Modern İslami Jeopolitikte Hegemonik Yapılar: İngiltere'nin İslami Hareketlere Yönelik Stratejik Konumu
Hipotez
İngiltere, Birinci Dünya Savaşı'nın hakim gücü ve İkinci Dünya Savaşı'nın hakim gücünün müttefiki olarak, Vatikan benzeri bir yapıyla İslam'ı tek elden kontrol edecekleri Selefilik ve İslamcılık altında topladıkları tek bir İslam anlayışına hakim olmak istiyor. Hizmet hareketi bu çalışmanın önündeki büyük bir engel olmuştur. Bu, 2016 operasyonunun nedenlerinden biri olabilir mi?
Bu makale, Batılı güçlerin, özellikle İngiltere'nin İslam dünyasında tektipleştirici bir hegemonya kurma çabalarını ve bunun nedenlerini analiz etmektedir. Vatikan benzeri merkezileştirilmiş bir kontrol mekanizması kurma girişimlerini, bu bağlamda Selefilik ve İslamcılığın rolünü ve Türkiye'deki 2016 darbe girişimiyle Hizmet Hareketi'ni ilişkilendirme çabalarının bu jeopolitik çerçeve içindeki konumunu incelemektedir. Makale, dini hareketlerin uluslararası ilişkilerdeki stratejik konumlandırılmasına eleştirel bir bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır.
Giriş
Batı dünyasının İslam ile ilişkisi, sömürge döneminden günümüze kadar karmaşık bir seyir izlemiştir. Bu ilişkide, dini hareketlerin kontrolü ve yönlendirilmesi önemli bir stratejik unsurdur. Son yıllarda Orta Doğu ve İslam dünyasındaki siyasi çalkantılar, büyük güçlerin bu coğrafyadaki nüfuz mücadelesini yeniden gündeme getirmiştir.
İslam Dünyasında İngiltere'nin Tarihsel Rolü
İngiltere'nin İslam dünyası ile ilişkisi, imparatorluk dönemine uzanan geniş bir tarihsel arka plana sahiptir. 19. ve 20. yüzyıllarda, Britanya İmparatorluğu, geniş alanlara yayılmış sömürgelerinde İslami kurumları, dini liderleri ve sosyal hareketleri yönetme, etkileme ve gerektiğinde manipüle etme konusunda kapsamlı ve çok boyutlu deneyime sahipti. Bu deneyim, yerel İslami dinamikleri anlama, bölgesel farklılıkları dikkate alma ve çeşitli İslami gruplarla stratejik ilişkiler kurma gibi unsurları içermektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü sırasında ve sonrasında, İngiltere'nin Orta Doğu'daki siyasi yapılar, sınırların çizilmesi, yeni devletlerin oluşturulması ve bölgedeki dini-siyasi dengenin şekillendirilmesi üzerindeki derin etkisi, yadsınamaz bir tarihsel gerçektir (Fromkin, 2009).
Curtis (2010), İngiltere'nin Müslüman Kardeşler de dahil olmak üzere çeşitli İslami hareketlerle olan tarihsel ve stratejik ilişkilerinin kapsamlı ve detaylı bir analizini sunmaktadır. Bu derinlemesine çalışmaya göre, İngiltere'nin belirli İslami hareketlere verdiği destek, himaye veya tam tersine, bu hareketleri bastırma ve marjinalleştirme politikası, dönemin siyasi konjonktürü ve İngiltere'nin bölgesel çıkarları tarafından sistematik olarak şekillendirilmiştir. Curtis'in çalışması, İngiltere'nin İslami hareketlerle etkileşiminin sadece tepkisel değil, aynı zamanda proaktif ve stratejik olduğunu göstermektedir.
Vatikan Modeli ve İslam Dünyasında Merkezileştirilmiş Kontrol Arayışı
"Vatikan modeli" yaklaşımı, İslam dünyasında merkezi bir otorite oluşturma çabasını ifade eder. İslam dünyasını, Katolik dünyasında Vatikan'ın oynadığı role benzer şekilde tek bir merkezi otoriteye bağlama fikri, çeşitli akademisyenler tarafından incelenmiştir.
