from ml.books
seen from Bangladesh

seen from China

seen from Japan
seen from El Salvador
seen from Belgium
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Canada

seen from Canada
seen from Peru
seen from Canada

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Canada
seen from Australia
seen from Netherlands
seen from India

seen from United States
from ml.books
Holmes and Watson are on a camping trip. In the middle of the night Holmes wakes up and gives Dr. Watson a nudge. "Watson" he says, "look up in the sky and tell me what you see." "I see millions of stars, Holmes," says Watson. "And what do you conclude from that, Watson?" Watson thinks for a moment. "Well," he says, "astronomically, it tells me that there are millions of galaxies and potentially billions of planets. Astrologically, I observe that Saturn is in Leo. Horologically, I deduce that the time is approximately a quarter past three. Meterologically, I suspect that we will have a beautiful day tomorrow. Theologically, I see that God is all-powerful, and we are small and insignficant. Uh, what does it tell you, Holmes?" "Watson, you idiot! Someone has stolen our tent!”
Thomas Cathcart
Who else misses book hauls?
Aristotle and an Aardvark Go To Washington
[Aristotle and an Aardvark Go To Washington, by Thomas Cathcart & Daniel Klein. Abrams Image, 2007. ISBN 9780810995413]
Few subjects are guaranteed to provoke more lively (and oftentimes nasty) exchanges than politics. Ironically, few subjects are as ill-defined as politics. Coincidence? Does the ill-defined nature of politics inform the tenor of discussion and debate? That’s an arguable point, for certain. And what better way to make the argument, for or against, than with humor?
Messrs Cathcart and Klein have assembled a wealth of jokes, humorous anecdotes, cartoons, and on-point witticisms under one cover in a valiant attempt to put the nature and nurture of politics into context. This tidy compendium is stuffed to the gills with proof that politicians take themselves entirely too seriously, and are thus ripe for burlesque and satire directed their way. Here is one example that lampoons an argument many politicians use to justify, oh, say, sending the military into a foreign land for punitive purposes:
A lame man in rags crawls down the aisle of a church to the altar, raises his eyes to the heavens and cries out, “Lord, why have you chosen me for all these afflictions?”
Suddenly, a sphere of blinding light appears just above him in the sanctuary and a thunderous voice intones, “I don’t know, Charlie, there’s just something about you that really pisses me off.”
In another section of the book, a cartoon depicts two men in suits (presumably elected officials or lobbyists) strolling in front of the U.S. Capitol Building, as one says to the other, “But how do I know I actually have power unless I abuse it?” Unfortunately, we’ve all experienced examples of our officials and power brokers doing exactly this experiment.
Amid the humorous points and puns, the authors frame the political milieu with numerous real-world examples - of behavior, of stances, of ideologies, and so on. Thus, it would be a mistake to assume that this book is meant strictly for laughs. There’s a lot going on under the covers (or, since it’s a book, between the covers) here, and indeed, this book could be used as part of an introductory political science course at the college level.
Irrespective of your own political or apolitical inclination, this book has much to recommend itself. It’s enlightening, edifying, and oh-so entertaining!
Kevin Gillette
7 November 2018
wordsacrosstime
