Hiking Ankara 117 / Sincan - Tatlar - Ankara Çayı yürüyüşü:
https://golgegezgin.blogspot.com/2021/02/hiking-ankara-117-sincan-tatlar-ankara.html

seen from China

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from Italy
seen from China
seen from Italy

seen from United States
seen from Malaysia

seen from Italy
seen from Sri Lanka
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Germany

seen from Italy
seen from United States
seen from China

seen from Maldives

seen from Singapore
Hiking Ankara 117 / Sincan - Tatlar - Ankara Çayı yürüyüşü:
https://golgegezgin.blogspot.com/2021/02/hiking-ankara-117-sincan-tatlar-ankara.html
Damağımızda Kalan Tat
Bir yeri insan güzelleştirir.
Doğduğumdan beri sevdiğim o bahçeye girip ne kadar çıplak ne kadar ıssız, çirkin olduğunu gördüğümde anladım bunu. O bahçe ki, benim için yaz demekti, mutlu günler, dede kucağı, anane sıcağı demekti. Doğduğum gün dikilen ağacın gölgesinde vişne yemek, kayısı çekirdeği kırmak, senede bir kez gördüğüm kuzenlerime doymaktı. Bir renk biçsem, o bina olsa olsa gökkuşağı olabilirdi. Doruk bağları altında ananem ve arkadaşlarıyla oturmak, akşamları süslü havuzun kenarında çiğdem çitlemek, dedemin elinde dondurmalarla gelmesi. Sedirin üstünde edilen sohbetler.
Önce apartmandaki sevimli teyzeler bir bir taşındı, ölüm haberleri arka arkaya gelmeye başladı. Günün birinde ölüm haberi bizim evimizden çıktı; dedemi yitirdik. Aslında o gün ananemi de yitirdik ama o çok harika bir kadındı. Bizim için yaşamaya devam etti. Birlikte sarılmaya devam ettik. Ama gülmekten çok birlikte ağladık. Bir gün ananemi de yitirdik. Ananem. Ananem çocuklar, benim için yeryüzündeki melektir. Düğün yemeğimi ananemde vericektik. Kına yakacaktı ananem saçıma, o yıkayacaktı biliyo musunuz.
Onu kaybettikten sonra ben dorukların büyüdüğünü hiç görmedim. Asmalar gidince girişteki tavan çıplak kaldı önce. Benim ağacım hastalanmıştı bir ara, ona bakan kimse kalmayına kesmişler. Cevizler vardı ulu ulu. Apartmana yeni taşınanlar gölgesinden güneş evlerine girmiyor diye rahatsız olmuş, kesmişler.
Süslü havuzumuza su vermiyorlar artık.
Sokakta oynayan kimse kalmadı.
Bugün aylar sonra ilk kez adım attım o bahçeye. Dayımı görmek için. Zayıflamış çok, kemikleri onu taşımıyor. Görseniz. ailenin en yakışıklısıydı o. Yeşil gözler, jilet gibi bir duruş. “Makreme öğrenmek senin neyine, öğrenemezsin” diyince inadına kitap alıp makreme öğrenmiş. Teknolojiye bayılır, büyük ninemin nasıl göründüğünü konuştuğunu görebiliyorsam dayım sebep olmuş; gitmiş fotoğraf çekmiş video çekmiş en güzel halleriyle. Tablolar yapmışlar, teyzemle bir olup evin duvarlarını resimleriyle süslemişler. Hayatı sevmişti dayım. Ne sorarsan vardı bir cevabı. İki evladını en iyi şekilde yetiştirmeye çalışan, bu uğurda hayatı sevmeyi unutmuş biriydi. Bir hastalık, iki hastalık, üç hastalık.
Şimdi, bir şu çırılçıplak bahçeye bakıyorum, bir hastalığın pençesindeki şu bedene. Tüy gibi ordan oraya savrulmaya müsait, bizlere - ailesine- çölde susuz kalmış biri gibi muhtaç, aç, kalbine sevgi serpilmesini gün be gün dileyen- tek istediği bu olan. Ve aklımdan tek şey geçiyor: “İy ki o güzel insanlar, Tanrı’nın yanına gittiler de bu acıları görmediler.” Bu acılar, bu bahçe.
Çocukluğumun yazı bu değil.
Beni büyüten kokular, sarındığım pamuklar burda değiller.
Benin için anlamı yok artık bu sokağın. Her yer gibi işte, Bir caddeden dönünce, gördüğüm sıradan bi sokak. Üst üste koyulan tuğlalar, demirden bir kapı. İnsanlar için biçilen basit bir sınır.
Ama bir görseydiniz burayı. Sevginin kokusu sinmişti adım attığınız her taşa toprağa. Sizi bile ikna edebilirdim kolayca, burasının ülkenin en güzel yeri olduğuna. Kan bağı olmadan kanınıza karışırdı mutluluğumuz çünkü. Derdinizi alır bağrımıza basar, her şeyi aşabileceğinize inandırırdık sizi.