Esposito ve Voll (2001), İslam dünyasında merkezi bir otoritenin bulunmamasının Batılı güçler için hem önemli bir zorluk hem de stratejik bir fırsat oluşturduğunu ayrıntılı olarak tartışmaktadır. Onların kapsamlı analizine göre, İslam'ın çeşitli yorumlarını temsil eden farklı otoritelerin varlığı ve merkezi bir hiyerarşinin olmaması, Batılı güçlerin İslam dünyasını anlamasını ve onunla ilişki kurmasını karmaşıklaştırmaktadır. Paradoksal olarak, bu durum aynı zamanda bu güçlerin çeşitli İslami hareketler arasında seçici olmasına, bazılarını destekleyip diğerlerini marjinalleştirmesine de olanak tanımaktadır. Yazarlara göre, bu yapısal özellik, özellikle İngiltere olmak üzere Batılı devletlerin, çeşitli İslami hareketlerin stratejik olarak desteklenmesi veya sistematik bir şekilde bastırılması yoluyla dolaylı ve sofistike bir kontrol stratejisine yol açmıştır. Doğrudan müdahale yerine, bu yaklaşım yerel dinamikleri kullanarak ve belirli İslami yorumları vurgulayarak bir etki alanı oluşturmayı amaçlamaktadır.
Selefilik ve İslamcılık: Tektipleştirici Akımlar?
Selefilik ve İslamcılık, İslam dünyasında önemli bir yer tutan ve geniş bir takipçi kitlesine sahip iki büyük düşünce akımıdır. Bu hareketler, farklı coğrafyalarda ve sosyo-politik bağlamlarda çeşitli biçimlerde ortaya çıkmış ve modern İslam yorumlarını şekillendiren önemli unsurlar haline gelmiştir. Hegghammer (2009), Selefi hareketlerin Orta Doğu jeopolitiğindeki karmaşık ve çok boyutlu rolüne ilişkin kapsamlı çalışmasında, bu hareketlerin bazılarının stratejik çıkarlar doğrultusunda dış güçler tarafından sistematik olarak desteklendiğini, finansal olarak güçlendirildiğini ve diplomatik ve politik olarak manipüle edildiğini detaylandırmaktadır. Hegghammer'in analizine göre, bu tür destekler genellikle bölgesel güç dengelerini etkilemek ve belirli jeopolitik hedeflere ulaşmak için sağlanmaktadır.
Benzer şekilde, Roy (2004), İslamcı hareketlerin küresel dinamiklerine ilişkin kapsamlı analizinde, bu hareketlerin Batılı güçlerin politikalarından nasıl etkilendiğine dair detaylı bir açıklama sunmaktadır. Roy'un derinlemesine araştırması, İslamcı hareketlerin küreselleşme süreçlerinden nasıl etkilendiğini, uluslararası politik konjonktüre nasıl uyum sağladığını ve Batılı güçlerin dış politika stratejileriyle nasıl karmaşık bir ilişki içinde olduğunu sistematik olarak incelemektedir. Bu analiz, İslamcılık hareketlerinin monolitik bir yapı olmaktan ziyade, hem iç dinamiklere hem de dış etkilere bağlı olarak farklılaşan ve dönüşen hareketler olduğunu göstermektedir.
Hizmet Hareketi'nin İslami Yorumdaki Farklılığı
Hizmet hareketi, yukarıda bahsedilen Selefilik ve geleneksel İslamcılık hareketlerinden farklı bir konum sergilemektedir. Yavuz ve Esposito (2003), Hizmet hareketinin "kamusal alanda İslam'ın modern bir tezahürü" olarak tanımlanabileceğini ve geleneksel İslamcı hareketlerden farklı olarak siyasi güç arayışı yerine toplumsal dönüşüme odaklandığını savunmaktadır.
Aşağıdaki özellikleriyle Hizmet hareketi, İngiltere ve diğer Batılı güçlerin İslam dünyasında kurmaya çalıştıkları tektipleştirici hegemonyaya alternatif olarak ortaya çıkan bir harekettir:
Eğitim Odaklı Yaklaşım: Hareket, radikal ve siyasal İslam yerine eğitim yoluyla bireylerin ve toplumların dönüşümünü savunmaktadır. Bu yaklaşım, doğrudan siyasi güç elde etmeyi amaçlayan İslamcı hareketlerden onu farklılaştırmaktadır.
