Bir günlüğüm var, burası da bir dönem günlüğüm gibiydi evet ama basılı yaprakları olan bir orada bir burada sürünen ve tamamen mutsuz anlarımı yazıya dökerek kalemin kağıt üzerindeki sesini duyarak rahatladığım bir defterden bahsediyorum.
İki gün önce yine elime aldım. İçimdekileri bir yere dökmeli ve artık uyuyabilmeliydim.
Yazdıkça yazdım...
Kah karşımda biri varmış gibi tartıştım kah haklı buldum gözyaşlarımı mürekkebe kattım. Bir baktım en son iki yıl önce elime aldığım defterin beş altı sayfasını doldurmuşum.
Sonra geriye döndüm baktım ne yazmışım ne kadar yazmışım diye. Okudukça hatırladım hatırladıkça hem acıdım kendime hem de gurur duydum hala azimle güçlüklere rağmen yaşayabildiğim için.
En son ağlayacak bir omuz istediğimde babamın yasını tutuyordum. Bir omuz isterken aslında istediğim güvenle dokunulmadan ağlayabileceğim, biraz şefkat, biraz destekti...
Biraz da
“ her şey yoluna girecek”
“sen neleri atlatmadın ki bunun da altından kalkacaksın bak. Geriye dönüp baktığında neleri göğüslediğini görüp kendine daha da sıkı sarılacaksın.”ı duymaktı.
Gaza gelmek, nefes alıp ayağa kalkacağım bir mağaraydı istediğim.
Babam kadar beni kim üzebilir ki ben yine bir mağara arıyorum?
O kendini biliyor.
Emanetim, emanet edildiğim...
Ne diyordum ben, evet günlük...
Bu günleri unutmamak adına üç gündür yazıyorum da yazıyorum...
Ağlıyorum, gülüyorum, kavga ediyorum, seviyorum, küsüyorum, sarılıyorum, suçluyorum, hak veriyorum!!!
O benimle konuşmadığı için bunların hepsini kendi kendime yapıyor ve tarihe not düşüyorum;
“Bu günler geçecek ve ne kadar kalbini kırarsa kırsın bir gün gelip sana ihtiyacı olacağı o gün için ayakta olmalısın. Sana düşmek yasak!!!”









