"Matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. Perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. Eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor." *** Şimdi diyorum ki; keşke unutmak'ı öğrenmeseymişim hiç. Bir kere o ilk'ini unuttuğunuzda, kötü bir alışkanlık gibi, devamını getiriyorsunuz bunun. Çünkü, o en hiçbir şeyi hesaplamadan, en dokunulmamış duygularla sevdiğiniz kişiyi bile unutabilmişsiniz günü gelmiş, o şarkıyı dinlerken bir başkasını düşünebilmişsiniz, bir başkası için dua edebilmişsiniz, değişmişsiniz artık. Bunları düşününce o kadar çok üzülüyorum ki. Biliyorum çünkü, "unutan iyileşir." diyen o meşhur bilge adam yanlış söylüyor; "unutan eksilir." olmalıydı doğrusu. Eksilerek, ardımızda çok değerli birtakım şeyleri bırakarak; unuta unuta ve vazgeçe vazgeçe ilerliyoruz; bunun adına da "büyümek" diyoruz ki hiç değilse biraz avunabilelim. Hani genellikle pembe dizilerde olur böyle şeyler -romanlarda bile demiyorum bakın- ama hayatlarında ilk defa birbirlerine aşık olan ve bunu devam ettirip sonunda da evlenen çiftler var ya; çok şanslı keratalar işte onlar. Çünkü hiç unutmak zorunda kalmamışlar kimseyi. Kendimi düşünüyorum; birden fazla kişiyi "artık sevmiyor olmayı" öğrenmiş, dolayısıyla bir şeylerin masumiyetini kaybetmiş bir insan olmak bana o kadar kötü geliyor ki. Eskiden olsa, bütün bu "unutmalı mıyım?", "bunu yapmazsam sonuçları ne olur?"ları düşünmeye başlamak yıllarımı alırdı, ki aldı da. Şimdiki halime bakıyorum bir de; aylar geçmiş sadece, ben sabahın altısında bunları yazıyorum. Çünkü, unutmaktan, eksilmekten korktuğum kadar unutamamak'tan da korkuyorum artık. Aynı süreçlerden geçersem yine; bu kez altı yıl sonra kendime geldiğimde yirmili yaşların en başında olmayacağım diyorum. Başka bir sürü şey söylüyorum kendime; ama en önemlisi "Uzunca bir süre daha beceremediğin işlere hiç girişme Gamze" diye hatırlatıyorum kendime, "Belli ki sen sevilmeye uygun olmadığın kadar sevmeye de uygun değilsin.". İnsan kendinde belki de en çok sevdiği bir özelliğinin aşınmış, güçsüzleşmiş olduğunu görünce büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. Unutursam şimdiki duygularımı, kaybolmalarına izin verirsem kendimi çok değersiz hissedeceğim biliyorum. O yüzden korkuyorum. Ne kadar korksam da bir gün olacak, bunu da biliyorum. Bu kadar sıkıntılı cümlelerden sonra yine de umutlu bir kapanış yapayım ben. Türlü çeşit saçmalığı yaşadıktan sonra hala güzel şeyler üzerine düşünebilmek de benim çok sevdiğim yanlarımdan biri çünkü. O da kaybolup giderse, çok az ve hiçbir şeye yetmeyecek bir "ben" kalacak geriye. Ne diyordum? Ha, "umutlu bir kapanış" diyordum. Umarım; hiçbir zaman unutmak zorunda kalmayacağım, böyle uzun uzun sevebileceğim biriyle tanışırım bir gün, çok uzak bir zaman diliminde ama, şimdi değil. * Hani diyor ya o şarkıda; "Hatırlayarak yaşamak boynumuzun borcu/ Ama ölürdün unutmasan."