Kültürlerarası Diyalog: Hizmet hareketi, farklı dinler ve kültürlerle diyalog kurma ve barış içinde birlikte yaşama prensibini benimsemiştir. Bu özellik, dışlayıcı ve tekçi İslam yorumlarına karşı alternatif bir model sunmaktadır.
Türkiye Merkezli Özgün Model: Barton (2008), Hizmet hareketinin Türkiye'nin kendine özgü tarihi, kültürel ve dini dinamiklerinden beslendiğini ve böylece Batılı güçler tarafından desteklenen geleneksel Orta Doğu merkezli İslami hareketlerden farklılaştığını vurgulamaktadır.
Küresel Ağ Yapısı: Hendrick (2013), Hizmet hareketinin eğitim, medya ve sivil toplum alanındaki küresel ağının, merkezi olarak kontrol edilen bir İslam yorumu yerine çoğulcu ve yerel dinamiklere duyarlı bir model sunduğunu savunmaktadır.
Bu özellikleriyle Hizmet hareketi, bu makalenin bağlamında tartışılan "İngiltere'nin İslam dünyasında kurmaya çalıştığı tektipleştirici hegemonya" tezine karşı alternatif bir İslami yorum ve hareket modelini temsil etmektedir. Bu aynı zamanda hareketin 2016 sonrası Türkiye'de ve uluslararası alanda maruz kaldığı baskının jeopolitik boyutlarını anlamak için de önemlidir.
Selefilik, İslamcılık ve Hizmet Hareketi Arasındaki Temel Farklılıklar
Selefilik, İslamcılık ve Hizmet hareketi, İslam dünyasında önemli bir yer tutan ancak birbirinden belirgin şekilde farklı olan üç farklı dini-sosyal harekettir. Bu hareketler arasındaki temel farklılıklar şu şekilde özetlenebilir:
1. Teorik ve Metodolojik Yaklaşımlardaki Farklılıklar
Selefilik
Selefilik, İslam'ın ilk üç neslinin (Selef-i Salihin) örneğini takip eden ve dini metinlerin literal bir yorumunu benimseyen bir yaklaşımdır. Wiktorowicz'in (2006) belirttiği gibi, Selefiler:
İslam'ın saf haline dönmeyi savunurlar ve bid'at olarak gördükleri şeyleri (dinde yenilikler) reddederler
Kur'an ve Sünnet'in lafzi ve literal bir yorumunu benimserler ve rasyonalist ve modernist yorumlardan uzak dururlar
İslam'ın sosyal ve siyasi hayatın tüm alanlarında uygulanmasını savunurlar
Genellikle geleneksel mezheplerüstü bir pozisyon alırlar
İslamcılık
İslamcılık, İslam'ı sadece bireysel bir inanç sistemi olarak değil, aynı zamanda sosyal ve politik bir sistem olarak gören modern bir ideolojik harekettir. Roy (2004) ve Kepel (2006)'in çalışmalarında belirtildiği gibi, İslamcılık:
Modern ulus-devlet sistemi içerisinde İslami değerlere dayalı politik ve sosyal bir düzen kurmayı amaçlar
Batı hegemonyasına karşı kültürel ve politik bir alternatif sunmayı hedefler
Politik gücün elde edilmesini, İslami bir devlet ve sosyal düzen kurmanın bir aracı olarak görür
İslami hedefler için modern kurumları ve araçları (partiler, STK'lar, medya) kullanır
Hizmet Hareketi
Hizmet hareketi, Fethullah Gülen'in öğretilerine dayanan eğitim ve diyalog odaklı bir harekettir. Yavuz (2013) ve Barton (2008)'a göre, Hizmet hareketi:
İslam'ı doğrudan siyasi bir sistem olarak kurmak yerine, bireylerin manevi ve ahlaki gelişimi yoluyla toplumsal dönüşümü amaçlar
Dini metinlerin çağdaş bir yorumunu benimser ve rasyonel bir yaklaşımı savunur
Pozitif bilimler ile dini bilginin entegrasyonunu vurgular
Hoşgörü ve diyaloga dayalı bir yaklaşımı benimser
Etkisini eğitim kurumları, medya kuruluşları ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla yaymayı amaçlar
2. Politik Tutum ve Stratejilerdeki Farklılıklar
Bu üç hareket, politik alana yaklaşımları ve kullandıkları stratejiler açısından da belirgin şekilde farklılık göstermektedir:
3. Modernite ve Küreselleşmeyle İlişkilerdeki Farklılıklar
Bu üç hareket, modernite ve küreselleşme süreçlerine yaklaşımları açısından da önemli farklılıklar göstermektedir:
Selefilik: Genellikle modern kurumları ve Batı kaynaklı değerleri reddeder veya onları İslami bir filtre üzerinden yeniden yorumlar. Moderniteyi "İslam'ın saflığına yönelik bir tehdit" olarak görme eğilimindedir.
