En çok tartışılan konulardan hatta kendisine ehli sünnet vel cemaat diyen tarikatçılarla, selef-i salihin'in yoluna dönülmesini savunan kimselerin her tonu arasında var olan çekişmelerin en başında gelen konu: TEVESSÜL.
Bir şeyi, bir kimseyi vesile/aracı edinme diye kabaca tabir edeceğimiz bu terimin bu kadar problem oluşturmasında temel sebep tarikatçıların, muhaliflerinin bu konuda ne dediğini zerre bilmemesi ve konuları birbirine katıp, kendilerine yönelmiş halktan kimseleri kaybetmemek için yalan, iftira ve bühtan içinde olmalarıdır.
Zira tevessülün birkaç çeşidi var ve bunlar herkes tarafından kabul ediliyor;
1- Allah'ın isimleri ile tevessül etmek. Yani kişinin Allah sen Rahman'sın bana rahmet eyle, Tevvab'sın tevbe mi kabul eyle, Şafi olan Sen'sin hastalığımın şifasını ver gibi dua etmesi. Bunun delili Araf Suresi 180.ayettir
2- Kişinin yapmış olduğu salih amellere dayanarak dua etmesidir. Yani: "Allah'ım ben senin rızan için şu gün bir yetimi doyurmuştum, senin rızan için burada savaşıyorum hacetimi gider, bu zor durumdan beni çıkar, duamı kabul et" diyerek Allah'a yalvarmasıdır. Bunun delili Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh)'tan merfu olarak nakledilen muttefekun aleyh olan hadistir.
İhtilaf olan ise, "ZAT İLE TEVESSÜL" yani, kişinin bir başka insan(lar)ı vesile/aracı edinmesidir.
Bu da 2'ye ayrılır;
1- Kişinin "Rasulullah'n hakkı için, Kabe'nin hakkı için, falanca kişinin hürmetine" diye dua etmesidir ki, (tarikatçılara iftiracı ve hakkı batıla karıştırıyorlar dememin sebebi de budur) bu şekilde dua etmek "HARAMDIR" . Bunu da en başta o tarikatçıların kendilerini nispet ettikleri Hanefiler demektedir. Ulemanın buna haram deme sebebine gelince; Allah'ın üzerinde -haşa- O'nu zorlayacak hiçbir güç kuvvet yoktur. Kimin/neyin hatrı konulursa konulsun, Mucib olan Allah'tır.
2- Direkt olarak diri veya ölü, Allah katında makbul/salih birisi olduğuna inandıkları kişiye seslenmek, hacetlerinin giderilmesini istemek. Günümüzde Eyüp Sultan'a, Yuşa (aleyhisselam)'n kabri olduğuna inanılan yerlere gidenlerin yaptığı gibi.
İşte bu da ŞİRK'tir.
Eğer bu kabirlere gidenler, yalnız Allah'a dua ettikleri halde oraların bereketli olduğunu, bu sebeple de dualarına icabet edileceğini düşünüyorlarsa veyahut orada yatan kişinin, -yukarıda dediğim gibi- hürmetini de araya katarak dua ediyorlarsa bu şirk değil, haramdır. Velakin oraya gitmeseler dahi, medet ya Abdulkadir Geylani hz.leri diyenler, yetişin ey falancalar diyenler, ölü ya da diri şeyhlerinin, evliya kabul ettikleri kimselerin oralarda olduğuna itikad eden, bu şekilde amel edenler şirke düşmüştür.
Bu ne Muhammed b. Abdulvehhab dediği için böyledir ne de İbn Teymiyye dediği için. Bilakis, Kuran, Sünnet, İcma ve akıl bunu gösterir. Eğer böyle değilse, bu konuda muhalefet eden ve haram/şirk şekliyle dua eden kimseler, Mekke müşriklerinin Allah'ı bildikleri, O'nun yaratan, gökten yağmur indiren ve yerden rızık bitiren olduğunu ikrar ettikleri halde neden müşrik vasfını aldıklarını bir zahmet araştırsınlar. Kendileri ile Mekke müşrikleri arasındaki farkın ne olduğunu açıkça beyan etsinler.
Bunlardan sonra; tekfir, mutlak ve muayyen olarak ikiye ayrılır. Şu iş şirktir, bu söz küfürdür demek başka bir şeydir, bu ameli işleyen, falanca sözü söyleyen kimse hakkında Zeyd müşriktir, Amr kafirdir gibi muayyen tekfir başka bir şeydir. Bu şekilde amel eden kimselere işin doğrusu anlatılır. Şüpheleri giderilir, inkar edemeyeceği şekilde deliller ortaya konulur. Bunlardan sonra tevbe etmesi istendiği halde tevbe etmiyor, bu itikadından vazgeçmiyorsa tekfir edilir.












