II. Halk ve Emr Seferi 48
Bu Sefer, İbda 49 Seferidir.
Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: İsteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) gelin!' dedi.
Onlar da İsteyerek (buyruğuna) geldik. dediler. Böylece onları, iki günde yedi gök yaptı ve her göğe emrini (kanunlarını) vahyetti.
Biz, en yakım göğü lambalarla ve koruma ile donattık. İşte bu, o güçlü, bilen Allah'ın takdiridir.50
Bu takdir, bitiştirme ve ayırma ile olmuştur.
Nitekim bu hususta da Allah "Ya o küfredenler görmediler mi ki gökler ve yer bitişik idiler de Biz onları ayırdık?51 buyurmuştur.
Yerin yaratılışının peşinden "sonra )ث( kelimesi gelmiştir."52
"Sonra" kelimesi genellikle ikinci şey ile birincisi arasında bir süre olduğu anlamına gelir. Bu süre ise yerin yaratılışı ve Eyyamu'ş-şe'n'den" dört gün. içinde vakitlerinin takdir edilmesidir.
Bu günlerin ikisi yerin zâtı ve hakikati ile ilgili işler içindir.
Bir gun yerin zahir ve görünür olması için, bir gün de bâtın olması ve gizlenmesi içindir.
Gayba ve şahådete ait azıkların tevdi edildiği iki gün de bu iki günün içindedir.
Sonra semanın ayrışması ve yaratılışına yönelmek demek olan mukaddes istivâ gerçekleşti.
Gökleri eyyamu'ş-şe'nden iki gün içinde yedi gök kıldığında her bir semaya kendi emrini/işini, durumunu vahyetti.
Böylece müvelledatın54 bileşim, çözülme, değişim, başkalaşım, devir ve tavırlarla halden hale geçişleri için ihtiyaç duydukları işleri ve hususları göklere tevdi etti. İşte bunlar Allah Teâlâ'nın "Her göğe emrini vahyetti.55 âyetinde belirttiği yüce rûhâniyetlerden göklere tevdi edilen ilâhî işlerdir.
Böylece feleki hareketler ile bu emir ortaya çıktı.
Bu durum da bu hareket ve felekte olan emirden dolayı unsurlarda meydana gelen yaratmanın ortaya çıkması içindi.
Allah gökleri bitişikliğinden ayırdığında, gökler devretti.
Hakikatleri ve cisimleri şeffafu.
Öyle ki arkalarında olan şeye perde olmadılar.
Biz de sekizinci felekte bulunan yıldızların kandillerini görme duyumuzla idrak ettik. Böylece o yıldızlar sanki yakın gökteymişler gibi tahayyül edilirler.
Allah Teâlâ bu kandiller hakkında "Biz yakım göğü kandillerle süsledik buyurur.56
Bir şeyin süsünün illa o şeyin içinde olması gerekmez.
Allah Teâlâ'nın bu âyette geçen "Koruma" ifadesine gelince, bu koruma kulak hırsızlığı yapan şeytanların yakılması için esir küresinde"57 meydana gelen taşlama demektir.58
Allah Teâlâ bunun için bir gözetleyici ateş ışık yarattı. Bu gözetleyici ateş ışık da kayan yıldızlardır.
Göz atmosferi delip geçerek yakın göğe ulaşır.
Lakin içine nüfüz edeceği hiçbir çatlak göremez. Böylece göz hüsrana uğrar ve bitkin düşer.
Yani çabaları boşa gitmiştir.
Allah, bu yedi göğün her birinde, bir yüzen gezegen var kıldı.
"Her biri bir felekte yüzmektedirler.59
Sözünde bahsi geçen gezegendir.
Gezegenlerin hareketinden gökler değil, felekler var olmuştur.
Yedi gezegenden ortaya çıkan hareket, "Biz yakın göğü süsledik." âyetinde belirtilen sekizinci felekteki kandilleri gösterir.
Çünkü göz, o kandilleri ancak yakın gökte idrak edebilir.
Bu yüzden hitap görüşün verdiği bilgi bakımından oldu.
Allah bunun için "Biz yakım göğü kandillerle süsledik." dedi de "Onları yakın gökte yarattık." demedi.
Süsün, kendisiyle süslenen şeyin zâtında olması asla süsün şartı değildir. Nitekim adamlar ve atlar sultanın süslerindendir.
Ama bunlar sultanın zâtıyla käim değildirler.