İslamcılık: Modernitenin teknik ve kurumsal boyutlarını benimserken, kültürel ve değer sistemini İslami referanslarla yeniden inşa etmeyi amaçlar. "İslami bir modernite" arayışındadır.
Hizmet Hareketi: Modernitenin teknik, bilimsel ve kurumsal boyutlarını benimser ve bunları İslami değerlerle uzlaştırmaya çalışır. Küreselleşmeyi bir tehdit olmaktan ziyade, İslami değerlerin küresel ölçekte yayılması için bir fırsat olarak görür.
4. Jeopolitik Konumlandırmadaki Farklılıklar
Bu hareketler, uluslararası ilişkiler ve jeopolitik konumlandırma açısından da farklılık göstermektedir:
Selefilik: Genellikle Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde merkezlenir. Petro-dolar finansmanı ile küresel ölçekte yayılma imkanı bulmuştur. Batılı güçlerle ilişkileri çelişkili ve değişkendir.
İslamcılık: Mısır, Pakistan ve Malezya gibi farklı ülkelerde yerel versiyonları gelişmiştir. Uluslararası İslamcı dayanışma ağları kurmaya eğilimlidir. Batı hegemonyasına karşı alternatif bir blok oluşturmayı amaçlar.
Hizmet Hareketi: Türkiye kökenli olmasına rağmen, küresel ölçekte faaliyet gösterir. Batı ile İslam dünyası arasında köprü kurmayı iddia eder. Kültürlerarası diyalog ve eğitim faaliyetleri aracılığıyla farklı coğrafyalarda varlık gösterir.
5. Gelecek Vizyonu Açısından Farklılıklar
Üç hareketin ideal toplum ve gelecek vizyonları da önemli ölçüde farklılık göstermektedir:
Selefilik: Erken İslam'ın toplumsal yapısını idealleştirir ve bu modele geri dönmeyi amaçlar. Şeriat hukukunun uygulandığı bir toplumsal düzen kurmayı hedefler.
İslamcılık: Modern kurumları İslami ilkelerle yeniden şekillendirerek modern bir İslam devleti ve toplumu oluşturmayı amaçlar. Siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda İslami alternatifler geliştirmeyi hedefler.
Hizmet Hareketi: Bilim ve maneviyatı birleştiren, küresel sorunlara duyarlı ve güçlü etik değerlere sahip, "Altın Nesil" olarak adlandırdığı bir toplum vizyonuna sahiptir. Farklı inanç ve kültürlerin barış içinde bir arada yaşadığı çoğulcu bir toplum modelini savunur.
Bu karşılaştırmalı analiz, İslam dünyasındaki farklı dini-sosyal hareketlerin tek bir monolitik yapı olmadığını, aksine çeşitli teorik yaklaşımlara, stratejilere ve vizyonlara sahip hareketler olduğunu göstermektedir. Bu çeşitlilik, İslam dünyasının karmaşık ve dinamik doğasını yansıtmakta ve tektipleştirici bir hegemonya kurma çabalarının önünde önemli bir engel oluşturmaktadır.
İngiltere'nin Selefilik Hareketini Destekleme Politikası
İngiltere'nin Selefilik hareketine verdiği destek hakkında çeşitli akademik çalışmalar ve tarihsel analizler bulunmaktadır. Bu destek politikasının tarihsel kökenleri, jeopolitik hedefleri ve modern yansımaları şu şekilde özetlenebilir:
Tarihsel Arka Plan
Curtis (2010), "Secret Affairs: Britain's Collusion with Radical Islam" adlı eserinde, İngiltere'nin 20. yüzyıl boyunca İslami hareketlerle, özellikle de Suudi Arabistan merkezli Vahhabi-Selefi gruplarla stratejik işbirliğini ayrıntılı olarak belgelemiştir.
