Benim yazlık yerlere kışın gitme hayallerim, takribî 12-13 yaşlarıma dayanır. O zamanlar babamın yaptığı işten ötürü sürekli seyahatlere çıkması gerekirdi. O seyahatler de sık sık kış mevsiminde güney sahillerindeki otellere olurdu. O da dönüşlerinde, yazın sıcaklardan bayılıp koşarak girdiğimiz denizlerin, kış mevsiminde nasıl deli bir hale geldiğini anlatırdı. İşte ben o zamanlarda hep rüzgarlı, yağmurlu ve gri yazlık yerler hayal ederdim.
Büyüdüm. Yazları yine o yerlere gidip tatiller yaptım. Ama her fırsat bulduğumda aynı yerlere kış mevsimlerinde de gittim. Sonra hayal kurma dönemlerimde hep o rüzgarlı, yağmurlu ve gri yazlık kasabalarda, kışın tenhalığında yaşadığımı hayal ettim. Bu hayaller beni hep heyecanlandırdı. Kimi zaman da boğazımı düğümleyip, acaba içime kurt kaçırmış İstanbul’ u özler miyim diye düşündürttü. Hiç bir zaman tam olarak karar veremedim özleyip özlemeyeceğime.
34. yaşımda bunu görmek de varmış diyorum. Henüz tam olarak yaşamaya başlamamış olsam da yazımın büyük bir kısmını Gökçeada’ da geçirmiş oldum. Artık eylül sonları ekime yakın zamanlarda olduğumuzdan kış da yüzünü hafif hafif göstermeye başladı. Yazın o cıvıl cıvıl kalabalığından eser yok. Sezon bitti. Aileler, çocuklar, tatilciler hepsi bir bir yuvalarına döndü. Ben hala aklımda acaba ben İstanbul’ u özler miyim sorusu ile ekim ortasına kadar burada vakit geçiriyor olacağım.
İstanbul’ u şöyle özlüyorum: akşam olup hava karardığında, yapacak bir şey yoksa biraz burnumun direğini sızlatır şekilde. Hayal Kahvesi’ nde ya da Babylon’ da konser haberlerinde ilgimi çeken bir aktivite olduğunda, sinemaya gitmek istediğimde (ki henüz bu istek içimde oluşmadı), tiyatroya gidesim tuttuğunda (bu istek içimden hiç çıkmıyor).
Gökçeada bu hafta sonu kış gibi. Çılgınlar gibi esen bir rüzgar, hiç durmadan yağan bir yağmur, karşımda denizin deli gibi dalgaları; bakıp bakıp düşünüyorum: ben şimdi döndüğümde ne halt edeceğim diye. Etrafımda bildiğim bazı kimseler hayatlarını değiştiriyor. Herkes ilerliyor, yaşam ilerliyor. Duran kimseyi görmedim. Artık benim de bir şey yapmam gerekli. Kendi başıma, kararlarını kendimin verdiği, yapmayı isteyeceğim bir şey. Bu yaz içimde biraz bir şey yeşerdi. Şimdi aşırıya kaçmadan onu suluyorum. Sanırım önümüzdeki sezon köklerini sağlamlaştırmaya başlayan minik bir fide doğacak içimde. Hep söylediğim, istikrarını bozmadan uygulamaya aldığım kararımın meyvelerini toplayacağımı hissediyorum. Kolay olan hiçbir şey yok. Bu meyveler de büyük zorluklarla toplanacak biliyorum. Belki hava koşullarından, belki topraktaki eksik minerallerden. Ama şimdi olmazsa yarın olacak onu da biliyorum.
Bu ne yaptığımı anlatmaya çalıştığım 4. yazı. Birincisi ile arasındaki tek fark içimdeki büyük korkunun bir nebze de olsa küçülmüş oluşu. Ben ilk kez bağıra çağıra mutlu olduğumu, iyi olduğumu söylüyorum. Çevremde benim için endişelenen bir sürü insanın olduğunu biliyorum ve onlara karşı mahcup olmayı hiç istemiyorum. Ama en önemlisi kendime rezil olmak istemiyorum. 2015 sezonuna hazırlanıyorum, bazı planlarım var onları bekliyorum. Bir şeyler olacak görüyorum. Sabırla bekliyorum. Meyveleri ne erken toplamak ne de olmasına izin verip dallardan düşüşünü izlemek istiyorum.
Göreceğiz önümüzdeki günler ve zamanlar içerisinde neler olacağını. Bundan sonra 5. yazı yok. Bundan sonra olan ve bitenlerden bahsedeceğim güncellemeler olacak. Beni izlemeye devam edin canlarım.
Olmazsa olmaz fotograflarımı aşağıya bırakıyorum. Bakalım beğenecek misiniz?
© Pelin Ulca
© Pelin Ulca
© Pelin Ulca
© Pelin Ulca
© Pelin Ulca
© Pelin Ulca
© Pelin Ulca
© Pelin Ulca
© Pelin Ulca
‘Pelin Ne Yapıyor?’ – IV Benim yazlık yerlere kışın gitme hayallerim, takribî 12-13 yaşlarıma dayanır. O zamanlar babamın yaptığı işten ötürü sürekli seyahatlere çıkması gerekirdi.














