecan ile kapının koluna nasıl asildigimi bile hatırlamıyordum ki açılan(?-kırılan) kapı ile popomun üzerine yapıştım. Casper içeriye çoktan girmişti, yerden hızla toparlanıp peşinden içeriye daldım, "Hey! Etrafı dağıtma sakın!" içeride oldukça yoğun erkeksi kokular vardı. Çenemin altındaki tavşan ağızlı maskeyi yukarıya çekip, kendi etrafım da dönerek içeride neler olduğuna göz gezdirdim. Çok da beklediğimiz gibi değildi, hatta baya abartmış olmalıyız ki hayal kırıklığına uğramıştım ve tabiki her yerin fotoğrafını ve her detayın notunu almayı unutmamıştım. Jiae daha önce içeriye kız attıklarını filan söylemişti, Jiae'nin de her şeyden nasıl haberi oluyordu ki?, ama bir iki porno dergisinden başka herhangi bir kadına ait olabilecek bir şey bulamamıştım. Kapıya yanaşıp dışarıya baktığımda çoktan güneşin batmak üzere olduğunu fark edip, eşyalarımı toparlayıp eve geri dönmeyi düşünüyordum, fakat çok yakından gelen bir erkek sesi vardı, telefonla konuşuyor olmalı diye düşünürken, sonradan farkına vardığım durumla panik yapmıştım. Casper'a dönüp "Tomohiro bu!" yüzünü görmemiş olmam kimin geldiğini bilmedigimi göstermez, Hyelim gaz seslerinden bile taniyabilecegini söylüyor... Eşyalarımı çantama tepistirdigimde etrafa yeniden göz gezdirdim eğer dışarıya çıkacak olursam beni çok fena enseleyebilirdi. Köşede kendi haline duran ve az evvel araladigimda kullanılmadığı halde neden burda olduğunu bilmedigim bir dolap vardi. Sanırım neden orda olduğunu artık biliyordum, umarım sihirlidir ve beni ışınlardı, ya da sadece yakalanmami biraz geciktirebilirdi. "Casper kaybol! Hemen!" ardından dolabın kapağını aralayıp, buzusturdugum suratimla içine girip oturdum.Fakat Jack yerleştiği minderi çok beğenmiş olmalıydı ki kılını bile kipirdatmamisti. Geri dönüp zorla kaldırmayı düşünsemde Tom içeriye çoktan girmişti... Toz dolu bu dolapta nefes almak gittikçe zorlasiyordu ama onlarla bu kadar iç içe olabileceğimi bilsem daha önceden bile yapabilrdim bunu... Parnaklarimla burnumu sıktırıp hapsurugumun geçmesini beklerken gittiğini sandığım Casper geri dönmüştü.Ve, ve şu an tam olarak bulunduğum dolabın önünde deli gibi dolanıp havliyordu. Jan önden ve bir ikisi arkasından dolaba yaklaşırken nefesimi daha fazla tutamayacağımı anladığımda hapsurugumu serbest bıraktım.
TOMOHIRO INABA
Saçma olaylar üst üste gelirken günüm gittikçe mükkemmelleşiyordu. Herkes Bug'a girmiş gibi birbirine bakarken bu durumu bozan köpek oldu. Etrafta koşup havlamaya başlamıştı. Gözler onun üzerindeydi. Hareketleri dolabın önünde yoğunlaşıyordu. Herkes bir anda ayaklanmıştı. Dolaba doğru yaklaşıyorlardı. MerakıM üstün gelince ben de daha iyi görmek için ayağa kalktım. En önde Janique vardı. Hala tek elindeceketini tutuyordu. Boş elini ise dolaba doğru uzattı. Ama o daha temas edemeden dolaptan bir hapşuruk sesi geldi. Dolap biraz sallanmış, ve dolabın kapısı bir kaç santimlik bir salınım yapmıştı. İnce bir sese göre kuvvetli bir sallanıştı. Janique elini kapağı atıp açtığında içinden çıkan şey hepimizi şaşırtmıştı. "Dolabimizda biri var!" diye bağırdı Nereo. Wasaki arkasindan kafasina vurdu. "Bunu hapşuruk sesini duyduğumuzda anlamıstık" diye söylendi. Dolaptan biri olduğunu söylemek için içini açmanıza gerek yoktu. İş Brezilya dizilerine dönmeden araya girmeliydim. Duz bir sekilde suratina bakarak "Kimsin sen?" diye sordum kıza.