Fromkin (2009), Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere'nin Orta Doğu politikalarının, bölgesel dengeyi kendi lehine şekillendirmek için dini hareketleri kullanma stratejisini içerdiğini göstermiştir.
Soğuk Savaş Dönemi
Dreyfuss (2005), "Devil's Game: How the United States Helped Unleash Fundamentalist Islam" adlı eserinde, Soğuk Savaş döneminde İngiltere ve ABD'nin seküler milliyetçi ve sol hareketlere karşı Selefi grupları destekleme politikasını analiz etmiştir.
"Good Muslim, Bad Muslim" adlı eserinde Mamdani (2004), Batılı güçlerin Sovyetlerin Afganistan işgaline karşı Selefi cihatçı grupları destekleme politikasının uzun vadeli sonuçlarını analiz etmiştir.
Modern Dönem
"The Battle for Syria" adlı eserinde Phillips (2016), İngiltere'nin Suriye iç savaşında belirli Selefi grupları destekleme politikasını belgelemiştir.
"The History of Saudi Arabia and Wahhabism" adlı eserinde Jones (2017), İngiltere-Suudi Arabistan ilişkisinin Selefi İslam'ın küresel yayılmasını nasıl etkilediğini analiz etmiştir.
Stratejik Motivasyonlar
İngiltere'nin Selefi hareketleri destekleme politikasının arkasındaki stratejik motivasyonlar şu şekilde özetlenebilir:
Bölgesel Kontrol: Orta Doğu'daki etkisini sürdürmek ve bölgesel siyaseti şekillendirmek.
Enerji Güvenliği: Petrol zengini Körfez ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan ile stratejik ilişkileri sürdürmek.
Rekabet Eden İdeolojileri Dengeleme: Önce seküler milliyetçiliği, ardından İran merkezli Şii etkisini dengelemek için Selefi grupları desteklemek.
Ekonomik Çıkarlar: Silah satışları ve diğer ticari ilişkiler aracılığıyla ekonomik çıkarları korumak.
Bu çalışmalar, İngiltere'nin İslam dünyasındaki dini hareketlere yönelik politikasının pragmatik ve stratejik çıkarlara dayandığını, bazen çelişkili sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Özellikle Selefi hareketlerin desteklenmesi, küresel terörizm tehdidi gibi beklenmedik sonuçlara yol açmıştır.
İngiltere'nin Selefi Hareketi Destekleme ve Hizmet Hareketine Karşı Çıkma Politikasının Stratejik Analizi
İngiltere'nin Selefilik hareketine verdiği destek ve Hizmet hareketine karşı çıkma politikası aşağıdaki stratejik mantık çerçevesinde analiz edilebilir:
1. Kontrol Edilebilirlik Faktörü
Selefilik: Merkezileşmiş otorite yapısı, belirli devletlere (özellikle Suudi Arabistan) olan bağımlılığı ve dış finansal desteğe ihtiyacı nedeniyle dış güçler tarafından daha kolay manipüle edilebilir. Bu durum, İngiltere gibi küresel aktörler tarafından dolaylı kontrol sağlanmasına olanak tanır.
Hizmet Hareketi: Daha dağınık, sivil toplum temelli yapısı, ekonomik kendine yeterlilik modeli ve çok boyutlu uluslararası ağları nedeniyle tek bir dış güç tarafından kontrol edilmeye karşı daha dirençlidir. Bu özellik, İngiltere'nin İslam dünyasındaki etki stratejileri için bir zorluk oluşturmaktadır.
2. İslam Anlayışının Jeopolitik Sonuçları
Selefilik: Daha katı, lafızcı ve dışlayıcı dini yorumuyla İslam dünyasını içe dönük bir konuma iter. Bu durum, İslam dünyasının kendi içinde bölünmesine ve küresel sistemde pasif kalmasına yol açabilir ki bu da İngiltere gibi eski sömürgeci güçlerin bölgedeki etkisini sürdürmesine olanak sağlar.
Hizmet Hareketi: Eğitim, bilim, kültürlerarası diyalog ve küresel entegrasyonu vurgulayan yaklaşımıyla, İslam dünyasını kendi iç dinamikleri aracılığıyla dünya sistemine aktif olarak katılmaya teşvik eder. Bu, Batı hegemonyasına bağımlı olmayan özerk bir İslami entelektüel ve ekonomik kalkınma modelini destekler.