Mantıksal ve semantik paradoksların yaratıcısı yirminci yüzyıl İngiliz filozofu Bertrand Russell’ın adı ile anılan Russell paradoksudur. Söz konusu paradoks şudur: kendi kendinin elemanı olmayan kümelerin kümesi kendi kendisinin elemanı mıdır? Matematikten çakmıyorsanız “Ben almayayım.” diyeceğiniz bir paradokstur bu. Ama sakin olun iki 20. yüzyıl mantıkçısı Grelling-Nelson paradoksun daha anlaşılır bir çeşit derlemesini ortaya atmayı başarmıştır. Kendilerine göndermede bulunan sözcükler üzerinden isteyen semantik bir paradokstur. Buyrun bakalım: iki sözcük vardır, kendi kendilerine gönderme yapanlar otolojik ve kendilerini gönderme yapmayanlar heterolojiktir. Kısa bir sözcük olan kısa sözcüğü otolojik sözcükleri, kısa bir sözcük olan uzun sözcüğü ise heterolojik sözcüklere örnekler. Peki heterolojik bir sözcük olan heteroloji nedir? Otolojikse heterolojik demektir, yok heterolojikse o zaman otolojiktir. Ha ha! Hala gülen yok mu? Eh demek ki felsefi bir kavramı fıkra ile anlatmanın işe yarayacağı bir başka vakayla daha karşı karşıyayız. Hadi o zaman. Bir köyde tek bir berber varmış ve bu berber sadece kendi kendini tıraş edemeyenleri tıraş edermiş. Peki bu berber bu köyde kime tıraş olur? Hanımların tuvaletlerine pek girmediğimizden oralarda ne var bilemiyoruz. Ama erkek okurlarımızın erkek tuvaletlerinin duvarlarına veya kapılarına yazılı paradoksları hatırlayacaklarına eminim. “Başarısız olmayı deneyip başaran birinin yaptığı hangisidir?” “Tüm paradokslar hatalıyken bu paradoks haklı olduğunda, bu paradoksun hatası hatasızlığından mı gelir?” ayarında cümleler işte, biliyorsunuz. Bir dahaki sefere umumi tuvalete gittiğinizde duvara “Heterolojik sözcüğü otolojik midir, heterolojik mi?” yazın, çok klas bir harekettir. Otoriteye Başvurma (Argumentum Ad Verecundiam Yanılgısı): Otorite değerlerimize bakılırsa bazı otoriteler diğerlerinden daha muteberdir. Sorun karşı taraf bu otoriteye itibar etmediğin de çıkar. Dört haham bir teori konusunda tartışmaktadır ve üçü sürekli dördüncüye karşıt görüşte birleşmektedir. Sonunda bir gün diğer üçüne karşı yine kaybeden dördüncü haham daha yüksek bir makama başvurmaya karar verir. “Yarabbim” diye haykırır, “haklı olduğumu ta yüreğimin derinlerinde biliyorum. Lütfen bana haklılığı mı kanıtlayacak bir işaret yolla.” Hava çok güzeldir. Gökte hiç bulut yoktur ve güneş ışıldamaktadır. Ancak haham duasını bitirir bitirmez dört hahamın tepesinde bir fırtına bulutu belirir. Gök gümbürder ve derhal yağmur başlar. “Tanrının işareti!” diye haykırır dördüncü haham, “gördünüz mü haklıyım işte, biliyordum.” Ancak diğer üçü hemen omuz silker, güneşli günlerde aniden beliren fırtına bulutlarının sık rastlanan bir doğa olayı olduğunu söylerler. Bunun üzerine dördüncü haham yine dua eder" Ey tanrım bunlara yanıldıklarını göstermem için bana daha büyük bir işaret lazım. Lütfen Tanrım, daha büyük bir işaret yolla bu sefer.“ Dört fırtına bulutu belirir hızla gökte, birleşip kocaman ürkütücü bir buluta dönüşürler. Şimşekler çakar ve hahamların karşısındaki bir tepeye yıldırım düşer. Haham heyecanla, “Gördünüz mü haklıymışım!” diye bağırır. Diğerleri yine gördükleri arasında doğal nedenlerle açıklanmayacak hiçbir şey bulunmadığını söylerler. Haham çok ama çok büyük bir işaret dilemek için ağzını açıp “Ya Rabbi!” dediği anda gökyüzü kapkara kesilir sarsılır ve muazzam bir ses duyulur. “Haham Izak haklı!” Bunun üzerine haham elleri belinde üç arkadaşına döner ve “E,” der diğer hahamlardan biri omuz silkerek “E’si ,der “şimdi üçe iki olduk.” Post Hoc Ergo Propter Hoc Yanılgısı: terimi hiç bozuntuya vermeden ciddi bir yüzle kullanın, özellikle partilerde epey işinize yarayacaktır. İşin komik tarafı kendi dilinizde söylemeye kalktığınızda tam