12 Aralık Pazar günü Ankara Kitap Fuarı'nda hasretini çektiğim okurlarla söyleşip kitap imzalarken, 20 yaşlarında bir delikanlı kitabı uzattı, adını söyledi:
Uğur...
Yıllar önceki imza günlerinde adı Uğur olan çocuklarla karşılaşırdım. Adının nasıl konduğunu sorduğumda, tahmin ettiğim yanıtı alırdım. 24 Ocak 1993'ten kısa bir süre sonra doğmuşlardı...
Aradan geçen yıllar o çocukları büyütmüş, delikanlı olmuşlar.
Ankara Kitap Fuarı'nda da 20'sindeki delikanlı, yüzüne dikkatlice bakınca ne sorduğumu anladı. Şunları söyledi:
"Şubat 1993 doğumluyum. Uğur Mumcu katledildiğinde annem babam çok üzülmüşler. Hatta annemin düşük yapma tehlikesi bile belirmiş. Doğumuma kısa bir süre kala önceden kararlaştırdıkları adı değiştirmişler ve Uğur koymuşlar."
19 Ocak'taki Adana Kitap Duarı'nda da benzer bir tabloyla karşılaştım. Çukurova Üniversitesi öğrencisi karayağız delikanlı kitabı uzatırken adını söyleyince, soran gözlerle yüzüne baktım. Derin bir gülümsemeyle "Evet doğru tahmin ettiniz. Adım Uğur Mumcu'dan geliyor" dedi.
***
Selda Bağcan'ın "Uğurlar Olsun" ağıt türküsüne gönderme yapmak gerekirse Uğur'lar oldu, büyüdüler, üniversite kapısına dayandılar, mezun olmaya hazırlanıyorlar.
Uğur Mumcu'yu katlederken onun sadece bedenini değil ruhunu ve düşüncelerini de ortadan kaldırmak isteyenler başaramadılar. Uğur Mumcu'nun düşünceleri, gazetecilik ilkeleri, meslek ahlakı, Atatürk ve yurt sevgisi bugün de toplumun gönlündeki en yüce değerlerin başında geliyor.
Uğur Mumcu'nun ruhu yaşıyor. Sadece ruhu mu? İşte bedeni de yaşıyor. 1993'te doğan binlerce Uğur şimdi Türkiye'nin dört bir yanında hayata atılmaya hazırlanıyor.
Uğur Mumcu'yu öldürerek ruhunu yok edemeyenler 2000'li yılların sonrasında başka bir yöntem denediler. Mademki bedenleryok oluncaruhlar ölmüyor, o zaman bedeni canlı tutup ruhu öldürmek gerekiyordu.
Bu nasıl olacaktı?
Kumpaslarla, pusularla aydınları hapse atıp onları yargı işkencesine soktular. Yaptıkları plana göre pes edecekler, yanlış düşündük diyecekler, her şeyi reddedeceklerdi. Biz ettik, siz etmeyin diyeceklerdi. Yanlış düşünmüşüz, diyeceklerdi. Böylece aydınların ruhunu bedenleri öldürecekti.
Aydınların bedenlerini ruhlarının katili yapmak istediler.
Başaramadılar.
Bunda bir etken aydınların direnciyse, en az onun kadar önemli bir etken de halkın sevgisiydi. Onlar er ya da geç halkla kucaklaşacaklarını biliyorlardı. Bedenlerini ve ruhlarını o güne hazırlıyorlardı.
***
Uğur Mumcu katledildiğinde 30'lu yaşların başındaydım. O bizim daha üniversite yıllarından beri ulaşmak istediğimiz hedefti. O kadar büyüktü ki, yaşı yoktu.
Genç kuşaklar için yaşı da çok ileri bir ağabeydi Uğur Mumcu.
Şimdi düşünüyorum... Uğur Mumcu 51 yaşında katledildi, bense 54 yaşıma girdim.
Yazımın başına oturmadan önce kendi kendime dedim ki; arkadaş, Uğur Mumcu'dan 3 yıl fazla yaşamışın, meğer ne kadar genç kaybetmişiz Uğur Mumcu'yu. Eneriyle birikimin örtüştüğü en verimli çağında aramızdan koparmışlar.
Bizi mücadeleye ve hayata bağlayan başlıca güç, aşağıdan genç Uğur'ların, Uğur Mumcu'ların yetişiyor olması.
Onlara selam olsun...