Kilometrelerce Uzaktaki Xenopolis'e Adana'dan Seslenmek
Perşembe sabahı Medya Tarihi dersini mide bulantım yüzünden kaçırdığıma zerre üzülmemiştim. Görkem'le beraber onların evinde uyandık, toparlanıp çıktığımızda saat 12.30 civarıydı. Görkem dersine girmek için okula gitti, ben yurda gidip toparlanmaya başladım. Toparlanırken Yasemin Mori'nin yeni albümü Deli Bando'nun test sürüşlerine devam ediyordum. Adana'ya gidiyorduk. Görkem'in memleketi olan, benim ikinci kez göreceğim Adana'ya.
Duş alıp -yurttaki sıcak su sorununu halletmezlerse kışın hepsini hortumla ıslatıp ıslatıp döveceğim- yurttan çıktığımda saat 14.30 civarıydı. Görkem'le kampuste buluşup shuttle minibüse bindik. Bence tarihin en güzel icatlarından biri olan trenle Adana'ya geçecektik. İstasyona vardık, bir paket sigaramızı yanımıza aldık. Oturup trenin bizi kabul edişini beklemeye başladık. Sigaralar sigaraları, muhabbetler muhabbetleri açarken bir de Görkem'in hocasını istasyonda görüp "oahaha Onur hoca değil mi lan bu ahahah" muhabbetleri yaptık. Sonra tren geldi. Pencere tarafına oturmuşken ben, Görkem beni oradan kaldırıp koridor tarafına oturttu beni -adi herif- ve ben oturduğum gibi yorgunluktan ve üzüntüden olsa gerek uyumaya başladım. Haftalardır bok gibi zamanlar geçiriyorum ve okula bile gitmeyerek kendimi çok güzel bir şekilde boka sürüklüyorum.
Uyandığımda tren istasyonuna gelmiştik. Saat de epey olmuştu. Görkem'le ufak bir şehir turu yapıp -"kardeş bak bura Özal bulvarı, bura şurası, Kazım Büfe şu tarafta kaldı ama oraya gidip içeriz muzlu süt Mersin'e dönmeden"- Balcalı kampusüne giden otobüse bindik. Yalan yok Çukurova Üniversitesi hakikaten genişçe bir kampus, yapanına yürütenine, büyükşehir egolarına sağlık. Kampuste indik. Amfi Tiyatro Cafe'de yemek yedik -arkadaş o kadar kampus cafe'si görmüş adamım o ne enfes makarnadır lan!- sonra Görkem'in arkadaşları etrafımıza toplanmaya başladı. Hep beraber Mithat Özhan Amfisi'ne doğru yola koyulduk. Bu sıralarda saat 18.35 falan olmalıydı. Ceyl'an Ertem'i dördüncü kez sahnede görmeye bu kalp dayanır mı, inanın o an bilmiyordum. Barana ile ortak albümü Xenopolis'i kuzenimle beraber ve son paramla almıştım vakt-i zamanında. Aldıktan sonra da milyonlarca kere dinleyip ezberlemiştim tüm şarkıları tabii.
Bir gün önceden Biletix'in internet sitesi üzerinden aldığım biletler Adana'ya gelmediği için stanttaki eleman elime bir Akbank Caz Festivali broşürü tutuşturup üstüne mavi tükenmezle İKİ KİŞİLİK yazdı. Yine de kapıda ismimin yazıyor olması, evet havalı bir durum kabul ediyorum. Kapılar açıldı, yavaşça içeriye girdik, ben mikrofonun duruşuna göre Ceyl'an'ın sahnenin en çok hangi tarafını kullanacağı üzerine tahminler yürütüp arkadaşların hepsini bir sıraya dizdim ve oturduk. O arada orada tanıştığım Gülhan isimli arkadaş sordu; "bu konseri izleyeceğimiz için şanslı mıyız?" Elbette şanslılardı. Benim İstanbul'da daha önce hiç izlemediğim bir projeyi, hem de Adana'da izleyeceklerdi.
Iıklar hafifçe karardı, salonda gerekli ses ve görüntü kaydı uyarıları yapıldı ve Barana sahneye çıktı. İNanılmaz bir giriş yaptılar. Bay Üvez, izleyiciyi konsere nasıl hazırlayacağını çok çok iyi biliyor. Ve -aaaah maaaviliiiim aşk yoluuuum saaahiliiiim- Ceyl'an Ertem, sahneye çıktı. İlk şarkı Sulugroove. İnanılmaz temiz bir ses sistemi, her enstrümanın istenilen anda öne çıkmasını sağlayabilecek bir emprovizasyon ve tam bir ekip çalışması vardı sahnede. Peşine -tam sıralama bu olmasa da- Sustum, Birinci Sınıf, Yeraltı, Simit Mimit -bu şarkıda Ceyl'an Ertem bir kere bile teklemedi ya!- ve izleyicinin gönlünü tam olarak çalan herkesin alkışlamasına, ıslıklarına neden olan, hepimizi vuran Arabesk, son olarak da Dansapolis geldi. İnanılmaz bir setlist olduğunu kabul ediyorum ama hani Click Here? Birinci Sınıf'ta yeterince kalbimi çaldınız, beni benden aldınız ama hani Click Here?! :/
Şarkılar izleyicilerden acayip iyi tepkiler aldı ama ben etrafımdaki tanıdık tanımadık herkesten en çok "nasıl güzel bir ses bu" fısıltıları duydum. Adana Ceyl'an Ertem'i çok sevdi, ben söyleyeyim. Bir daha gelirse yine Sold Out bir konser görürüz.
Arabesk tüyleri diken diken etti, Birinci Sınıf hepimizi eğlendirdi...
Son şarkı Dansapolis olunca da kimse yerinde duramadı. Ben kendimi zor tutarak merdivenlerden indim, Ceyl'an Ertem'in tam karşısında durdum. Şaşırmış olacak "ne işin var burda" dercesine baktı ve yaklaşıp Diana'ma poz verdi.
Sonra kendimi tutamayıp Ceyl'an ve Steven sahne altında dans ederken onlara katıldım ve karşılıklı dans ettik. Şöyle bir arkamı dönüp baktım da, böyle coşkulu seyirciyi İstanbul'da bulabilir miydik acaba?
Şarkıları ve İstanbul'u yani Xenopolis'i bize öyle bir aktardılar ki platin saçlı kadınları, yeraltının patronlarını, simitçileri, mimitçileri, Bergen'leri Gülben'ler, affedenleri, affetmeyenleri birlikte yaşadık biz o gece. Hayatında hiç Xenopolis'e gitmeyenler ile Xenopolis'te doğup büyüyenler aynı salondalardı. Aynı anda nefes alıp şarkılara farklı anlamlar yüklüyorlardı. Herkes kendi Xenopolis'ine ağıtlar yakıp halaylar çekiyordu. Herkes kendi Xenopolis'ine gülüp kendi Xenopolis'ine ağlıyordu. Behsat Üvez, Ceylan Ertem ve o an sahnede bulunan herkes bunun farkındaydı.
Ben hayatımın en güzel konser gününü geçirdim o güzel Perşembe günü. Herkes de bana "iyi ki katılmışız, söylediğin kadar vardı hatta mükemmellerdi" dediğine göre, bu da demektir ki Adana Xenopolis'tir.
Bu dünya güzeli konser için herkese teşekkürler.
Edit: Ceyl'an, e o ayakkabı Ankara'da üzerinden düştüğün ayakkabı değil mi yahu, topuğu kırılmamış mıydı onun? Ahahaha. Yalnız evet hatırladım Beşiktaş konserinde de o ayakkabı vardı ayağınızda.