Şimdi birbirimizi bile buna inandırmak için büyük efor sarfediyoruz.
Yine de umutsuz bitmeyecek bu yazı, geride kalanlar olarak geçmişin izlerini bir miras gibi taşıyıp hayatımıza uygulamaya çalışacağız. tutunacağız bize. Umutlarımıza.
Ama bazı geceler neye çok üzülürüm biliyo musunuz. Hayatıma biri girse, bu kişiye bu günleri gösteremeyecek olmama. Ananemin, dedmein eli öpülsün isterdim. Bir kahve yapmak isterdim, sedirin üstünde konuşup gülelim ve kalabalıktan sığamayıp yığılakaldığımız o balkonda, sevdiğim kişinin de mutluluktan kalbinin patlamasını isterdim. “Ben bu kötü dünyada, güzel bir aileye rastladım” demesini.
Hala çok güzel bir aileyiz biliyorum ama bizim ne kadar neşeli olduğumuzu göstermek isterdim sadece.
Düğünümde ananemi ne çok isterdim Allah biliyor.
Artık içimizin soğuduğunu nasıl inkar edebiliriz. Neşemizi kağıttan bir gemi yapıp denizlere saldığımızı nasıl inkar edebiliriz. Ve o geminin ne zaman geleceğini bilmediğimizi, bunun bizi nasıl korkuttuğunu...
https://golgegezgin.blogspot.com/2021/02/hiking-ankara-117-sincan-tatlar-ankara.html
Kentin içinden geçen yürüyüşçü için kent donuktur, yavanlığı solur, müebbet bir ceza gibi kat edilir. Aynı şekilde sürekli arabaların geçtiği yerleşim bölgeleri ya da boş, uzun caddeler de hatalarını daha sonra anlayan ve geri dönmek zorunda kalan ve bir kez daha aynı sıkıntıyı çeken yürüyüşçüler için tuzaktır. Başka yerlerde mağazalar, dükkanlar, kafeler, bir alandaki dağınık ya da toplanmış anıtlar vb. nedeniyle hareket ve canlılık egemendir. Ama mal şöleni ilkelliktir ve bütün dünyanın büyük kentlerinde tamamen aynı olmaya başlamıştır.
( David le Breton, Yürümeye Övgü )
.
.
.
.
.
[ Ankara, Sincan, Tatlar, 212.12.2021 ]
Ankara - Altındağ - Karapürçek - Tatlar - Kavaklı - Peçenek - Gicik ( 012 ) yürüyüşüm:
http://golgegezgin.blogspot.com.tr/2015/11/solo-hiking-12-ankara-altndag.html
MUHLAMA
Karadeniz yemeklerini seviyorsanız hele kahvaltıları sizin için mükemmelse bu makaleyi okumadan geçmeyin. Kıvamına göre lezzeti ayarlanan muhlama, yapılışında büyük bir incelik istiyor. Muhlamanın stili; özel peyniri, tereyağı ve mısır unundan oluşuyor. Karadenizlilerin bildiği annelerin veya ananelerin, çocuklarına veya torunlarına yedirdiği eşsiz lezzeti sizlerle paylaşıyorum.
Muhlama; Karadeniz yöresine ait bir yemektir fakat ne yemek ne de içecektir. Genel olarak yöresinde bakır tavada yapılan, özel peyniri ve organik halis tereyağı ile mısır ununun birleşimi ile oluşan Karadeniz lezzetidir. İsterseniz Karadeniz yöresinin eşsiz lezzeti olan muhlamanın nasıl yapıldığına birlikte göz atalım.
Muhlama Nasıl Yapılır?
Muhlama İçin Malzemeler:
4 yemek kaşığı tereyağı
4 yemek kaşığı mısır unu
2 su bardağı su
300 gram Trabzon peyniri
4 kişiliktir muhlama Yapım süresi yaklaşık 40 dakikadır.
Muhlama Hazırlanışı:
Tereyağını sahana(bakır tava) yoksa normal tava koyun, kısık ateşle fokurdayana kadar ısıtın.
Mısır ununu azar azar ekleyip tahta bir kaşıkla kavurun.
Mısır unu renk aldığında suyu ilave edin.
Kaynarken eğer mısır unu tavada şişiyor ise Trabzon peynirini tel tel ayırıp ekleyip ve karıştırın.
Ara ara muhlamayı karıştırın, kısık ateşte pişirin. Tereyağı üzerine çıkıp renk aldığında ocaktan alıp direk servise sunuma hazır hale getirin.
Karadeniz’de kahvaltıların vazgeçilmezi olan muhlamayı evde yapmak yerine Karadeniz’de ki seçkin restoranlar da yemenizi tavsiye ederiz tabi ki. Muhlama paketlerimize bakmak için https://www.karadeniztatlari.com/muhlama-paketi/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
BAL
Bal, dünyadaki en organik ve en sağlıklı karışımdır. Birçok bilim adamı balın sırrını ve faydalarını çözmek için uzun çalışmalar, araştırmalar yapmıştır.
Balın Faydaları Nelerdir?