MIN YERI
Sanırım son dakikalarımı yaşıyordum, burun akıntımı genzime doğru çekip etrafıma bakındım, hepsi pür dikkat bana bakıyordu. İçimden çok heyecanlı olduğunu düşünüp sevinirken, ilk cümlemi söylemek için boğazımı temizledim. Vücudumu dik bir hale getirip, bakışlarımı ciddileştirdikten sonra "Merhaba, ben bu dolabın ciniyim ve beni uyandırdığınız için hepiniz cezalandırılacaksınız!" ... Yoshi, Nereo ve Piao inanmış gibi görünüyorlardı ama Tomohiro, Wasaki ve Janiq kim bu salak edası ile beni süzmeye başlamıştı bile fakat oldukça sessiz bir ortam idi, Nereo'ya dönüp "BÖÖH!" diye bağırdığımda daha ifadesini bile göremeden tişörtümün ensesinden yakalanmıştım. "Bıraksana beni! bak seni sonsuz uykuya lanetlerim! ben büyülü dolabın ciniyim dedim!!" Beni tutan kola yapışıp, ağırlığımı aşağıya verdim, yerde sürünürken başımı kaldırıp kim olduğuna baktım, "Yaa! Wasaki Mannami ölmek mi istiyorsun! Ne kadar saygı değer birini hırpaladığının farkında mısın??" Hala inatla gerçeği söylemek yerine yalanlarla götümü kurtarabileceğimi düşünüyordum.
YOSHIAKI SUKENO
daha köpek şokunu üzerimden atamamıştım ki birde dolaptan gelen garip sesler iyice totomdaki tüyleri bile ürpertmişti. oreo ile yapışık ikizler gibi olmuştuk. dolabın kapısı açılıp içinden bir kız çıktığında fazlasıyla şaşkındım. saçları beline ulaşan, gülümsemesi zoraki olsa bile ışıl ışıl parlayan, gözleri irice açıldığında yabancı havası veren peri gibi güze- CİN Mİ? elimle ağzımı kapatıp geriye doğru sendeledim. dolabımımızın cini mi vardı? yani bizi izliyor muydu hep? ya lanetlediyse bizi? alt dudağımı ısırdığımı kızla bakıştığımda fark ettim. çünkü gizemli gözleri dudaklarıma odaklanmıştı. yutkundum ve kendime gelmeye çalıştım. ortamda bir kız vardı ve benim korkak gibi gözükmemem gerekiyordu. her ne kadar öyle olsam da. wasakiaşkımın adını söyleidğinde şaşırdım. korkarak ama bunu asla belli etmeyerek kıza doğru ilerledim. "isimlerimizi nerden biliyorsun bakalım?!" herkes durmuştu. avukat beyimizin kulağımın dibinde olduğunu sözlerinden anladım ve o da ödümü kopardı. "korkusuz taklidini titreyen dizlerin ele veriyor." dudaklarımı çizgi haline getirip ona baktım. yüzüme vurmasına gerek yoktu. kızın kıkırdaması jan'ı duyduğunu gösteriyordu. hoşçakal anlık gelen karizmam. "ya?! onu dışarı atmadan önce bizim hakkımızda neler biliyor öğrenmemiz lazım." öğrenmemiz?! ben kızı yani bir cini sorguya çekemezdim ki! "yani siz güçlü beyler öğrenseniz iyi olur. ben iyi polis olabilirim. hehe."
