Melekler: Razı Olmak Zorunda Değilsiniz
Sevgili Dostlarımız, Sizleri çok seviyoruz.
Hayatınızı yaşıyor musunuz? Her gün sabah kalkıp o günün getireceği bir şey için hevesleniyor musunuz? Ya da gerçekten keyifli gelmeyen bir hayatla başa çıkmaya çalışmaya ve o hayatın içinden geçip gitmeye razı mı oldunuz? Sizler küçük birer çocukken, bu gezegene yaratmaya, capcanlı hissetmeye ve gelişip serpilmeye geldiğinizi biliyordunuz. Ancak yavaş ama emin adımlarla çoğunuz neşe-keyif-coşkunuzu beklemeye, ödülünüz için çalışmaya, acı ve sıkıntı çekmeye, fedakarlıklarda bulunmaya şartlandırıldınız. Pek çoğunuz, kendi neşe-keyif-coşkularını ertelemenin asil, kutsal ve erdemli olduğunu öğreten kişiler tarafından şartlandırıldınız.
Tatlınızın keyfini sadece yemeğinizi yedikten sonra çıkarabileceğiniz öğretildi. Sadece ödevinizi yaptıktan sonra oynayabileceğiniz söylendi. Farkında olmadan kendini Kaynağın neşe-keyif-coşku dolu enerjisinden koparmış olan kuşakların aktardığı “hayatın kolay olmadığı”, “kimsenin size bir şeyleri gümüş tepside sunmayacağı”, “acı çekmeden bir şey kazanılamayacağı”, “paranın ağaçlarda büyümediği”, “her iyi şeyin bir bedeli olduğunu” ve bunun gibi bir sürü inancı öğrendiniz.
Bunlar alışılagelmiş insan “bilgeliği” olsa da, bizim bakış açımızla hepsi birer ruhani saçmalıktır. Siz buraya içinize yerleştirilmiş, size iyi gelen şeylerle ilgili iyi hisler, kötü gelenler için kötü hisler veren bir rehberlik sistemiyle geldiniz. Ancak zaman içinde, iç hislerinizi bir kenara koyup, diğerlerinin size bu hisleri “vermesinin gerektiğine” inandırıldınız. Onay için diğerlerine bakıyorsunuz. Sosyal açıdan kabul edilebilir olduğunuzdan emin olmak için gruba bakıyorsunuz. Hayatınızı nasıl yaşayacağınızı belirlemek için uzmanlara bakıyorsunuz. Ama bunlar çok daha sade ve basit olabilir.
Hayatınızın daha mutlu ve daha kolay olmasını istiyorsanız, her gün zihninizi dinginleştirmek, aralıksız olarak size akan sevgiye teslim olmak için birazcık sessiz zaman ayırabilirsiniz, birkaç dakika bile yeterli. Kaynak, sizin için en neşe-keyif-coşku dolu, sağlıklı, mutlu, bolluk içinde, en sevecen ve sadece size özgü olan yolu istiyor, biliyor ve buna önem veriyor.
Sessizce otururken, kendi hislerinizle bir daha bağlantıya geçin. Bunların bazıları keyifli ilhamlar olacaktır. Bazıları hissetmek istemediğiniz hisler. İstemediğiniz fakat razı olduğunuz bazı şeyler hakkında hayal kırıklığı ya da bir başkasının davranışları hakkında sabırsızlık, hüsran veya içerleme de hissedebilirsiniz. Kendi öfkenizi ya da kederinizi hissedebilirsiniz. Kendi sıklıkla kaygı olarak gösteren bir güçsüzlük hissi de olabilir. Hislerinizi hissetmeniz iyidir. Titreşiminizin nerede olduğunu ve yaşadıklarınızı neden çektiğinizi anlatır.
Gerçekten nasıl hissettiğinizle bağlantıya geçtiğinizde, titreşiminizde gerçek ilerlemeyi yaratacak düşüncelere uzanma şansına sahip olursunuz. Hakkında iyi hissetmediğiniz şeylerle ilgili iyi hissediyormuş gibi yaptığınızda ise titreşimsel olarak saplanıp kalırsınız. Bulunduğunuz yer ve an hakkında iyi hissetmeniz için gerçek sebepler bulduğunuzda, titreşiminiz yükselir ve hareket yaratırsınız.
Belki eski bir ilişki hakkında iyi hissediyormuş gibi yaptınız, geride bırakmış gibi davrandınız ancak ne zaman sessizce oturup o kişiyi düşünürseniz içinizden sinir bozukluğu ve öfke yükseldiğini hissediyorsunuz. Bastırmayın. Hissedin. O hissin de altında yatanı hissedin. Öfke size ne istediğinizi söylüyor – o kişiden değil fakat hayattan? Belki tutkuyla istediğiniz şey, insanların hayatınızdaki sorumlulukların kendilerine düşen payına sahip çıkmalarıdır. Belki sizi dinleyen ve kalbinize kıymet veren insanlar olmasını derinden arzuluyorsunuz. Ne istiyorsunuz? Hayatınızda bu yeni ve gelişmiş duruma sahip olmanın sizi nasıl hissettirebileceğine odaklanırken, yaşama tutkunuz birden geri gelir. Umut geri gelir. Bir şeyler olur. Bu bir kişiden olmasa da bir başkasından istediğinize sahip olabileceğinizi hatırlarken, neşe-keyif-coşku bile geri dönebilir. Acılı duyguların altına daldınız ve sevgiyi buldunuz. İşte bu da gerçek bir titreşimsel ilerlemedir.
