seen from United States

seen from Saudi Arabia
seen from United States
seen from United States
seen from South Korea
seen from United States

seen from United States
seen from Kazakhstan

seen from United States
seen from China

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Saudi Arabia

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
Başka Zamanlar
Üstümü örten ağırlıkları taşıyor beslediklerim Kimler öldü yine dilinin uçlarından kim bilir Söylenirken kollarımın arasından bir sabah vakti İsmini hiç bilmediğim insanlar dökülüyordu uyanışlarımdan
Bir cihan eder belki bu muammam Bakışlı hissi ve giden duruşlarında Beter etmez hiçbir şeklin beni bu aldanmacadan Kaç söze büründüysem farklı bir hışmının içlerindeyim Seni seviyorumların tüm ilahi formları arasından
İnançlarım kadar yerim kaldı saygıya değer Boş bir odaya sığdıramıyorum ölümlülüğümü Parça parça dağılmış çoklukların her yanlarımdan Etraflıca toparlıyorum elimde kalan birkaç benliğimi
İçinde bir ben vardım başka neydi ki bütünlüğümün Yaşadığım canlarının kırılganlıklarını çekiyor parçalarım Bir dünya ediyor bakınca dışarıdan kapladığın alan Tüm evren göremediğim bir halinse o halde neydi bu ihtişam
Sarılmaklıydı aramızda bazı konuşulanlar Alamazdı yerini hiçbir yaşam biçimi ağlamaklı susmalarının İnsan derdim bu sıradanlığı görünceye kadar tanrıyı yaratan Tanrı yokluğuymuş içimdeki boşluğun şekillerini kutsallaştıran
Bir cennet bir cehennem ve arafı toplasam avucumun içi kadar Yüz binlercesinin gölgesi esiyor ahenginde kalbime vuran Varsa bir gülümseme yüzündeki beni kurtacak bu karanlıktan Ne kadar soğusa da küllerim ruhum maneviyatında yanıyor
Bilinçli ya da bilinçsiz bütün yaşamlarımın sonlarında Aynı çatı altında olsak da başka zamanların berisindesin Söylenecek yarım kalan ne kaldıysa şimdi yolumuzun başında Yaşam ile ölüm arasında rivayetlerin bir adım ilersindeyim
Uyanırsam bir düş vakti böylesine bir uykudan Yaşlanmış sevgilerinde ağırlaşacak yine gözlerim .
notsuzadam
İlkbahar
Kurumuş yapraklar neyi anımsatıyor sana Fotoğraf karesine sığdırılmış gibi düşerken gözlerinden Dallanmış ilkbahar rüzgarlarında sallanan yağmurlu yaşların
Etrafında geziniyor biz varken Farkında olmadan düşen parçalarım Üzerlerinde yürüdüğün merhametinde çıtırdıyor Dört bir yana savrulan hislerinde bakışlarım
Bunu gören ilkbahar der Ben geldim yine oysa Gelip geçen mevsiminin Havada uçurduğu yalnızlığım . notsuzadam
Mahşeri
Asaletsizliğin üzerine anılmak istiyorum Dünyanın kırılgan güzelliklerine
Zayıf ve siyah göz farlarında gizleniyor olasılıklarla Dışarıdan gözlenmesi zor olan asillikler Büyüye dönüşüyor bakışlarda Kara kara süzülürken gözlerden Bir fırça darbesi gibi iniyor ruhları bedenime İçimde bir yerlerde uyanıyor canları Sonra sokaklarda vuruyorlar var güçleriyle Avaz avaz çığlıklarıyla dövüyorlar son yeşerenleri
Şeytan avutuyor ayak uçlarıyla tüm ezilmişleri Birkaç makyaj darbesiyle yeniden yeşertiyor dış güzelliklerini İçinden kan ağlamak geçiyor bunu gören tanrılarının Fısıltılar gönderiyorlar toprağın altından “Yağmurlar canlandıracak bir gün günahkar bedenlerinizi”
Son umut saklanmış bir hazin göklerde Hezeyana dönüşmesini kim beklerdi ki ölülerin ömürlerinde Yağarken renk cümbüşünün içinden her bir yüze Mezarlar yetişmeyecek o gün Son çiçekleri çizerken bir çift göz bütün yüzlere