WASAKI MANNAMI
Yoshiaki yine sevimlilikten ölmek üzereydi. Ama ben bazen çok suratsız olabiliyordum. Tek bir minik bile yapmadım. Çatık kaş larla kıza bakıp "Onu birakacagimizi kim söyledi? " dedim. O bizim yerimize gizli gizli girerken kimseye sormamisti. Ayrıca adımı ve soyadımı da biliyordu. Yani saçma bir yanlış anlaşılma olma ihtimali dahi kalmamıştı. Bu yüzden sert bakışlarımı çekmedim. O da bırakmam için daha sıkı asılmaya başlamıştı. Piao bir adım atarak "Yah. Kızı korkutuyorsun." dedi. Konu biz kız olunca ne kadar da sağduyulu (!) biri oluyordu öyle. Piao'ya baktım ve "Öyle mi? Hiç de caktirmiyor." dedim. Ortamı biraz germistim. "Wasaki, Piao haklı. Biraz sakin olalım." dedi Janique. Bakışlardan anladigim kadariyla herkes hemfikirdi. Son kez Tomohiro ile gozgoze geldiğimde o bile kafasını yavaşça eğmişti. Kızı serçe elimden bıraktığında popo üstü düşmüştü. "Hemen başla. Umarım ikna edici bir hikayen vardır." dedim
MIN YERI
Üstümü çırparak yerden kalkarken, Casper yanıma gelmişti. "Köpeği bırakın gitsin! İşiniz benimle.!" aksiyon filmi repliği edasıyla söyleyivermiştim aklıma gelen ilk cümleyi, yeniden kendini beğenmiş bir tavır takınırken "Anlatacak bir şey yok, yıllardır bu dolapta uyu-yor-dum... Tamam, madem inanmıyorsunuz, gerçekleri anlatacağım."Sırtımdaki çantayı yere bırakıp, "Yalnız bir ricam olacak, ölmeden önce bir kaç isteğimi yerine getirmenizi isteyeceğim." umarım listede neler olduğunu sormazlardı çünkü en başında Yoshi'yi eve atmak vardı, adını aklımdan geçirirken yüzüne bakıp sinsice gülümsemeyi ihmal etmemiştim. Ellerimi popomun üzerinde bağlayıp odanın içinde cirit atmaya başladım. "Bir kaç yıl kadar önceydi, bir-belki iki yıl kadar, kaderin beni bulduğu o güne kadar... " arada gözümle ne yaptıklarına bakıp, ellerimle betimleme yaparken anlatmaya devam ediyordum."Kaderin ne demek olduğunu bileniniz var mı? Elbette hiç biriniz tam anlamıyla bilmiyorsunuz. Kader bağlarımız birbirine bağlı, tıpkı sizin birbirinize olduğu gibi..." ciddi tavrımı bozup beni sessizce dinleyen çocuklara döndüm. "Hiç eksik bir şeyler hissettiniz mi? bir boşluk? İşte o yıllardır ne yapsanız yerini dolduramadığınız boşluğun sahibi benim! Büyüdüm ve sizin için büyük güç çemberini tamamlamaya geldim!" Nereo'nun yanına yaklaşıp, hızla kolumu koluna doladığımda, diğerlerine işaret parmağımı doğrultarak devam ettim, "Nereo'yu şizofreni sandığınızı biliyorum, fakat durum hiç sandığınız gibi değil, o görebiliyordu. Benim varlığımı biliyordu, hissediyordu..." başımı nereo'ya çevirip zihnini karıştırdığımdan emin olmak için, "Düşünsene Nereo, kendi başına konuşuyor gibi göründüğünde aslında yanında kimin olduğunu, hatırlıyor musun!!" Acaba üniversite de oyunculuk filan mı okumalıydım, hmm bunu not alayım bir köşeye, gerçekleri anlatamazdım ki sapık diye linç ederlerdi. "Bu arada kapı kendisi kırıldı, kaderimizin güçlü bağına dayanamayıp patlayı verdi, böyle bam güm filan..." kendimi yamalı boyası olan taburelerden birine bıraktım, yorulmuştum.