Belki hayatla öyle ya da böyle başa çıkıyorsunuz ancak derinlerde bir yerde bir kaybın ardından gelmiş sızlayan bir keder yaşıyorsunuz. Bu bütünüyle insanidir, anlaşılabilir ve kesinlikle utanılacak bir şey değildir. Duyguya teslim olmak zorunda olduğunuz zamanlar vardır, o zaman her zaman engin bir şekilde seven kalbinizden akan hıçkırık ve gözyaşlarına izin vermeniz kendinize verebileceğiniz en büyük sevgidir. Ancak “yağmurdan” sonra, duygularınızın “fırtınasının” ardından, nefes alın. Ne istiyorsunuz? Sevdiklerinizle bir bağlantı hissetmek istiyorsunuz. Hayatla, benliğinizle, sevgiyle bir bağlantınız olsun istiyorsunuz. Acaba bir anlığına bile olsa, böyle bir bağlantıda olmanın nasıl hissettirebileceğini zihninizde canlandırabilir misiniz? Bunu başarabileceğinizi umut edebilir misiniz? Eğer yapabilirseniz, titreşiminizi yükselttiniz, kendinizi yatıştırdınız ve bağlantının başlamasına izin verdiniz. Bu iyileşmiş hislere tekrar ve tekrar uzanabilirsiniz. Yas ve keder dalgalar halinde gelir. Yine de her dalgada bunu yaptığınızda aradığınız bağlantıları gerçekten kuvvetlendirme yolundasınızdır.
Belki tahammül edemediğiniz bir iştesiniz, elinizden gelenin en iyisini yaparak onu değerlendirmeye çalışıyorsunuz, ancak sessizce oturduğunuzda, anlıyorsunuz ki bir değişim olması umudunu kaybetmişsiniz. Boyun eğmiş hissediyorsunuz. Daha iyisini bulabileceğinize inanmıyorsunuz. Belki daha iyisini bulabilmenin mümkün olmadığını kabulleniyorsunuz. Ama cennetler bulabilir. Belki her gün zihninizi her gün biraz sessizleştirebilirsiniz, elinizdekini en iyi şekilde değerlendirebilir ve daha iyisini hayal edebilirsiniz. Şimdi daha iyi bir yoldasınız. Ufak, ufak daha iyi bir iş beklentisinde olmaya başlıyorsunuz. Titreşiminiz gelecek durumla eş hale geldiğinde, esinlenecek ve doğrudan daha iyi bir işe yönlendirileceksiniz.
Sevgililer, kendinizi hiç de sevmediğiniz bir hayat durumunda bulduğunuz, size uymayan insanlarla çevrelendiğiniz veya nasıl çözeceğinizi bilmediğiniz sorunlarla yüz yüze geldiğiniz zamanlar olduğunu biliyoruz. Çaresiz, güçsüz, mağdur, kaderine boyun eğmiş, öfkeli ya da üzgün hissetmeniz hiç sorun değil. Gerçekte, hislerinizi hissetmeniz onları inkar etmenizden çok daha iyidir. Bir defa bulunduğunuz yerle ilgili dürüst olduğunuzda, çok daha iyisini yaratmaya başlayabilirsiniz.
Kendinize hatırlatabilirsiniz: “Ben razı olmak için doğmadım. Ben isyan ve mücadele için doğmadım. Ben başkalarını kurtarmak, düzeltmek ya da değiştirmek için de doğmadım. Ben beni yaratmaya heveslendirecek durumlar deneyimlemek ve ardından istediğimi yaratmak için doğdum. Ben capcanlı hissetmek ve gelişip serpilmek için doğdum.”
Hayatınız şu anda gerçekleşiyor. Her şey mükemmel göründüğünde başlamayacak. Banka hesabınızı doldurana ya da en azından emekli olmayı başarana kadar kendinizi ölesiye çalıştırdıktan sonra da başlamayacak. Çocuklar okula gittiğinde, ekonomi en sonunda düzeldiğinde veya dünyanız daha tutarlı olduğunda da başlamayacak. Hayatınız şimdi, bulunduğunuz yerde, bugünde, nefesinizde. Hislerinizi hissedin ve ardından aşamalı olarak, her defasında bir seçimle onları yükseltmeye başlayın. Titreşiminizi yükseltirken, umut, ilham, tutku ve yaşama sevinci de geri dönecek.
Sizleri çok seviyoruz.
Melekler