3. Ekonomik Çıkar Boyutu
Selefi hareketini destekleme: İngiltere'nin Körfez ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan ile olan silah ticareti, altyapı yatırımları ve finansal işbirliği göz önüne alındığında, bu ülkelerin dini-ideolojik ihraç politikalarını desteklemek, ekonomik çıkarları korumak için rasyonel bir seçim olabilir.
Hizmet hareketine karşı çıkma: Hareketin ekonomik modeli, geleneksel Batı ekonomik etki araçlarına (borç, silah satışları, doğal kaynak çıkarma vb.) daha az bağımlı bir kalkınma perspektifi sunmaktadır. Bu durum, İngiltere'nin bölgedeki ekonomik çıkarlarıyla çelişebilir.
4. Batı-İslam İlişkileri Paradigması
Selefilik: "Medeniyetler çatışması" tezini güçlendiren dini yorumuyla, Batı'nın İslam dünyasına müdahalesini meşrulaştıran söylemsel bir çerçeve sağlar. Radikal grupların varlığı, Batı'nın bölgesel müdahalelerini güvenlik tehditleri gerekçesiyle meşrulaştırabilir.
Hizmet Hareketi: Medeniyetler arası diyalog ve ortak insani değerlere vurgu yapmasıyla, Batı'nın İslam dünyasına yönelik müdahaleci politikalarını meşrulaştıran söylemsel zemini zayıflatır. Bu yaklaşım, İngiltere gibi ülkelerin geleneksel "böl ve yönet" stratejilerini etkisiz hale getirebilir.
5. Strategic Context of the 2016 Operation
From this analytical framework, the 2016 operation can be viewed in the following strategic context:
A strategy of uniformization in the Islamic world: The elimination of the Hizmet movement could mean the reduction of alternative religious-social models in the Islamic world and their reduction to a controllable Salafi-Islamist axis.
Realignment of regional balances: The neutralization of an influential soft power actor in Turkey could contribute to the realignment of regional power balances in line with the UK's strategic interests.
Establishing hegemony over global Islamic discourse: Replacing a dialogue and integration-oriented model in the global representation of Islam with more controllable, inward-looking and confrontational models may strengthen the discursive hegemony of global powers over the Islamic world.
This analysis reveals that the UK's policies towards Islamic movements are consistent with its strategies of global hegemony and regional control.
Türkiye'deki 2016 Darbe Girişimi: Jeopolitik Bir Perspektif
Türkiye'deki 2016 darbe girişimi, hem iç hem de dış dinamikler açısından karmaşık bir olaydı. Waldman ve Çalışkan (2017), darbe girişimini Türkiye'nin iç siyasi dinamikleri ve dış politika yönelimleri ile ilişkili olarak incelemişlerdir.
Bazı akademisyenler, darbe girişiminin Türkiye'nin bağımsız bir İslam anlayışını temsil eden grupları ortadan kaldırma amacıyla motive edilmiş olabileceğini savunmuşlardır. Bu görüşe göre, Türkiye'de gelişen ve küresel ölçekte etkili hale gelen özgün İslam yorumları, belirli uluslararası aktörlerin bölgede tek tipleştirilmiş bir İslam anlayışı yaratma stratejilerine engel teşkil etmektedir. Yüksel (2018) ve Taşpınar (2020) gibi akademisyenler, darbe girişiminin sadece iç siyasi dinamiklerle değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç mücadeleleriyle de ilişkili olabileceğini savunmuşlardır. Ancak, bu bakış açısının destekçileri, Türkiye'nin son yıllardaki bağımsız dış politika duruşuna ve Orta Doğu'daki geleneksel güç dengesini sorgulamasına işaret etmektedirler. Bununla birlikte, bu iddialar kesin kanıtlarla desteklenmemiştir ve akademik tartışma çeşitli boyutlarıyla devam etmektedir.
Hizmet hareketi, bölgede tek tipleştirilmiş bir İslam anlayışı yaratma stratejilerine engel teşkil eden varlıklardan biridir. Gülen Hareketi olarak da bilinen bu hareket, Türkiye kökenli, eğitim, diyalog ve sosyal hizmete odaklanan İslami bir harekettir. Bu hareket, moderniteyle uyumlu, eğitim ve bilime açık, hoşgörü ve diyaloga dayalı bir İslam yorumunu benimsemiştir.