YOSHIAKI SUKENO
kızın her kelimesinde benim zeki beynim biraz daha bulanıyordu. grubun zekilerine baktığımda inanmamış gözlerle bakıyordu. aklıma annem geldi; "tıp okuyacak kadar zekisin fakat seni şekerle kandıracakları kadar da salaksın." başımı salladım. bu durumda hangi tarafta olmalıydım. kızın her hareketi kendinden emindi, yani kaderimiz bir kızla mı bağlıydı? aish! gerçekten kafam sisli bir gece gibi olmuştu, sisten başka hiçbir şeyi göremiyordum. oreo şaşırmış bir şekilde koluna girmiş kıza bakakalırken diğerlerine bakıyordum, bir şey yapın oreo'ma dokundu! adını bize söylemeyeceğini düşündüğüm cin- pardon kız tabureye oturduğunda her birimizin yere yığılmasını bekledim. tek parmağıyla bizi bayıltabilirdi değil mi? peki o zaman neden dolapta saklanmıştı? bizden saklanmıştı! ve ve ve veeeeğ hapşuruğu yüzünden bize yakalanmıştı. cinler hapşurur mu ki?! beynimde yanan ampulle parmağımı şıklattım. "YALANCISIIIIN!" dedim işaret parmağımı hala daha cin olmasından korktuğum kıza. "cinler hapşuramaz ki!" jan ve tom'un bıkkın bir nefes verdiklerini duydum. heeey ben burda önemli bir ayrıntı yakalıyorum ama onlar karbondioksit solunumlarını benden sıkılmışçasına veriyorlar. haksızlık.
NEREO SAKAGUCHI
Wasaki, Yoshiaki'nin alnına sert bir Fiske atmıştı. Yoshiaki gözünü kapatıp elini alnına atarak geriye doğru savruldu. Sakaguchi onu düşmeden kucaklamıştı. Daha sonra ahtapot gibi sardığı kollarını ayırmadan Yoshiaki'nin kolunu okşamaya başladı. Minik dostuna şefkat gösteriyordu. Wasaki "Bu saçmalıkları daha ne kadar dinleyecekğiz?" diye sordu. Tomohiro sessizliğini muhafaza ediyordu. Piao da açık ağızla etrafa bakarken ne diyeceğini bilememişti. Biraz olsun mantıklı bir hikaye anlatsa kıza destek olabilirdi. Ama iyice batımıştı. Kimseden ses cikmayinca Bakışlar Janique üzerinde yoğunlaştı. "Pekala. Son bir açıklama yapma fırsatı daha veriyorum sana. Bu seferki gerçek ve mantıklı olsun. Aksi takdirde Wasaki'ye daha fazla engel olmayacağım." dedi Janique. Sonra "Bu arada kim olduğunla başla. Adını falan söyle mesela." diye ekledi elini sallayarak. Daha sonra ellerini göğünde birlestirip beklemeye başladı.
