-Öyle ki Spinoza'nın Töz'ünden söz ederken sürekli tanrı-doğa kalıbını kullanmak gerekir. Çünkü o Tanrının doğadan üstün bir kavram olduğuna inanmaz. Spinoza'ya göre Tanrı özgür değildir. Ancak bahsettiğimiz özgürlük kavramını kendi üslubuyla yorumlamıştır. Tanrı varolmak ve varetmek zorunda olduğu için yaratmış ve varolmuştur. Ethica'da Töz'ü bu şekilde anlatır. Ancak geometrik ve diğer başlıklar altında incelediğimiz kalıpları kendi üslubuyla yorumladığı için sık sık yanlış anlaşılır. Günümüzde bile ona ateist diyen bir kesimin mevcudiyeti söz konusu. Spinoza ateist değildi. Kendi tanrısını yaratabilecek kadar dindardı. Şöyle ki Einstein bir makalesinde şu cümleyi sarfeder " Ben Spinoza'nın Tanrısına inanırım." O günün şartlarını ele alırsak tüm Avrupa'yı kasıp kavuran bir skolastik düşünce söz konusu. Bu da Spinoza gibi 17.yy düşünürlerinin durumunu çok fazla zorlaştırmıştır. Yazdığı yazılar, kitaplar yasaklılar arasında olan Spinoza hiçbir zaman pes etmemiştir.
-Spinoza'ya göre özgürlük, kültürel ve dini yanılsamalardan kurtulmaktır; yalnızca aklın egemenliğinde yaşayan insan özgürdür, fakat bu, mantığa uygun/rasyonel davranma Spinoza'da doğanın zorunluluğunun şeylerini yapmaktan başka bir şey değildir. Spinoza'nın sonsuz ve mutlak Tanrı diye ifade ettiği Doğa'da da ereksellik yoktur; gün ve gece, kederimize ve sevincimize aldırmadan başımızın üstünde döner durur. Doğa ya da Tanrı amaç gütmediğinden ötürü mükemmeldir, gerçektir, dayatır kendini insanın arzusuna. Duygularının esaretinde yaşayan insanın ise dıştan belirlenmiş, pasif bir kişiliği vardır, ancak etkin, kendini belirleyen bir kişiliğe yani özgürlüğe, akıl ile varabilir insan. Ve ona göre de yaşamın amacı budur; esaretten kurtulmak. Bu da ancak hayallerden yani fantaziden kurtulup yaratıcı güçleri devreye sokarak mümkün olabilir.
Spinoza'nın Conatus kuramının ilk önermesi ise şudur: "Tek tek her şey var olduğu sürece kendi varlığını sürdürmeye çabalar." Conatus, varlığı sürdürme isteği, evrensel yaşam mücadelesi anlamına gelir. Hatta Kabalcı baskısını okuduğum eserin kapağında şu ifade yazılı:
"...hiç kimse yarası iyileşecek umuduyla yaralanmak, sağlığına kavuşmak için hastalanmak istemez. Çünkü her insan mevcudiyetini korumaya ve her zaman mümkün mertebe kederden uzak durmaya çabalar." Oysa biz biliriz ki tam olarak yaptığımız da budur. Biz değil miyiz, inandığı şey uğruna canını hiçe sayan veya biraz olsun yüzeye yaklaşabilme umuduyla dibe daha çok batan...Ve Spinoza, bu noktada, intihar eden kişi için yalnızca zayıf karakterli demekle yetinir. Nietzsche ise karşı çıkar buna, "herkes hayatını sürdürmek için değil yalnızca daha fazlasını alabilmek için elinden geleni yapar." yani Spinoza'nın Conatus'u temelde bedenin dış etkenlere karşı kendini savunması iken Nietzsche de güç istenci, bunu tam tersi olarak anlatır. İnsan güç istenci içindeyken bedeninin sağlığını gözetmez. Çok bilinen "beni öldürmeyen acı güçlendirir" deyişi örneğin, Nietzsche'nin burada demek istediği gücün zayıflık olduğudur. Ölmek gereklidir biraz, çünkü ancak ölüler, arzudan muaf talihlilerdir, çünkü ancak arzu, bir illet gibi dokunmamıştır onların etlerine; dökülür, terk ederler o eski tapınağı.
-Spinoza, felsefesinde mutluluğu aramak için yola çıkmış bir filozoftur. Bu nedenle ona göre insan bilgi ve duygusunu kendi mutluluğunu kazanmak ve mutsuzluğunu kendinden ve toplumdan uzaklaştırmak konusunda yardım etmelidir. Bunun için de insanın üç şeyi sevmesi ve bilmesi gerekir; Tanrı, evren ve insan. Bu nedenle insanın önce kendi ten ve zihnini bilmesi önemlidir. Zihnin sezgi gücüyle ebedilik kavramını bilmesi, Spinozaya göre onun en üstün çabası ve erdemidir. Şeyleri üçüncü tür bilgi ile bilmek Tanrı bilgisinden yola çıkarak onları eksiksiz kavramak demektir. Spinoza'nın sevgi metafiziği onu insanı mutluluğa götüren "Zihinsel Tanrı Aşkı" kavramına dayanır. İnsanın selameti, mutluluğu ve özgürlüğü de bu yüce sevgide yatmaktadır. Bu nedenle zihni en çok meşgul eden şey Tanrı sevgisi olmalıdır.