İnsan bedeni yetkinleştiğinde ve düzenlenmesi gerçekleştiğinde yedi felekten dördüncüsünün60 hareketindeki ulvi nefha ile ilahi yöneliş meydana gelir.61 Düzgünlüğünün yetkin olmasından dolayı insan denen bu müsemmâ ilâhî sırrı kabul eder.
Bu ilâhî sır ondan başkası tarafından kabul edilmemiştir.
Bu yüzden suret ve hilåfet makamları olan mertebeler insan için gerçekleşir.
İnsan bedenine ait yeryüzü tamamlandığı, bu yeryüzü içinde onun besinleri takdir edildiği, hayvansal ve bitkisel yaratılışı cihetiyle kendisine bahşolunan çekme, hazmetme, tutma, itme, büyüme, beslenme güçleri gibi güçler onda hâsıl olduğu ve onun deri, et, iç yağı, damar, sinir, kas ve kemikten ibaret olan yedi tabakası ayrıştığında, insanın içine nüfüz eden rühi üflemeden meydana gelen ilâhî sır bedenden ulvi âleme istiva eder.
Bu ulvi âlem duman gibi yükselen buharlardır.
Böylece Allah, insan bedenindeki yedi semayı ayırır.
Yakın sema histir. Bu yakın sema yani his,62 yıldızlar ve kandiller ile süslenmiştir ki bunlar insanın iki gözüdür.
Bununla birlikte diğer sema tabakaları hayal seması, fikir seması, akıl seması, müzekkire seması, hafıza seması, ve vehim semasıdır."63
Allah, her bir semaya o semanın emrini/işini/durumunu vahyetti.
Bu emr ise mahsüsatın64 algılanması konusunda hiss-i müştereke tevdi edilen şeydir.
Bunun nasıl olduğu konusundaki tartışmaya, işin aslını biliyor olmamıza rağmen karşı çıkmayacağız.
Çünkü bizim bilgimiz âlemden ihtilafı kaldırmaz.
Ayrıca bu emr, imkânsız tahayyüllerden hayal gücüne ve akledilirlerden akıla tevdi edilen şeydir.
Aynı şekilde her bir semaya kendi cinsinden olan şey tevdi edilmiştir.
Çünkü her bir semanın ehli o semadan yaratılmıştır.
Bu yüzden onlar bulundukları mekânın karakterine göredirler.
Bu yedi semanın her birinde gökteki gezegenlerin karşılığı olarak sıfat diye adlandırılan yüzen gezegenler yaratılmıştır.
Bu sıfatlar; hayat, işitme, görme, kudret, irade, ilim ve kelamdır.
Bunların hepsi belirlenmiş bir ecele doğru akıp gitmektedirler.
Nefsin idrak güçlerinden bir kuvvet özel olarak ne için yaratılmışsa ancak onu idrak eder.
Nitekim göz görülebilen mahsusât dışında bir şeyi göremez.
Bu yüzden his bitkin düşer. Çünkü o içinden süzüleceği bir çatlak bulamamıştır.
Akıl bütün bunları ispat eder. Bununla insandaki feleklere ait hareket görünür.
İşte bu aziz ve alim olan Allah'ın takdiriyledir.
Öyleyse bu bir seferdir ki insan onda kendisini diriltenden sefer ettirilmiştir.
Bu sefer insanın Mevlâ'sının noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna da delildir ve ulvi älemin ortaya çıkışına sebep olur.
Sefer, sefer diye adlandırılmıştır çünkü sefer65 insanların ahlâkından örtüyü kaldırır.
Bunun mânâsı, seferin her insanın içindeki kötü ve
iyi ahlâka ait şeyleri ortaya çıkarmasıdır.
Kadın yüzünü örten peçesini çıkardığında "seferati'l-mer'etü an vechiba" denilir.
Böylece onun güzel mi çirkin mi olduğu göze aşikar olur. Allah Teâlâ Araplara hitap ederek dedi ki: "Açtığı sırada sabaha yemin olsun!66
Bu âyetin arılamı mubsarâtını yani gözle görülen şeylerini göze gösterdi, demektir.
Nitekim şair şöyle demiştir:
Leyla'ya vardığımda peçeliydi
Bu sabah peçesini açması beni şüpheye düşürdü
Çünkü Arapların adetine göre bir kadın peşindeki kötülüğü bildirmek istediğinde yüzündeki peçeyi kaldırır.
Bu sözü söyleyen kişi, sevgilisine kavuşmak için bir hile tertip etmişti.