MIN YERI
Min Yeri. The Lord of The Lies. Sonunu düşünen asla kahraman olamaz ama akşam yemeğine yahni olabilir. Bunu aklımın bir köşesine not edeyim. Bu kadar erkek arasından sağ çıkamayabilirim. Bir yalan daha uydurabilirim, son şansımı da kaybederek. Doğruyu söyleyebilirim, gençliğimi ziyan ederek. Bakışlarım yavaşça Casper'a döndüğünde gözlerimi kırpıştırıp tekrar çocuklara dönerek köpeği işaret ettim. "Casper..." herkesin gözü üzerimde olduğun için müthiş bir baskı hissediyordum. "Birkaç şifalı ot bulmak için nehrin kenarında geziniyordum." hangi nehir? Han nehri mi Yeri? "Casper aniden aralıksız havlamaya başladı ve ben ne olduğunu anlayana kadar kendimi sürüklenmişçesine burada buldum." hadi ama kimse mi köpeği nereye giderse oraya koşmak zorunda kalmadı bu zamana kadar? "Velhasıl kelam... onu buradan çıkmak için ikna etmeye çalışıyordum taa kiii..." hafifçe başımı onlara doğru eğdim "Duvarlarda gölgeler görene kadar.." birkaç devrilen göz ile bu şekilde devam etmemem gerektiğini anlamıştım ama işte yalan bu ağızdan kolay düşmüyor. "onları incelerken bir anda sizin seslerinizi duyunca istemsizce saklanma gereği duydum ve işte sonu böyle oldu." şimdi diğer sorularını cevaplamaktaydı sıra. "Adım da... Bong Soo" ve bir de acıtasyon eklersek "177 yaşındayım " Ağzımdan o sayıyı çıkarttıktan sonra başım belaya girmişçesine dudağımı dişledim. "17 demek istedim..."
PIAO KUREYAMA
Kaşlarımı kaldırmış kızı dinliyordum. Bu... Fazlasıyla... Absürddü... Güzel yerden girmişti ama bazı ayrıntılarda eksiklikleri vardı. Dudak bükerek etrafımdakileri izledim. Wasaki kollarını bağlamış bir şekilde duruyordu. Ellerini çözüp "Ben beğenmedim." dedi. Yoshiaki ise elini dudağına koymuş bekliyordu. Beklenti içinde o da etrafına bakınmıyordu bu kez. Kendi kendine bir şeyler düşünüyordu ve muhtemelen garip çıkarımlarda bulunuyordu. Derin düşüncelerinden sıyrılıp elini kaldırdığında kafasında ampulü görebiliyordum. Bir adım ileri atıldı. "Bir keresinde May Hala'nın köpeğini gezdirmeye çıkarmıştım ve kaybolmuştuk. Köpeğin arkasından koştum! Evet evet, köpekler arkasından koşturuyor." dedi heyecanla. Fakat çevresinden herhangi bir tepki alamamıştı. Hareketleri yavaşladı. Tekrar tavır değiştirerek "Ihım. Yani... Bence de şüpheli bir durum. Bir cin olma ihtimalini de göz ardı edemeyiz." dedi tekrar bir adım gerileyerek. Çizgifilmlerdeki gibi kendi suratıma bir şaplak atmayı istemiştim. Ama güzel yüzüme kıyamadım. Herkesin suratındaki o bıkkın ifadeyi görebiliyordum. Nereo ise göz teması bile kurmadan sadece sol elini sol omzuna atıp onu kendine yaklaştırmıştı. Birilerinin Yoshiaki'yi durdurması gerekiyordu. Birilerinin ise durumu toparlaması. "O kadar da absürd değil." dedim kendimden emin olmaya çalışarak. "Ama senin için XX kromozomuna sahip birinin absürd olup olmamasının bir önemi yok öyle değil mi?" dedi Wasaki. Ne asabi bir çocuk. Bir kızı dövecek değildi,neden bu kadar hiddetliydi ki? Janique "Pekala. Wasaki'nin ismini, hatta ve hatta soy ismini, nereden biliyorsun?" dedi. Gözler tekrar kızın üstünde toplanmıştı.
MIN YERI
Point. Güzel bir soru. Ben bu işin içinden nasıl çıkacaktım? Tanrım bir yol göster. "İçeri gelirken biriniz ona öyle seslendi ya?" dedim hatırlamıyor musun eşek sıpaları dercesine. "Artık bu -sen kimsin?- sorgulamasını bitirsek? Çünkü benim midem bulanmaya başladı. Stres yaptığımda hep böyle oluyor." elimi midemin üzerine getirip hafifçe bedenimi büktüm. Belki insaf edip beni bir yere oturturlardı, bir şeyler falan ikram ederlerdi. Yoshiaki'den bir geçmiş olsun dileği ile şifa öpücüğü de alabilirdim tabi. "Eee gençler böylece duracak mıyız öhm.."
