Dünya aydınlık bir yerdir*
— Gecesinden gündüzüne, en kuytu köşelerinde —

seen from Germany
seen from Mexico

seen from Chile

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from T1
seen from Bulgaria
seen from Singapore

seen from Türkiye
seen from China
seen from China

seen from Belarus
seen from United States
seen from Netherlands

seen from France
seen from United Kingdom
seen from Australia

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from India
Dünya aydınlık bir yerdir*
— Gecesinden gündüzüne, en kuytu köşelerinde —
dünya bir yanılmadır..
Ateşi izlemeden, ateşin ne olduğunu bilemezsiniz bende yeni öğrendim :(
ve tüm nedir? videoları.
Ne varsa hatrımda yer etmiş, işte odur*
Sanırım hiç değişmiyorum. Hâlâ bir yıldızdan ötekine inatla sekiyor ve durmaksızın düş kuruyorum. Düşlerimin peşi sıra hatırama nüfuz ediyor Annem. Annemi hep bana sorduğu o "Hatırlıyor musun," sorusuyla anıyorum; "Hani bir gece benden adını unutmamı isteyişini ve peşi sıra geçirdiğimiz o uğursuz saatleri?"
Anneler cinnetlerimizi unutmamızı istemezler, diyen o sesi – muhtemeldir ki bizzat kendi sesimi. Çünkü cinnetlerimiz bize annelerimizi hatırlatırlar.
Annemi hatırlıyorum, yanına babamı koymadan silueti eğreti duruyor. Sanki hayatlarını değil de ölümlerini birbirine adar gibi yaşamış o çifti hep yan yana hatırlıyorum.
Annemin babama "birbirinden pek de hazzetmeyen sevgililer gibi olduk" deyişini;
Babamın verdiği buruk —"birbirine sevdalı düşmanlar gibi olmaktan yeğdir" — cevabını benden başka kimsenin duymayışını, çünkü babamın esasında o cevabı hiç dile getirmediğini, yine de babamın avuntu dolu sesinin dün gibi kafamda yankılanışını;
Babamın zihnini okumayı çok erken yaşta öğrendiğimi;
Babamın zihninde okuduklarım beni haddinden fazla üzmeye başladığında her şey için çok geç olduğunu;
Bunun için tarihi babamın zihninden ibaret o dili unutmayı bir türlü beceremediğimi;
Babamın yalnız annemin yanında iyimser bir adam olduğunu fark edişimi;
Annemin yanında takındığı iyimserliği ne denli ahmakça ve toy bulduğumu;
Babamı ahmakça ve toy bulmaktan için için keyiflendiğimi;
Babamı toy bulmaktan için için korktuğumu, çünkü babama değilse kime yaslanacağımı bilemediğimi;
Birine yaslanmanın ne denli çiğnenemez bir zorunluluk olduğunu fark edişimi;
Birine yaslanmanın ne denli büyük bir kumar olduğunu düşünüşümü;
Bu dünyada yıkılmayacak bir duvarın inşa edilebileceğini tahayül dahi edemeyişimi;
Birine yaslanmanın "düşünülmesi teklif dahi edilemez" büyük bir suç olduğuna karar verişimi;
O andan sonra dünyanın benim için kaldırımlardan ibaret kalışını;
Uzun bir müddet sevdaya inanmadığımı;
Aslında, annemle babamın birbirini böyle sevişinin hayra alamet olduğuna inanmadığımı için için bildiğimi;
Aslında, kimsenin beni bu çiftten birinin diğerini sevdiği kadar seveceğine inanmadığımı için için bildiğimi;
Bunun için onlara çok kızdığımı,
Bunun için kendime çok kızdığımı,
Bunun için kaldırımlara çok kızdığımı,
Bunun için hep yolun ortasından yürüdüğümü hatırlıyorum.
Şefkatli bir üslupla özyıkım*
Adınla seslendiğin sanrıları aynaların varaklı çerçevelerine sığdırışın
Ve sonra kursağında çillenen öfke —
"Bazen kulağa bir ferman gibi geliyor vesveseleri deliliğin."
Isır dilini!
"Kendime kucak açacağım."
Isır dilini!
"Boğazıma sarılı olan, bizzat kendi parmaklarım."
Reddolunmuş bir intiharın acıklı nesridir*
Sonbaharın son demleriydi ve poyraz şehre yaşam üflüyordu. Alınacak can bulamadığı kuytu bir vakitte ölüm'e göz kırptım. Muhakkak ki fark etti beni, zira gölgesi gölgemi amaçlı bir zerafetle teğet geçti. Ne var ki puslu yüzü tenezzül edip de benden yana dahi dönmedi. Tekinsiz bir esintiyle geri çevirdi beni. Beni, bu alımsız ve sarsak halimle, üstelik bu kıtlık vaktinde bile, avlamaya değmeyecek hasta ve düşkün bir mahlukatmışım gibi, öylece bırakıp gitti.
Nazarımda eğreti duran bu yaşamın kokusu her yanıma sinmiş halde, biçare kalakaldım.