Ama kadının kabilesi durumu fark etti.
Kadın onların durumu fark ettiğini anladı ve adamı gördüğünde yüzünü açtı. Böylelikle adam, kadını bir kötülüğün takip ettiğini anladı. Bu kötülükten korkup çekip gitti.
Bu sabah peçesini açması beni şüpheye düşürdü
Bu şekilde bir örtü açmayı Rabbimiz indirmedi
Bu işaret daha fazla açıklamaya ihtiyaç duymaz. "Allah hakkı söyler ve O'dur doğru yola ileten67
(#MUHYİDDİN #İBNÜ'L #ARABÎ )
II. #Halk #ve #Emr #Seferi 48
#Bu Sefer, #İbda 49 #Seferidir.
48 Emr, zaman ve madde mevzuubahis olmaksızın Allah'ın "kün" yani "ol" emri ile bir şeye varlık vermesidir. Bu şekilde var olan varlıklar emr ålemini oluştururlar. Bu åleme melekût ve gayb ålemi de denilir. Halk ise Allah'ın maddi ålemdeki yaratmasıdır.
49 "Allah'ın åletsiz, maddesiz, zamansız, mekânsız yaratması ve icadı.
52 Burada İbnü'l-Arabi ilk åyete atıfta bulunmaktadır. Bu kısmı daha iyi anlamak için Fussilet süresinin 10. âyetini de metne dahil etmemiz gerekir. "O, yeryüzüne såbit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: İsteyerek veya istemeyerek (ouyruğuma) gelin!" dedi. Onlar da 'Isteyerek (buyruğuna) geldik. dediler. Böylece onları, iki günde yedi gök yaptı ve her göğe emrini (kununlarını) vahyetti. Biz en yakın göğü lambalarla ve koruma ile donattık. İşte bu, o güçlü, bilen Allab'ın takdiridir."
53 Eyyamu'ş-şe'n, iş günleri demektir. Ålemin yaratılışı ile ilgili bir täbirdir. Allah'ın ålemin yaratılışı ve yönetilmesi ile ilgili tecellilerini ifade eder. İbnü'l-Arabi bu konuyu anlatmak için Eyyamu'ş-Şe'n isimli kısa bir risäle kaleme almıştır.
54 Maden, bitki ve hayvan. Eski kozmoloji anlayışına göre dört unsurun dokuz felekle irtibatından hatta İbnü'l-Arabi'nin deyişiyle nikahından üç ürün hasıl olur ki bu ürünler yani çocuklar varlık mertebelerinde måden, bitki ve hayvån mertebelerine karşılık gelir.
57 Eski kozmolojiye göre Ay feleğinin altında yer alan Ay-altı âlemin ilk feleğidir. Bu felek ateş küre diye de adlandırılır. Oluş ve bozuluş âleminde ortaya çıkan ilk fiili hareket Faal Akıl'ın yani dokuzuncu feleğin aklı olan Cebrail'in etkisinden dolayı bu felekte meydana gelir.
58 Hicr 15-18; Säffat 6-10; Mülk, 5. Konu ile ilgili hadisler için bkz.: Buhâri, Tefsir 15:1; Müslim, Selän: 122-124.
60 Eski kozmolojide güneş feleği.
61 Konunun daha detayı anlatımı için İbnü'l-Arabi'nin Ukletü'l-Müsterfiz, isimli
eserine müracaat edilebilir.
62 Bununla hiss-i müşterek kastedilmektedir. Hiss-i müşterek nefs-i nâtıkanın içsel duyularından ilkidir. Görevi görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma gibi dış duyulardan gelen verileri diğer içsel duyulara yani hayal, müfekkire, müzekkire, hafıza, vähime gibi güçlere mantıklı ve makul bir biçimde bağlamaktır.
63 Hayal, fikir, akıl, müzekkire, hafıza ve vehim havass-ı batına diye adlandırılır. Bunlar Beş duyunun üstünde yer alan idrak güçleridir. İnsan nefsi yani nefs-i nâtıka bunlar vâsıtasıyla beş duyudan elde ettiği verileri yorumlar depolar veya bunlardan yeni şeyler üretir.
64 Duyularla algılanan şeyler.
65 Arapçada yolculuk anlamına gelen sefer ile perdeyi açmak, örtüyü kaldırmak anlamına gelen sefer aynı kökten türemiştir. İbnü'l-Arabi yukarıdaki ifadesiyle buna işaret etmektedir.