JANIQUE AKIMOTO
Sonradan gelmiş olduğum için kimin kime nasıl seslediği konusunda emin olamadım. Derin bir nefes verdim. "Pekala. Özel eşyalarınızı kontrol edin. Daha sonra bunu sorunsuz bir şekilde bitirelim." dedim ve alnımı ovaladım. Herkes biraz dağılmıştı. Ben de kendimi koltuğa attım. Wasaki etrafa bakınıyor, Nereo ise onu takip ederek rahatsız etmeye çalışıyordu. Tomohiro duruşunu bozmamıştı. Piao da kararsızca ayakta dikiliyordu. Yoshiaki ise sıcak su alıp içine bitki çayı paketlerinden birini atmıştı. Süzgeç şeklindeki paketle karıştırıyordu. Bardağı kıza uzattı. Tomohiro ile ona dik dik bakıyorduk. "Neh? Yere kusmasını istemeyiz. Hem hipokrat yemini diye bir şey var!" dedi. Aletrnatif tıbbın ya da davetsiz misafirlerin, hipokrat yeminine girdiğini sanmıyordum. Piao, Yoshiaki'yi kolunun altına alıp "Gel buraya ponçik şey diyerek kafasını sevdi." Gözlerimi onlardan çevirdim. Tomohiro hala kıza bakıyordu. Bense gözlerimi kapatıp, kolumu koltuğun kenarına yaslayarak parmaklarımı göz kapaklarıma yasladım.
MIN YERI
Yoshiaki'nin elinden aldığım ilk şey... kutsal bardak. Bunu bir şekilde çayımı bitirdikten sonra yanımda götürmeliydim. Janique ile aynı okuldaydık ama ilk kez birinin beni okulda görmemiş olmasına seviniyordum. Dikkatimi çok dağıtmadan Yoshiaki'ye gülümseyerek "Teşekkür ederim," demiştim. Belki de ilerde ilişkimizin aşk doktoru da olurdu kim bilir. Çayımdan bir yudum alıp yüzümü ekşittim. "Şey... şeker koysak biraz olmaz mı ben böyle içemem de bunu?" Tomohiro'nun bakışları daha da soğuk bir hal aldığında yutkunmuştum. "Sorun değil zaten şeker iyi değildir ehe." memnuniyetsiz bir şekilde birkaç yudum daha aldıktan sonra, ki midem bulanmıyordu ama birazdan bu çay yüzünden bulanacaktı, etrafa göz atıp "Yalnız, burası oldukça büyük, genelde burada mı toplanıyorsunuz, ya da kalıyorsunuz?" diye sordum meraklı görünmeye çalışarak. Oysa biri sorsa kimin eşyası nerede onu bile tarif edebilirdim ama bugünlük bu kadar kaşınmak yeterliydi.
TOMOHIRO INABA
Ona soğuk bir şekilde bakmayı sürdürdüm. Şansını fazla zorluyordu. Çayını içmeli ve o sidikli köpeğini de alıp gitmeliydi. Bakışlarımı fark ettiğinden olsa gerek benim dışımdaki her yere bakıyordu. Onu cevaplayan yine Yoshiaki oldu. "Burası bizim ennn birinci yerimiz. Toplanma noktası." dedi kafasını Piao'nun koltuk altından uzatarak. Janique parmaklarını gözünden çekmiş ve Yoshiaki'ye bakmıştı. "Sana yabancılar konusunda ne demiştim?" dedi. Yoshiaki yine bir çocuk gibi dudak büzdü. Janique derin bir nefes verdi. Piao ise Yoshaki'yi taklit edercesine, çocuksu sesler çıkararak "Tamam anneee..." dedi. Yoshiaki onu cimciklemişti. Böylece koltuk altından kurtuldu. Komik görünüyorlardı. Gözümü onları kesen kıza çevirdim. "Elindeki... Hala bitmedi mi?" dedim.