tersi etki yaratmasıdır. “Bundan sonra öyleyse bundan dolayı.” Gel de anla. Bu cümle bir şey olduğunda diğeri olduğuna göre ilk eylemden dolayı olduğu varsayımı hatasını anlatır. Gayet açık nedenler yüzünden bu yanlış mantık “Eroin bağımlılığının çoğu işe marihuana ile başlamıştır.” gibi sosyo-politik sahalarda sıklıkla kullanılmaktadır. Doğrudur ama öte yandan bahsedilen çoğunluktan çok daha fazlası işe süt ile başlamıştır. Bazı kültürlerde Post Hoc hayatı daha eğlenceli kılar. Güneş horoz öttüğünde doğar, öyleyse güneşi doğuran horozun ötüşüdür. Teşekkürler horoz! Post Hoc fıkraları insani kuruntularla oranla artmıştır. Aralarından favorim ise: Yaşlı bir Yahudi genç bir kızla evlenir. Birbirlerini çok sevmektedirler ancak adam ne denerse denesin eşini bir türlü orgazma ulaştıramaz. Yahudi kadınlarının cinsel haz almaya hakları olduğundan çift konuyu Hahama açmaya karar verir. Haham dinler, sakalını sıvazlar ve şu öneride bulunur: şöyle güçlü kuvvetli bir delikanlı bulun siz ikiniz sevişirken bu delikanlı bir havlu alıp sağa sola sallasın. Bu hanımın fantezi kurmasına yardım edecek ve orgazm sağlayacaktır. Eve giderler ve hahamın tavsiyesini uygularlar. Yağız bir delikanlıya para verirler ve sevişirken havluyu sallamasını sağlarlar. Ancak yöntem işe yaramaz. Kadın hala tatmin olamamaktadır. Şaşıran çift bir kez daha hahama başvurur. “Peki” der haham adama, o zaman “şöyle deneyelim delikanlı hanımınla sevişsin, sen üzerlerine havlu salla.” Çift bir kez daha hahamın önerisine uyar. Delikanlı hanımıyla yatağa girerken yaşlı adam havluyu sallamaya koyulur. Delikanlı pek cevvaldir ve çok geçmeden kadın bağıra çağıra orgazma ulaşır. Yaşlı koca gülümser delikanlıya bakar ve “Akılsız,” der “havlu işte böyle sallanır!”
Daniel Martin Klein & Thomas Cathcart
Troleybüs Problemi (Thomas Catchcart)
Muammalardan muamma beğen..Neden mi?
Evet kitabın konusu İngiliz filozof Philippa Foot tasarladığı düşünce deneyinden ibaret.Modern felsefesinin en ünlü düşünce deneyi olan troleybüs problemini Kamuoyu Mahkemesi’ne çıkarıyor. Sonrasında profesörün, savcının, psikoposun, psikoloğun, jürinin fikir ve düşünceleri yer alıyor.Her düşüncede ve her insanda bulduğunuz etik anlayışı sonucunda kendi düşüncenizde nasıl dalgalanmalar olduğunu göreceksiniz. Ve kendiniz bile buna inanamayacaksınız. Bir olayın farklı bakış açılarından ele alındığı etik kavramının kişiden kişiye nasıl farlılık gösterdiğini anlatan kitap.Aynı zamanda doğru ile yanlışı,felsefe ile etiği ,sezgi ile mantığı sorguluyor.Harika bir anlatımı var hiç sıkılmadan bir iki saatte okuyorsunuz.
Bırakın düşünceler sürekli aklınızda dalgalansın, bir önceki bakış açınıza bir değer daha katsın ..
Kitap arkası yazısı: “ Kontrolden çıkan bir troleybüs, onun önünde duran beş işçi, yan yolda duran bir kişi ve kaderi değiştirme imkânı. Sürücü olarak beş kişiyi öldürmeyi mi, yoksa bir kişiyi kurban etmeyi mi seçersiniz? Peki ya sürücü değil de elindeki bir şalterle troleybüsün yönünü değiştirebilecek, kenardan izleyen biri olsaydınız… Şalteri indirir miydiniz? Veya diyelim ki bir üst geçitten olayı izliyordunuz. İşçileri kurtarmanın tek yolu troleybüsün önüne ağır bir nesnenin düşmesi ve yanınızda çok şişman bir adam var. Şişman adamı üst geçitten aşağı atar mıydınız? “
[...] These questions used to be settled by the stronger guy hitting the weaker guy over the head with a bone, but after centuries of social and political philosophy, society has come to see that missiles are much more effective.
Plato and a Platypus Walk into a Bar, by Thomas Cathcart & Daniel Klein.
Do you really think you're going to die?
Heidegger and a Hippo Walk Through Those Pearly Gates, Thomas Cathcart & Daniel Klein