Neler kolay gerçekleşti ki.. bu olanlarda kolay olsun..

seen from Canada

seen from United States

seen from Singapore

seen from Spain

seen from Singapore

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from Venezuela
seen from South Africa

seen from Angola

seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Germany
Neler kolay gerçekleşti ki.. bu olanlarda kolay olsun..
Sen de iki elim kanda dahi olsa gelirim deyip kan revan içinde bırakanlardan mısın ?
Kafanda çok tane düşünce vardır. Sorarlar sana neden durgunsun diye, Hemen arkasına iliştirirler ne kadar güzel, genç olduğunu, Bir de senin yerinde olsalar neler neler yaparlarmış onu söylemeden geçmezler. Senin gözlerin çığlık çığlığa sus dese de karşındaki susmadan devam eder. Kötü de bir niyetleri yoktur aslında, Canlanmanı onların sözüyle ışıl ışıl olmanı isterler. En sonunda sukunluğunu bozup kafandan geçen çok tane düşüncenin bir kısmını anlatırsın. Gelen cevap kafana takmadır. Peki dersin peki… Sonra mı? Sonrası yine suskunluk…
Canımı acıtanda bu.
Sessizliğimin Sebebi
Merhaba Mektup Arkadaşım;
Dudaklarını görebileceğim bir yere otur. Sen bu mektubu okurken, tüm kıvrımlarının, göz kenarlarının, alnının kıvrımlarını seyretmek istiyorum... Kelimeler, eminim onlar seyredecekler seni. Bana neşenden, hüznünden haber verecekler. Çünkü kelimeler, onlar yalnız okunmazlar, okurlar da... İnsanın aklını okurlar.
Bu hafta pek heyecanlı bir hafta... Bir şeyler hızla değişiyor. Ben kendimi hep geride kalmış hissediyorum. Ama... Ama ne yalan söyleyeyim bundan memnunum. İnsanların yüzlerini seyrettim bunca yıl ve hiçbirisinin yüzünde gerçek samimiyeti göremedim, belki sırtlarıyla konuşmam daha etkili bir yol olabilir. Sonuçta İnşirah ferahlığı gerek bana... Ruhuma böylesi bir yorgunluktan sonra...
Evet, o çocuk... Onun bakışlarındaki mana, onun sebep olduğu manasızlık... Sence seviyor mudur?
Durumum çok komik geliyor değil mi? Sen beni tanırken, benim kendimi tanıyamamam! Bu çok adaletsiz... Ben seni sevdiğim kadar kendimi de sevmek istiyorum lakin, bilirsin işte... İnsan kendi dudak kıvrımlarını göremiyor. Senin dudak kıvrımlarını görmeyi ne çok isterdim. Karşıma otursan, seyretsem. Bilir misin, bence insanların birbirlerini seyretmesi de bir tür terapi. Çünkü, çünkü insan kendini görmek istiyor, bir başkasının göz bebeğindeki yansımada!...
Telafisi yok, tam anlamıyla tanımı da... Dünya üzerindeki yeteneğimi merak edenlere "İyi bir seyirciyim" diyebilirim. Tam bir sanat filmi yorumcusu gibi, yaprağın düşüşünden, açısından, renginden, arka planından ve zamanından bir sürü mana çıkartıp, ölümcül boşlukları, yaşamsal kıtalarla doldurmaya çalışıyorum.
Kelimeler dostum, farklı bir dünya. Ne biliyim... Ben, ona onu sevdiğimi söylemek isterdim. Ama ona, bunu öyle söylemek isterdim ki, ondaki sevgiye karşılık gelsin. Yani... Ne fazla ne az... Ne kadarsa, o kadar. Ama bunu yapamıyorum, ya çok ya da az sıfatlarına ihtiyaç duyuyorum.
Evet, eğer ikisinden birisini seçeceksem, ben hep "çok"u seçerim... Çünkü ben, pek bi bol kepçeyim.
Açıkçası, bir insanın göz bebeklerinde, kendimi görmek istiyorum. Kendimi... Yalnız kendi başıma bir insanın mutluluğunu nasıl inşa edebileceğimi merak ediyorum... Baş ağrısı eşlik ediyor bu isteğe ve sonra uykusuzluk.
Bir haftalık uykusuzluktan sonra, bu geceyle noktayı koymak istediğim bir dudak kıvrımı var.
Kızıl mı kızıl ve neşeli mi neşeli... Sevmeli dostum, pek fazla sevmeli. Sevmek seni deniz yıldızı yapar. Tüm kırgınlıklarından yeni sevdalar türer. Ama sevmezsen... İşte o zaman sende var olan en değerli olan kalbi üzersin...
Sevmeli... Sevmek, ölümcül boşluklara, yeni bir hayat sığdırıyor.
Şimdi, kendi kendine bak...
Bence senin gibi güzelliklerle dolu bir kalp, başka bir kalbin güzelliklerini de meydana çıkartabilir.
Hadi o zaman, seyyah gibi gezmeye, kaşifler gibi merakla araştırmaya ve ısrarla bakmaya devam etmeliyiz yüzlere... Yüzler...
