Her şeyin kabaca bir tanımı olsa da kafamda, aşkın tanımını yapamadım hiç. Aşk nedir diye sorulduğunda keskin bir dil kullanamadım. O kendimden emin tavırlarım mevzu bahis aşk olunca hiç bana uğramadı. Her dönem, her bölümde değişti benim bu kavram hakkındaki düşüncem. Ama bu öyle olası bir değişme değil. Bir dönem aşkı su gibi hayati bir ihtiyaç olarak görürken, bu aralar zehir gibi hayattan eden bir olgu olarak görüyorum. Yine de ihtiyaç olduğunu reddetmiyorum ama. İnsan, toz pembe gözüken masallardaki çiftlere özenmiyor değil. Ama biraz esaslı düşününce, niye benim için dağ deliniyor, niye çöller aşılıyor; tüm bunların manası ne? Diyorum. Ben kimim, o kim sorguluyorum. Can yakan gerçekler boğazımdan hiç inmiyor, yutkunamıyorum. Aşık kişinin, hasta kişiyle benzer tavırları olduğunu fark etmek ve bunu kendimde de gözlemlemek ürkütüyor beni. Hatta bazen, hasta olmamızı bile romantikleştiriyorum kendi kafamda. Başta bizi sağlam tutan içgüdülerimiz günün birinde kayboluyor, önceleri dopamin sağlayan bakışları sonrasında manasız geliyor, uyumama yardımcı olan kokusu hiçbir anlam ifade etmiyor ve ben donuklaşıyorum. Duygularımı bir gün kaybetmekten korktuğum gibi duygularımın ta kendisinden de korkuyorum. Çünkü insan düşünsel süreçte hayvandan ayrılsa dahi duygusal olarak hayvanın benzeri hatta belki aynısıdır. Bedenimizdeki bu çelişki bana çok yorucu geliyor; insan gibi düşün hayvan gibi hisset. Beden dismorfisi yaşıyorum. Dört ayak üzerinde olmak çok korkunç olurdu diye düşünüyorum. Ama iki ayak üzerinde durmanın o iğrenç hissiyatını da çoğu zaman yaşıyorum. Sanırım deterministik bakış açım beni birçok zaman çıkmaz sokağa götürüyor. O sokağa örülmüş duvar da, arkasında görmek istemediklerimi barındırıyor. Çünkü bazen dostum, eğer her şeyi görürsek asıl o zaman ölürüz. Eğer her şeyi bilirsek asıl o zaman kayboluruz. Çünkü bu dünyanın bilgisi veya bilgisizliği, çelişkisi, her şeyi aslında bir paradoks. Bizim en küçük tanemiz dahil, her şey iç içe geçmiş ve dönüşmüş maddelerden oluşuyor. Yaşamda her şey bir değişim değil, her şey bir dönüşüm. Biz sürekli birilerine veya bir şeylere veya bazı duygulara, düşüncelere, yanılgılara dönüşüyoruz.
Bazen düşünüyorum, eğer bu tanrının bir deneyi ise lütfen başarısız olduğunu kabul edip yok etsin beni. Öldürmekten söz etmiyorum, varlığım yokken neysem o olayım. Hiçbir şey olmayayım. Hiçbir şey bile olmayayım. Bu yazıda anlatamayacağım kadar yok, tozsuz ve kırıntısız, silikten bile daha silik, siluetten bile daha silüet, "HİÇ".