“doğmak acıdan bir elbise giymesen eksiksin giysen ölüm.”
seen from Canada
seen from Yemen
seen from United States
seen from Indonesia

seen from China

seen from China

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Japan

seen from Singapore
seen from United States
seen from China
seen from China
seen from Argentina
seen from China
seen from Türkiye
seen from Indonesia
“doğmak acıdan bir elbise giymesen eksiksin giysen ölüm.”
“Bir şey vardı tam şurda Merakımı döktüğüm o yol ağzında Suya atılan taşın çizdiği halka Bir puhunun inleyişi derdin gövdeme baktıkça Sevmeye yeltendiğim her yerde vardı yüzünün kıvrımı Vardı dalgın bir sayfada yanına gidip durduğum boşluk İmrendiğim akıl, kapaklandığım rüya Vardı gecelerde yazıldığım efkar, yutkunduğum söz Bir leopar karda dolaşmış derdin ellerime dokundukça Onca sözden ne kaldığı vardı sonunda
Bir şey vardı işte şurda Göğsümün tam altında”
“...benim hayatım sürekli bir büyük oyundan ibaretti.”
“Ve kardeşim Hidayet, öfkelenince de onların bütün kusurlarını, küçüklüklerini, daha önce hoşgörüyle karşıladığım kendini beğenmişliklerini daha şiddetle görüyordum ve unutmuyordum. Onları kıskanıyordum, onları beğenmiyordum. Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum.”
"Sefalet, gerçek -yani hayatı zehirleyen- sefalet, şu içinde yüzdüğüm dipsiz yoksulluk ve pislik değildir, sevdiği hayatı sürmek için bütün imkânlara mâlik olduğu halde, bunu yapamayan insanın durumudur."
— Arkadaş, Panait Istrati
“Anneannem ve ben... Biz... Biz ölüme karşıyız.”
“Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar?”