Yüzünü görmek, sana sessiz sedasız, saatlerce bakmak isterdim.
Delilik başlangıcı olan bu isteğimin, çok da akıllı olmayan insanlar için ne öneme sahip olduğunu bilsem de, sen eğer değer verirsen, seninle birlikte değerlenir her şey.
Sevmek, kendimize değer, hissedilmeye değerdir.
Sevmeli dostum, yeniden, yine, hiç bıkmadan... Bir kalbi, kendi kalbimizle karşılayabilecek kadar cesaretlenene kadar.
Kendine iyi bak,
Çünkü sen çok değerlisin...
Yazmayı unutma, bilirsin... Meraklanır, heveslenir ve beklerim...
Mektup Arkadaşın...
Dudakları
Sevgili Mektup Arkadaşım
Bir insanı seyretmek, bir gök gürültüsünün altında beklemek, şimşekler çakabilirken ve yıldızlar kayabilirken ayakta durmak!...
Neyim ki ben?
Bu kadar cesaretli değilim. Eminim... Emin olmamak da bir şeyi değiştirmiyor.
Şimşeklerden korkarım, dudaklardan korkmam ama...
Gözler aheste bir bakışla kavururken fikri, dudaklar her daim kırmızı ve asudedir...
Bakmak bedava değildir sevgiliye... Çünkü tek bir bakış, içeride şimşeklere, gök gürültülerine, haftalarca geçmeyen baş ağrılarına sebebiyet verir.
Aşık hesabını kalbinde tutar, hesabını kalbi hisselerle öder...
Ve şimdi...
Seyretmeye doyamadığın o denizleri hatırla, içini ferahlatan...
Çünkü kalbimdeki bu hissiyatı sana açtığımda hissedeceğim garip karmaşayı ancak o denizlerle temize çıkartabilirim...
Sanırım, belki yada hiç bilmiyorum...
Seviyorum... Seyrederken garip bir tebessüm beliriyor dudaklarımda. Onun da... Ama ben o kadar talihsiz ve bedbahımdır ki, yine olmayacağı tutar bu mevzunun...
Yine de bil istedim... Bahardır şimdi kalbimdeki mevsim...
Sevgili Mektup Arkadaşım... Sen nasılsın?
Pencereler ve Bakışlar
Sevgili mektup arkadaşım;
Akşam geç vakitte eve geldiğinizde, telefon ve mesajlar pek de dikkatinizi çekmez.
Mail kutunuzu topluca silersiniz.
Beyninizde başka bir plan vardır belki, uyumadan önce gönül işlerinizi toplamaya çalışırsınız.
Kırgınlıklarınız batmasın diye kalbinize, aklınızda hepsine güzel bir kılıf bulur, naif dokunuşlarla hepsini bir yerlere kaldırırsınız.
Sabah erken uyanırsınız ve onları hatırlamak istemeden, o kırgınlıklar yok gibi davranır ve gülümseyerek - aynı insanlara - yola koyulursunuz.
Akşam geç ve sabah erken...
Bu arada seversiniz kendinizi. En çok da kendinizi. Diğerlerinin tavırları arasında kendi gibi kalabilme çabasını seversiniz ruhunuzun. Hala herkesi sevebilme yeteneğinizin farkına vardıkça içinizdeki sırrın gerçekte sadece sizin tarafınızdan ifşa edilebileceğini fark edersiniz. Kendinizi keşfettikçe diğerlerinin dünyaya bakarken bir pencere, size bakarken bir bakış olduğunu idrak edersiniz.
Pencereler ve bakışlar çekilip gider, çalan telefonlar ve gelen mesajlar açılmayınca... Siz kendinizi keşfedersiniz. İnsanların kötü izlerini silerken beyninizden, iyi izleri de kaynar araya. Aranızdaki en güçlü bağ bile zamanla yıpranır...
Oysaki kalbinizle aranızdaki bağ hiç yıpranmaz. En çok oradakiler sizi meşgul eder. Sırf bu yüzden kalbime nefret veya kine dair, kendime yakıştıramayacağım bir niyet koymadım...
Ben insanlara iyi olmaları gerektiğini anlatacak değilim, dürüst olmanız bana karşı bir sorumluluğunuz değil, kendinize karşı saygınızı yansıtan bir tavırdır. Aynı hassasiyet ve dengede bakarsak dost-arkadaş-sevgili-sevilen her kim olursa olsun, kişi kendine saygı duymuyorsa karşısındakine de saygı duyamaz...
Haysiyet ve hassasiyetin birbirini destekleyen iki unsur olduğuna inanıyorum.
Ne kadar hassas davranırsan, o denli hassasiyet kazanır ve bakarken o denli derini görebilirsin.
Sevgili mektup arkadaşım,
Bunları sana yazıyorum çünkü biliyorum ki değer veriyorsun... Değerine muhatap olmak bile güzel... Umarım bu yazı, verdiğin değere uygun bir fikre kapı aralar.
Kalbiyle var olan, kalplerle muhatap olan insanlarla karşılaşmak dileğiyle;
Sevgilerle...