Bir adam tanıdım 3 gün önceydi,
Önce hastanenin içinde gördüm ve son derece dikkat çekici bir görüntüsü vardı.
Her halinden bir sanatçı, dahası ressam olduğu anlaşılan bu adam,
Baştan aşağıya ben de varım bu hayatta diye bağırıyordu.
Gerek hal ve hareketleri,
Gerekse duruşuyla.
Ama sesini duyurabiliyor muydu işte orası muamma.
Çok acele işim olduğundan uzun süre izleyemedim kendisini,
Taa ki hastanenin önünde yeniden karşılaşana kadar.
Bir sandalyede oturmuş, öylece etrafı izliyordu donuk ifadelerle.
Evladım, evlatcığım,
Rica etsem bir sigara verir misin bana da?“ diye seslendi.
Tam uzatacakken elinin üzerindeki damara takılı serum kanalını görünce,
“Ama siz tedavi görüyor olmalısınız emin misiniz?” diye tereddütlü bir soru sordum kendisine.
Şöyle bir gülümsedi;
(Hani boşver deyip ağzımızın kıyısından köşesinden ettiğimiz bir tebessümü andırır gibi)
“Ben kalp hastasıyım öyle bir çarpıntı gelince önlem amaçlı geldim hastaneye” diyerek sigaraya uzandı.
“Bilmiyorum, emin değilim bunun doğru olduğundan” diye diretsem de hiç oralı olmadı.
Haklıydı, sanırım bende onun yerinde olsam hiç oralı olmazdım.
Sonra yeniden söze başladı;
“Ben, bir sanatçıyım, resim sanatçısıyım,
Felsefeyi de, edebiyatı da çok severim ancak bu günlerde bir tuhaf hissediyorum kendimi, böyle sanki bu dünyada yokmuşum gibi, sanki varlığım bu dünyada değilmiş gibi.”
(O sırada alnının sol köşesindeki sıyrığın nedeninin ne olabileceği sorusu aklımı öyle meşgul etmişti ki, söylediği cümlenin ne anlama geldiğini farkettiğimde ciddi bir irkilme yaşadım)
Bu cümleler aslında yalnızca hayattan vazgeçmiş yahut, umudunu kesmiş bir insan tarafından söylenebilirdi.
“Peki bunu hissetmenize neden olan şey nedir? Şuan ben sizi görüyorum karşımda oturuyor, benimle sohbet ediyor, tatlı tatlı gülümsüyor, hatta felsefeyi ne kadar sevdiğinizden bahsediyorsunuz. Bende amatör bile olsam resim yapmayı çok severim, üstelik okuduğum bölüm sosyoloji, hem felsefe hem de psikolojiye yoğunlaşmış bir bölümdür. Kaldı ki, bu hayatta sizin gibi sanat icra eden insanlara ihtiyaç varken, varlığınızı en çok hissetmeniz gereken bir anda neden bunu düşünüyorsunuz?”
“Haklısın belki de çocuğum. Ama tüm bu söylediklerin için olmasa bile, aslında tek birşey için bu hayata değer belki de, şu pamuk gibi yüzün, benimle gelip sohbet etmen, gülümsemen, aslında hayatta en çok ihtiyacımız olan şey bu, biraz anlayış biraz tebessüm. Bu yüzden, bak ben hristiyan bir insanım, fakat senin için Mesih İsa'ya çok dua edeceğim, Tanrı'ya iletmesi için,
Ve diyeceğim ki;
-Bu pamuk yüzlü güzel genç kadına, gönlü kadar güzel, naif ve zarif bir adamla izdivaç etmesini sağla ne olursun. Dualarım seninle olacak bunu unutma. Ve çok teşekkürler.”
Gözpınarımda biriken bir yaş kümesini, geri iteklemeye çalışırken, tek bir cümle söyleyebildim tıkanan ve cayır cayır yanan genzimle;
“Kim demiş ki; duanın hristiyanı, müslümanı mı olurmuş? Yeter ki canı gönülden edilsin, dualarımızın vardığı yer hep aynı değil mi ki?
Sizin Tanrı dediğinize biz Allah diyoruz hepsi bu.”
Sonrasında bir kaç sıradan şeyden bahsedip,
Bin bir teşekkür, minnet ve kapten gelen gülümseme ile vedalaşmak zorunda kalarak uzaklaştım, hastamın yanına gitmek için.
3 gündür zaten aklımda olan kendisini, bugün izlediğim bir başka videoda daha gördüm sanki, ama bu kez başka bir adamın silüetine gizlenmişti,
Videonun adı;
48 kadının katilini affedebilmek…
Bir adam gördüm orada, hastanenin önünde gördüğümün ruhuna sahipti,
Tanrı'nın - Allah'ın bize her zaman öğütlediği bir başka şeyden bahsediyordu;
Affetmek.
Üstelik ne kadar güç olursa olsun,
Bunu yapmanın ne demek olduğunu hatırlatmak.
Bu ruha sahip bir başka insana ise yine bir otobüste ve bir tinerci olarak denk gelmiştim.
Şimdi farkediyorum belki de onlar bize binlerce kılıkta gönderilmiş, birer yol gösterici.
O çocuktan herkes kaçışırken ve onun gelip benim yanıma oturması ile benim bu duruma bir an olsa aldırmayışım onda bir merak uyandırmıştı.
Sohbete başladıktan hemen sonra iki kelimesinden biri,
“Yüzün de kalbin gibi pamuğa benziyor abla” olmuştu.
Ve bugün yine söylüyorum ki,
O insanlar bana ulaştıysa belki de ben bunları yazmaya vesile olayım, bir kez daha içinizden biri olarak size hatırlatayım diye.
Unutmayalım olur mu?
Kimsesizler, düşkünler, sokakta yaşayanlar, hastalar, yaşlılar, çocuklar, hayvanlar ve daha nicesi,
Onlar bizim içimizde, kalbimize en yakın yerimizde.
Ne olursunuz,
Unutmayalım.
—
Lal'Ay / Tanrı'dan Gelenler