“Tarikata girip zikir ve nafile ibadetlerle meşgûl olmadıkça Mevlâ’ya bahsettiğimiz derecede bir yakınlık hasıl olmaz.
Tarikat, Salik’e iki şey sağlar:
Bu iki şey hasıl olursa anlaşılır ki Tarikatta ilerleniyor.
Tasavvuf yolunda ilerleyenlerin ilimde de amelde de kazançları olur.
Başkalarına çalışmakla, öğrenmekle, anlamakla hasıl olan Kelâm ilminin bilgileri, bunlara keşif yolu ile hasıl olur. Ameller ve ibadetler kolayca seve seve yapılır.
Nefis ve Şeytan yönlerinden gelen tembellik ve gevşeklik gider. Günahlar, haram olan şeyler, çirkin iğrenç görünür.
Tasavvuf, Ehl-i Sünnet itikadından ve Şeriat’ın emirlerinden başka şeylere kavuşmak için değildir. Tasavvuf, Ehl-i Sünnet itikadının yakînî ve vicdanî olması, yani sağlamlaşması, şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Akıl ile, delil ve isbat ile kuvvetlendirilen iman, böyle sağlam olamaz.
Tasavvufun ikinci gayesi, ibadetlerde kolaylık, lezzet hasıl olması, Nefs-i Emmare’den doğan tembelliklerin sıkıntıların giderilmesidir.”
“Hemen ol Nakşîbend Hakk’a gidelim,
Cemali ba kemale seyr idelim.”