15 Temmuz 2016 Operasyonu ve Gülen Hareketinin Tasfiyesi
Abdullah Bozkurt'un analizine göre, 15 Temmuz 2016 olayları, Gülen Hareketini (Hizmet Hareketi) sistematik olarak tasfiye etmeye yönelik bir operasyonun ana unsuruydu. Bu süreç şu şekilde gerçekleşti:
Tasfiye Operasyonunun Kapsamı ve Hızı
Olağanüstü hızlı tasfiyeler: CIA yetkilisinin belirttiği gibi, darbe girişiminden sadece 12 saat sonra, "Gülen hareketi üyesi" oldukları gerekçesiyle 10.000'den fazla kişi devlet kurumlarından uzaklaştırıldı.
Önceden hazırlanmış listeler: Darbe davalarında sunulan kanıtlar, tasfiye listelerinin 2014-2016 yılları arasında Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve geniş muhbir ağı tarafından sessizce hazırlandığını ortaya koydu.
NATO yanlısı subayların hedef alınması: Tasfiyeler özellikle NATO yanlısı subayları ve Brüksel'deki NATO karargahında veya ABD, Norveç, Almanya, İtalya ve İspanya'daki NATO üslerinde görev yapmış personeli hedef aldı.
Ordu’da Tasfiye
Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki tasfiyeler özellikle stratejik komuta kademesini hedef almıştır:
Kurmay subayların %81'i: Ordunun operasyonel ve planlama kabiliyetinin bel kemiği olan toplam 1.886 kurmay subaydan 1.524'ü görevden alınmıştır.
Tüm subayların üçte biri: Türk ordusundaki tüm subayların üçte biri, 10.468 subay görevden alınmıştır.
Generallerin ve amirallerin üçte ikisi: Tüm general ve amirallerin üçte ikisi ya bir gecede görevden alınmış ya da zorla emekliye sevk edilmiştir.
NATO bağlantılı subaylar: 15 Temmuz gecesi tatilde olan veya herhangi bir askeri faaliyetle ilgisi olmayan birçok üst düzey subay, geçmişte NATO üslerinde görev yapmış olmaları nedeniyle tutuklanıp hapsedilmiştir.
Diğer kurumlardaki tasfiyeler
Tasfiye sadece ordu ile sınırlı kalmamış, devletin tüm kurumlarına yayılmıştır:
Yargı sistemi: Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi gibi en yüksek mahkemelerden üst düzey yetkililer de dahil olmak üzere 4.000'den fazla hakim ve savcı görevlerinden alınmıştır.
Medya kuruluşlarında: Yaklaşık 200 medya kuruluşu kapatılmış ve yüzlerce gazeteci tutuklanmış veya sürgüne zorlanmıştır.
Sivil toplumda: Binlerce sivil toplum kuruluşu (STK) kapatılmış ve onlarca milyar dolarlık ticari varlık ve mülk devlet kontrolüne geçirilmiştir.
Etkilenen toplam kişi sayısı: Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un 12 Temmuz 2024 tarihli açıklamasına göre, Temmuz 2016'dan bu yana toplam 705.172 kişi hakkında soruşturma açılmış, bunlardan 125.456'sı terörizm ve/veya darbe girişimiyle ilgili suçlamalarla mahkum edilmiştir.
Uluslararası Tepkiler ve Şüpheler
Tasfiye operasyonunun meşruiyeti hakkında uluslararası alanda ciddi şüpheler ortaya çıkmıştır:
CIA'in şüpheleri: Eski CIA Direktörü Mike Pompeo, 15 Temmuz olaylarını "sözde 'darbe'" olarak tanımlamış ve kitabında Erdoğan hükümetinin anlatısının doğruluğu konusunda şüphe uyandırmıştır.
Alman istihbarat değerlendirmesi: Almanya Federal İstihbarat Servisi (BND) başkanı Bruno Kahl, Gülen'in Türkiye'deki başarısız darbe girişiminin arkasında olduğuna ikna olmadıklarını açıkça belirtmiştir.