MIN YERI
Çayımın son yudumu genzime kaçmıştı. Şuan yerimde bir başkası bu bakışlara maruz kalsa 3. reenkarnasyonunu tamamlamıştı. Bardağın içindeki sallama çayın çöpünü çantama atmak istiyordum ama bakışlar bir türlü izin vermiyordu. "Öhm... ben gitsem iyi olacak." Bardak elimde çantama döndüğümde hızla ön cebi açıp çöpü içine atmıştım. Umarım notlarımı mahvetmezdi. "Verdiğim rahatsızlık için özür dilerim." dedim başımı hafifçe eğerek. zerre pişman değildim hatta tekrar yapmayı düşünüyordum ama çaktırmayalım. "Tam olarak buradan nasıl gidebilirim, gelirken koştuğum için yollara çok dikkat edemedim de."
NEREO SAKAGUCHI
Wasaki bir şeylerin kaybolmadığını görünce pes etmişti. Dönüp konuşanlara baktı. Sakaguchi de çenesni onun omzuna dayamış arkasından izliyordu. Kollarını Wasaki'nin beline dolamaya çalıştı. Wasaki hızla ittirmişti. Konuşanlara bakarken ikinci kez denedi en hınzır haliyle. Bir kez daha eli itilmişti. Üçüncü kez denediğinde suratına bir dirsek yiyordu az kalsın. Hemen kenara kaçtı. "Tam olarak buradan nasıl gidebilirim, gelirken koştuğum için yollara çok dikkat edemedim de." cümlesini duymuştu. "Ben yolu gösteririm." dedi zıplayıp ortaya geçerken. "Hem Yoshiaki'yi de evine bırakırım." diye ekledi. Janique tek kaşını kaldırarak bakmıştı. Sakaguchi gibi bir deli, bu ikisiyle başa çıkabilir miydi? "Tabiki de iki çocukla başa çıkabilirim." dedi. Pek de inandırıcı değildi. "Bana güvenmiyor musunuz?" dedi biraz daha dikelip kendinden emin bir duruş sergileyerek. Tabiki de güvenmiyorlardı. "Hayır güveniyorlar!" diye çıkıştı şizofrence. Pes etmişlerdi. Janique 'ne haliniz varsa görün.' der gibiydi. Tomohiro da bakışlarını üzerlerinden çektiğinde, izin verişi onaylanmıştı. Sırıttı Sakaguchi. "Hadi gidelim." dedi kapıya ilerleyerek.
MIN YERI
Komboooo. Hem mekanlarını işgal etmiştim hem de beni geçiriyorlardı. Bir de su dökseler gece mutluluktan ağlardım. Beni geçirecek minik kelebeklerimi takip etmeden önce heyecandan olsa gerek geride kalanlara el sallıyordum ki Tomohironun aniden bana dönmesi ile elim hava öylece kalmıştı. Sağa sola sallayarak "Elim de bugün amma ağrıyor. " söylene söylene Yoshiaki ve Nereo'nun arkasından yürümeye başladım. Mekanın dışına çıkmıştık, gözlerimi Yoshiaki'den ayırmıyordum. Güneş ışığında ayrı güzel görünüyordu erkeğim. Başını çevirip bana baktığında gülümsedim. "Teşekkür ederim inceliğiniz için, gerek yoktu hiç" ya da öyle dememeli miydim madem gerek yok deyip geri dönerseler? Caddeye çıkana kadar arada itişip kakışmaları dışında bir şey konuşulmamıştı. Yolun sonuna geldiğimizde, o acı vakit geldiğinde yavaşça Nereo'ya doğru eğildim."Söylediklerimi unutma... sana bu yeteneğin bahşedilmesinin bir nedeni var tıssss" Sonrasında Yoshiaki'ye dönmüştüm. "Sana ek bir şey bahşedilmese de olur, sadece böyle dikilsen bile dünyaya yeterli."