İlk nefes alışım gibi bahşedeceğim ömrümü Üzerinde gezdirdiğim her bir karanlıkla savaşa Lakin bir gübrenin gücü yeter mi Savmak için bir mahşeri kalabalığı aydınlığa
Asaletsizliğin üzerine anılmak istiyorum Dünyanın kırılgan güzelliklerine . notsuzadam
Boşluk
Sırtımı dayamışlığım vardı ince bir tüle Üstümde hiçbir şey yokken Batan bir sütyen kopçası değildi böğrüme Batan bir kalpti
Sırt sırta verirken atıyordu içi içime Boşlukta yankılanan bir ses gibi Seviyorum diyordu her genişlediğinde üstüme Seviyorum ruhumsu hafifliğini
Estikçe uçuşuyordu haleleri yüzümde Yok yere oluyordu sanki ağlamaklı gözleri Yüz yüze gelseydik soracaktık belki de Neden dokunamıyoruz daha fazla birbirimize
Sıcaklığı kırıldı hissetiğim boş bu bedende Çalınmıyor eskisine kıyasen göğsümde sesleri Kulağım gidiyor bazen duyduğum bir sese Sırayla asmışlar sardığı her yerim kendini .
notsuzadam
Yabancı
Izdıraplı uyanışlarımıza yenisi eklenecek bir kere daha. Gözlerimizin kan çanağı refakat edecek dünlerimize. O kadar tatlı uyuyacağız ki bir kez daha, hissedemeyeceğiz soğuğu. Çok güzel gelecek elmacık kemiklerimize vuran ağrılar. Şiddetli gülücüklerle kapladığımız her anımızı ararken sabahleyin, sızısı saracak tüm sıcak bedenimizi. Al al olan yanaklarımızı görüp çok sağlıklı zannedecekler bizi; içimizden def edemediğimiz birtakım şeyler, olmasa da olurdu dediğimiz izleri saklamaya çalışırken. En fazla da oradan başlayacaklar dokunmaya. İçimizi bitiren ama yüzümüzü gülümseten şeylerin değeriyle baş başa kalamadan. Yeniden başlamanın tekrarıyla sarpalanacak öpülebilen her şey. Bir kuşu öpmenin, dudağımızı kanatan o vahşinin bir hayal olduğunu hatırlayacağız o vakit. Nasıl oldu da kanatları yok oldu derken, çoktan düşmüş olacağız boğazımızda boğumlanan göz yaşı çukuruna. Gelip çatacağı kıymetli anları gözlerken boşalacak gözlerimizden tüm biriktirdiklerimiz. Ya da boğulacağız boğum attığımız her yerimizden. Nefesimiz daralacak o kokular her an geldiğinde burnumuza. Açken hissedeceğiz bu duyduğumuz açlığın her yerimizde eksik olan bir sıcaklık olduğunu. Ama fark edemeyeceğiz. Fark edemeyeceğiz bir sabah vakti, yatağımızda dönerken sarıldığımız battaniyenin gerçekliğinde dalarken bambaşka düşlere; fark edemeyeceğiz. Kan çanağı olmuş gözlerle, sadece uyuyabilmeyi dileyeceğiz sabahlarken. Ve yine yüzümüzü kaplamış izleri tazeleriyle gizleyeceğiz aynada. Dövünürken dövüşeceğiz; iyiyim diyeceğiz samimiyetsiz tebessümlerle yolda karşılaştığımız bir yabancıya. O yabancı tanıdık gelecek bir yerlerden. Hissedeceğiz onunla aynı acıyı çektiğimizi. Aynı yerlerden düşen göz yaşlarımızın, ortak olduğumuz aynı hislerde toplandığını göreceğiz. Sadece bir yabancıydı deyip geçeceğiz onu da, gerimizde bıraktığımız her sancımada. Durup durup aklımıza gelecek. Onu seveceğiz. Platonik olarak dokunmak geçecek ona bazen düşüncelerimizden. Bunca izin yoğunluğunda, ona rastladığımız yolu da kaybedeceğiz bir gün. O da karışacak zamana ve bulaşacak göz kenarlarımızdaki kırışıklıklara.
Bir gün uyanacağız ve bakacağız aynaya. Ne kadar yaşlandığımızı göreceğiz bu genç yaşımızda. Anlayacağız; o kadar da yabancı değilmişiz birbirimize aslında . notsuzadam