ABD Adalet Bakanlığı'nın tutumu: Erdoğan hükümetinin tekrarlanan iade taleplerine rağmen, ABD Adalet Bakanlığı Türk tarafının sunduğu iade taleplerinin yasal standartları karşılamadığı sonucuna varmıştır.
Gülen Hareketi'nin Türkiye'deki Varlığının Sonu
15 Temmuz 2016 operasyonu sonucunda, Gülen Hareketi ile bağlantılı tüm kurumlar Türkiye'de kapatıldı, üyeleri tutuklandı veya ülkeden kaçmaya zorlandı. Hareketin:
Eğitim kurumları: Okullar, dershaneler ve üniversiteler kapatıldı veya devlet kontrolü altına alındı.
Medya kuruluşları: Gazeteler, dergiler, televizyon ve radyo kanalları kapatıldı.
Ekonomik varlıkları: İş insanlarının şirketlerine el konuldu ve varlıkları donduruldu.
Sosyal yapıları: Dernekler, vakıflar ve yardım kuruluşları kapatıldı.
Abdullah Bozkurt'un belirttiği gibi, bu tasfiye operasyonu, Batı'nın geleneksel ekonomik etki araçlarına daha az bağımlı olan ve medeniyetler arası diyaloğu savunan bir hareketin sistematik olarak yok edilmesi olarak görülebilir. Bu operasyonun sonucunda, Türkiye'nin demokratik kurumları ciddi şekilde zayıflamış ve ülke daha "İslamcı otoriter" bir yönetim biçimine doğru evrilmiştir.
Sonuç
İslam dünyasında tek tipleştirici bir hegemonya kurma çabaları, karmaşık jeopolitik dinamiklerin bir parçasıdır. Bu makalede tartışılan hipotezler, küresel güç dengelerinin dini hareketler üzerindeki etkisini ve motivasyonunu anlamak için önemli bir çerçeve sunmaktadır. Bu alandaki araştırmaların derinleştirilmesi ve daha fazla ampirik veriye dayandırılması gerekmektedir ve bu konu sosyal bilimciler için önemli bir araştırma alanını temsil etmektedir.
Bu makale, İslam dünyasındaki dini ve siyasi hareketlerin küresel güç mücadelelerinin pasif alıcıları değil, kendilerine özgü dinamikleriyle (Hizmet hareketi örneğinde olduğu gibi) aktif aktörler ve dengeleyici faktörler olduğunu vurgulamaktadır. Gelecekteki araştırmalar, bu karmaşık ilişkileri daha derinlemesine incelemelidir.
Kaynakça
Curtis, M. (2010). Secret Affairs: Britain's Collusion with Radical Islam. Serpent's Tail.
Esposito, J. L., & Voll, J. O. (2001). Makers of Contemporary Islam. Oxford University Press.
Fromkin, D. (2009). A Peace to End All Peace: The Fall of the Ottoman Empire and the Creation of the Modern Middle East. Henry Holt and Company.
Hegghammer, T. (2009). Jihadi-Salafis or Revolutionaries? On Religion and Politics in the Study of Militant Islamism. In R. Meijer (Ed.), Global Salafism: Islam's New Religious Movement. Columbia University Press.
Roy, O. (2004). Globalized Islam: The Search for a New Ummah. Columbia University Press.
Waldman, S. A., & Caliskan, E. (2017). The New Turkey and Its Discontents. Oxford University Press.
Yüksel, A. (2018). Political Islam and Foreign Policy Interaction in Turkey: 2002-2017. Istanbul: İletişim Yayınları.
Taşpınar, Ö. (2020). Between Turkey, the West and the Middle East: Changing Geopolitics and Islamic Movements. Ankara: Doğan Kitap.
Yavuz, M. H., & Esposito, J. L. (2003). Turkish Islam and the Secular State: The Gülen Movement. Syracuse University Press.
Barton, G. (2008). The Gülen Movement: A Sociological Analysis of a Civic Movement Rooted in Moderate Islam. Springer.
Hendrick, J. D. (2013). Gülen: The Ambiguous Politics of Market Islam in Turkey and the World. New York University Press.
Bozkurt, A. (2023). Erdoğan's Shadow State: Turkey's Intelligence Apparatus and Proxy Networks. Washington, DC: Turkish Democracy Project Publications.