YOSHIAKI SUKENO
Sırıtıp "Hadi gidelim." diyen Oreo'mun arkasından koştum. Ona çarpana kadar durmamıştım. Çarptığımda ise bana baktı ve karşılıklı sırıttık. O da bana omuz atıp koneynırla arasına sıkıştırmıştı. Sıkışmamak için hızlanmıştım ama ikisine de sürtününce kaçamamıştım. Ben hızlıca kaçmaya çalıştıkça o da hızlanıp bana engel oluyordu. En sonunda sıkışıp hareket edemez hale gelince kıkırdadık. Üstüme çullanmıştı resmen. Omzundan bir ısırık aldım ben de tatlı Oreo'mun. Bağırıp bir adım gerilemişti. Yarım bir şekilde arkasını dönüp cin kıza baktı (Tabiki de cin olmadığına hala ikna olmuş değilim O.O). Sonra tekrar bana dönüp "Shhh... Kızın yanında n'apıyorsun bakıyım? Sana yabancılar konusunda ne demiştim?" dedi Janique'yi taklit ederek. Hiçbir şey. Oreo'm beni hiç uyarmazdı. Tabi yakalanmamak konusu dışında. Genelde beraber azar yiyen taraf olurduk. Sadece güldüm. Eliyle saçımı okşadı. Sonrasında telleri geçtik. Cadde bir iki adım ötedeydi. Hepimiz duraklamıştık. En son telden geçen köpeğe eğilip sevdim. Mantar koltuğa sıvısını bırakmasına rağmen sevimli görünüyordu ."Söylediklerimi unutma... sana bu yeteneğin bahşedilmesinin bir nedeni var tıssss" dedi cinli kız. Evet evet, hapşurduğu için cin olamazdı. AMA CİNLİ BİR KIZ OLABİLİRDİ! Öyle kalakalmıştım. Korkarak cinli kıza çevirdim kafamı. "Sana ek bir şey bahşedilmese de olur, sadece böyle dikilsen bile dünyaya yeterli." dedi. Açıkta olan ağzımı kapatıp kafamı hızlıca yukarı aşağı salladım. Ne dediğini anlamamıştım ama huyuna gitmeye karar verdim. Bu cinli kızın ne yapacağı belli değildi. Bir an önce Oreo'm ile de konuşmalıydım. Ayağa kalkıp koluna yavru ahtapot gibi sarıldım. Oreo'm da boşta kalan elini avuç içi ona bakacak şekilde kaldırdı. Fakat hareket ettirmedi. "Köpeği daha sonra da ödünç vermelisin. Piao üzerinde güzel fantezilerim var." diyip sırıttı. Ve elini indirdi. Bense koluna daha sıkı sarıldım. "Janique yabancılarla konuşmamamı söyledi." dedim sertçe. Bu hiç erkekçe olmamıştı. Sorun değil. Cinli kızları fazla kızdırmamak gerek.
MIN YERI
Yoshiaki'nin karakterine dair her şeyden haberim vardı ama, bu saftirik hallerini yakından görünce bir tuhaf hissetmiştim. Grup içinde yaşamını nasıl devam ettiriyordu acaba? Merak konusu. Tam ağzımı açacakken telefonumdan gelen mesaj sesi ile bakışlarımı telefona kaydırdım. Haneul proje için sözleştiklerini biran önce geri dönmem gerektiğini yazmıştı. Offlaya puflaya cevap yazıp telefonu cebime koydum. "Sanırım bize ayrılan vaktin sonuna geldik." Casper artık gitmek için tasmasından çekistirip duruyordu. "Umarım, mutluluk hep sizlerle olur yoldaşlarım..." yüzümde aptal bir tebessüm ile el sallayarak onlardan uzaklaşmaya başladım. Biran önce kızlara olan biteni gördüklerimi ispiklemem gerekiyordu.