Bunaltı
Sıcak açtı içim dışım Bunaltılı düşüncelerime Hangi yöne koysam şimdilerde Bu soğukluğunu Güneş görmeyen
Bu neyin iç burukluğuysa Hissettiğim göreceliğinde Yarın bilebilsem keşke Hangi tarafında doğacağımı İçinde mi yoksa Daha mı dışarılarında Hiç bozmamak vardı aslında Bu kendince şekilsiz halimizi
İtibarsızlaştırdım diyebilirim Acemice üstüme aldığım Her verdiğini Yorumlamamalıydım kelimelerle belki de Sadece manevice bıraktıklarını Öylece çekemiyorum işte Üzerimde kalan tüm gölgeni Hiç de sevmem aslında Soğukkanlı olmayan bir bedenin Sessizce yön değiştiren eylemini
Dönüşüyoruz karşılıklı Birbirimizden zıt yönlere Takip ediyorum Günebakanlar gibi Son kalan izlerinden Çözülemeyen gitmelerini
Her yerim kaskatı Sen nasıl kalmak istersen kal da Ben korkuyorum Olamazsam bir daha Hiç eskisi gibi
Nasıl oluyorsa aslında Böylesi de iyi Beni sevdiğinle kalabilsen de Bir yandan duramıyorum ben İstediğim yerde Bir yandan durduramıyorum Damarlarımda yer değiştiren Özlediğim bir gaipliği
Çok da yakın değildik Ama açmıştı içimizde bi'ara Yok sayamayacağımız bir çelişki Sarıldım da nazikçe Sıcaklığını tükettim mi Sevmediğim bir şey daha varsa O da her yerime Seni karıştırabileceğimdi Tekrar istiyorum şimdilerde Sıcakkanlı ve hissizce Bütün istemeyişlerini
Bıraksak mı böyle Dağınık kalsa İçimizden birileri Diğerlerim toparlar da Ben çok uzun yaşayamam Savma içimden seni . notsuzadam
Gonzo çukuru
Üstü kapalı bir coğrafya neler anlatıyor insana Ne yol görür ne kervan geçer buralar Dize getire getire sürüklüyor tüm tatlı metaforları Anlaşılıyor bir gece yarısı taşıdığı tüm kıymetleri
Gitti yine iblislerim kaydı ayaklardan aşağıya Kayboluyorum demiştim Gitme demiştim kendi kendime çok uzaklara Uzandığı yok çoruhların tutup çekmek için Beni daha yukarıya koymak için çıkar sağlamadıkça
Sıra sıra dağların izi oluşuyor hatlarımda Eliz okunuyor günde kaç vakit bakışlarımdan İnsanlar kalkıyor içimden sabaha karşı abdeste Kılınıyorsun yine ya rüyalarımda Alnım kıpkırmızı uyanıyorum Seni bilmesem kaderim diyeceğim Sermişim tüm günahlarımı sanki ayak uçlarına
Bu kubbenin nesi eksik tavanlarımda İklimi musonlaşmış içime içime Yeşermeye muhtaç kalmış duvarları sadalarınla Gördüğü en son kurumuş bir soluk Nefesin tütüyor oysa Puslu gözlerime vuruyor rutubetleri Çıplak ayaklarınla bastığın soğumuş topraklarda Kendi kendimce değiniyorum Tekrar yeşillenmen için tek tek püf noktalarına
Vaazlarım bitti nezninde topladığım tüm insanlığa İnsanlığım kaldı yeterince kaybettiğim yollarında Zerrecik kadar kıymete bindiremedim ya Yanıyorum usûlünce öteki tarafta Topluma karışmış kaldırımlarıma geri döndüm Kıymet beklemezdi aslında duysa kulaklarım Biçimlendirmezdim onca yolu Varılması imkansız bir tanrıya
Epeydir aralarına karışmıyorum ya Yürürken caddelerimde omzuma çarpan çarpana Demiştim ama ben kendi kendime Dalma diye bu kadar uzaklara Uzansam ellerine tekrar çeker misin beni Ayaklarından biraz daha yukarılarına
Sorsan şimdi herkes mesih Herkes bulunmaz olmuş kendince çukurlarında Sonra içim kalkıyor bir gece vakti Kusuyorum biriktirdiğim tüm insanları lavaboya
Yine yarınların gelmesini bekleyeceğim Aslında şimdi çıkıp gelsen ya Tam şu an çok daha temizim Varlığının hafifliğinde uyumaya .
notsuzadam