Teodise Problemi
Grekçede Tanrı anlamına gelen ‘theos’ ile adalet anlamına gelen ‘dike kavramlarının birleştirilmesi ile elde edilen ve felsefe literatürüne Leibniz tarafından kazandırılan teodise terimi, kötülükler karşısında Tanrı’nın adaletini ve gücünü savunmak anlamına gelir. Daha özel bir söyleyişle teodise, ahlaki açıdan iyi olan bir Tanrı’nın yönetiminde olduğuna inanılan bir dünyadaki kötülükler karşısında Tanrı’nın adaletini savunmaya yönelik spesifik açıklamalardır. Dünyadaki kötülükler karşısında Tanrı’yı savunmak, evvela kötülüğün ne olduğunu ve kötülüğün ateistik bir yargı için nasıl bir çıkarımla ortaya konduğunu bilmeyi gerektirir.
Tanrı kanıtlamaları, teistik iddia ve argümanlar bize her şeye gücü yeten, hikmet sahibi ve yarattıklarına inayeti olan bir Tanrı’yı tanıtıyor; ama evrende çeşitli tarzlarda ortaya çıkan kötülüğün varlığını da bir gerçek olarak görüyoruz. Bu durumda bir yandan özellikle teistik anlayışlarda Tanrı’ya yüklenen sıfatların, olgular dünyasıyla ilişkisini kurmak güçleşmektedir. Mesela Tanrı’ya atfedilen sıfatlarla evrende gördüğümüz kötülükler bu bakış açısına göre ters düşmektedir. Böyle bir akıl yürütmeye göre teistik anlamda bir Tanrı’nın varlığı ile kötülüğün varlığı mantık bakımından çelişkilidir. Yani burada Tanrı’nın varlığı kötülüğün olmamasını, kötülüğün varlığı da Tanrı’nın varolmamasını gerekli kılmakta, bu nedenle mevcut inanç ile mevcut durum arasında mantıki bir çelişki zuhur etmektedir.
Kötülük problemiyle yakından ilgilenmiş olan David Hume’un Tabii Din Üstüne Diyaloglar adlı eserinde Philo’nun ağzıyla meseleyi ortaya koyuş biçimi bütün ateistler için ciddi bir dayanak teşkil etmiş ve ayrıca artık klasikleşmiştir:
Tanrı, kötülüğü önlemek istiyor da, gücü mü yetmiyor? O halde O güçsüzdür. Gücü yetiyor da önlemek mi istemiyor? O halde O iyi niyetli değildir. Hem gücü yetiyor hem de iyi niyetli ise, bunca kötülük nasıl oldu da var oldu?
Teistler kötülüğün de bir takım hikmetlere bağlı olarak varolmasının kaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle Tanrı’yı inkâr sebebi olamayacağını şu bir takım gerekçelerle ileri sürerler.
Tamamen iyiliğin olduğu bir dünyada insanın özgürlüğünden söz etmek mümkün olmaz. İnsan hürriyeti ve sorumluluğunun oluşması için, alternatifler dünyasında iyiliğin zıddı olarak kötülüğün varolması da bir gerekliliktir. Nitekim Zerdüşt de kötülüğü tâli bir sebep olarak görmüştür. Ona göre nur yaratılmış, zulmet de ona bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Zıtlık varlığın zorunlu bir sonucudur.











