Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kâh inerim gökyüzünden seyreder ailem beni...

seen from United States

seen from Malaysia

seen from China
seen from United States
seen from Russia

seen from United States
seen from China

seen from United States

seen from United States
seen from Russia
seen from China
seen from Saudi Arabia

seen from South Korea
seen from Russia

seen from Russia
seen from United States
seen from Italy
seen from Portugal
seen from United States

seen from United States
Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kâh inerim gökyüzünden seyreder ailem beni...
Rızkımı veren; Hüda'dır!.. Kula minnet eylemem. [Seyyid Nesimi] #nesimi #seyyidnesimi (Aksaray Niğde Yolu)
Yeni Bir Martı
Gel gel beri ki savm-ü salatın kazası var/ Sensiz geçen zaman-ı hayatın kazası yoh-Seyyid Nesimi
Kocaman bir martı üzerimizde uçuyordu.
Sen bir kutsal kitaptın. Ben limondan yapılma bir peygamberdim. Sen elmalardan mütevellit bir cennettin bazen de. Bin yıl sonrasıyla bin yıl öncesi aynı salonda aynı dergileri okuyarak bekliyordu.
Kocaman bir martı, bulutlara özeniyordu. Yağmurda ıslanmıyorduk. Güneşte yanmıyorduk. Üsküdar'da bir caminin minaresinde kuşlardan bir hale olurdu. İki yanı kuruyemişçilerle çevrili bir cami bahsettiğim. Senin bu kelimeleri intihar ettiren yüzünde göğün ışıklarından eleye eleye bir hale olurdu. Bakışlarımla çevrili yüzün bu bahsettiğim. Rüzgar Boğaziçi'nde bir gecekondu gibi gelirdi. Ellerin üşürdü. Benim ellerim sıcak olurdu. Sen tutasın diye sıcak olurdu. Sen varsın diye ısınırdı içim. Abidin Dino resimleri gibiydim. Sen yokken ben de üşürdüm, titrerdim, kapılara yığılır kalırdım. Zamandan korkardım, zamana şaşırırdım. Martı görsem tanımazdım.
Kocaman bir martı, hangi banka otursak konuyordu. Bir kanadında maviyi, ötekinde kırmızıyı taşıyordu. Sen olmasan bu şapkalarda tıkılı kalırdım, çıkamazdım. Masallara şaşıramazdım. Bir sabaha otuzumda uyanırdım. Çocukluğumu PES fragmanı gibi atlardım. İstanbul, bu yağmurlarda erozyona kapılırdı. Galata'ya saklanırdım. Nuh'un gemisinde yer bulamazdım. Deniz derinleşirdi, kararırdı.
Kocaman bir martı gelip bizi bulmuştu. Oysa biz minibüs bekliyorduk. Rüzgara karşı durduk. Ben seni öptüm, öptüm. Başörtün savruluyordu. Ellerin olmasa bir milyon parçaya bölünecektim. Bir milyon evde kırmızı duman tütecektim. Martı kanatlarına takılacaktım. Ellerinle başörtünü topluyordun. Ellerinle gözyaşlarımı siliyordun, beni toparlıyordun. Gözlerimin altı sanki yırtılacaktı. Ellerin iyileştiriyordu. Benim ellerimse seni bana yakın tutuyordu. Ellerimiz birleşiyordu, her şeyden gayrı. Bu yeni bir Midas haliydi. Neye dokunsak bir martı şeklini alıyordu. Bir martı üzerimizden uçuyordu. Nereden baksan bir araba boyu vardı. Gitgide büyüyordu.
Eğer o an bir şeyler olsaydı, o martı orada korksaydı, bugün ben de olmayacaktım. Saatler on ikiyi vuracaktı. Bir masal daha bir meczuba hapsolacaktı. Geçmiş zaman kiplerinde kalacaktım, dil ve anlatımdan kalacaktım. Yaşıyor olmayacaktım, yaşanmış bulunacaktım. Martıları korkutmadın, sevgilim. Martımız bizimle kaldı. Şimdi ben çok iyiyim. Sen de iyi ol. Yeşilçam filmleri zaten iyiler. İyi kalsınlar.
Ve sevgilim, bana gökten pamuk yağarmış gibi gel. Kuşlar omuzlarındaymış gibi gel. Arkan yangınmış gibi gel. Martılar bile kalmasa biz kalmalıyız çünkü. Bu zamanı anlamsız çıkarmalıyız. İyi olmalıyız.