Bal, özellikle kış hastalıkları ve gribe karşı bağışıklık kazanmada yardımcı olmaktadır. Bunun haricinde yara ve iltihapların iyileşmesinde de katkı sağlamaktadır. Antioksidan etkisi gösterdiği için birçok açıdan faydalıdır. Çam Balı, içinde magnezyum ve demir içerdiği için beslenme problemlerinde destekleyici oluyor. Bal, vitamin, aminoasit, enzimler ve mineral bakımından oldukça zengin bir karışım içermektedir. Bir yemek kaşığı balın içinde 64 kalori bulunmaktadır.
Bağışıklığı Güçlendirir
Bal bağışıklık sistemini güçlendiren en önemli yiyecektir. Gripten, kansere kadar. Ayrıca C vitamini açısından da çok zengindir. Aynı zamanda kemikleri güçlendiren kalsiyum açısından da. Dolaşım sistemine yarayan demir de ihtiva eder. Bal bağışıklık sistemini geliştirir ve vücudun grip gibi enfeksiyonlarla mücadele etmesini kolaylaştırır. Kırmızı kan hücrelerinin sayısını artırır, demir eksikliğini giderir. Ballı su içmek vücuttaki kırmızı kan hücrelerinin sayısını arttırır, bu da kanınıza daha çok oksijen karışması anlamına gelir. Oksijen seviyesinin yüksekliği ise vücudun verimini arttırır, bakteri ve hastalıkları savar. Aynı zamanda enerjinizi arttırır, daha kolay egzersiz yapmanızı sağlar ve egzersiz de ruh halinizi yükseltecektir. Yüksek mineral içeriği nedeniyle özellikle koyu renkli ballar (örneğin çam balı), çocuklarda demir eksikliğinin giderilmesine önemli katkı sağlar. Şekere muhteşem bir alternatiftir. Bal şekerlidir ama içeriği sabahları kahvenize kattığınız beyaz şekerden farklıdır. Kimyasal yapılarına çok fazla girmeden anlatmaya çalışırsak, bal gerçek şeker içerir. Pek çok tıbbi kullanımı vardır. Bal, antibakteriyel özellikler gösterir ve bir dezenfektan olarak kullanılabilir. Yapılan klinik testlerde, saf balın ülser ve bazı diğer yaralanmalara iyi geldiği keşfedilmiştir. Ayrıca balgam ve astım tedavilerinde de kullanılır. Karadeniz’in eşsiz yaylarında üretilen organik ballara uygun fiyatlara sahip olmak istiyorsanız http://karadeniztatlari.com/bal/ sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
ÇAY
Tarihi geçmişlere dayanan çay, nemli yerlerde yetişen küçük ağaçtır. Doğal çay bitkisinin sıcak suda demlenmesi ile çay elde edilir. Çay, Türk toplumu için vazgeçilmez bir hal almıştır. Günün her saatinde ve her yerde özellikle yemekten sonra çay içme kültürü toplumumuzda yaygındır. Hatta öyledir ki soğuk çay ve bayat çay asla kabul edilmez. Yurtdışından turistler geldiğinde ilk olarak Türk Çayı’ını denemek istiyorlar. Karadeniz’in adı da çay ile anılıyor. Dünyanın en leziz içeceklerinden biri olup halkımız için vazgeçilmezdir. Çay Türk toplumu için öyle önemlidir ki üzerine şiirler, şarkılar bile yazılmıştır. Çay insanı rahatlatır, sakinleştirir, yorgunluğunu alır, sindirimi kolaylaştırır. Çayın birçok faydası mevcuttur. Karadeniz bölgesinde çay denilince akla ilk Rize gelir. Rize’nin çayları diğer bölgelerin çaylarından farklı olarak organik üretime sahiptir. Organik çayları ile meşhur Rize ili geçimini çay üzerine kurmuştur. Tavşan kanı demli ve tatlı bir çay içmek istiyorsanız mutlaka Rize’de üretilmiş organik çayları denemelisiniz.
Organik Çay Nedir?
Organik çay, suni gübre kullanılmadan organik gübre ile üretilen ve çay bitkisinin doğallığını bozacak ilaçlar olmadan üretilen çaydır. Diğer çaylarla arasındaki farklılıkları anlamak için birçok farklı çayın tadına bakmanız gerekmez. Organik çay ilk içişinizde kendini belli eder. Doğal gübreler ile üretilen organik çay almak istiyorsanız. Uygun fiyata organik çay satışı yapan https://www.karadeniztatlari.com/cay/ sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
#Balat'tan herkese #Günaydın!!! #balatmerkezsekercisi #geleneksel #traditional #tatlar #çay #kahve #akidesekeri #akideşekeri #rockcandy #lokum #helva #istanbul #streets #oldcity (at Balat Merkez Şekercisi)