"En sonunda yemek salonuna girmiştik(...) Hepimiz yaklaşık yedi yüz kişi kadardık, masalara et ve ekmek için değil de vaaz, ilahi ve duaları dinlemek için oturtulduk(...) Duayı o görevli yaptı, ama ben önümdeki fakirlik tablosuna öyle dalmıştım ki ne dediğini tam anlayamadım. Ama konuşma şöyleydi galiba: 'Cennette ziyafet sofralarınız olacak. Burada ne kadar açlık ve acı çekerseniz çekin, doğru yolu takip ederseniz, cennette ziyafet sofralarınız olacak.' Ve bunun gibi şeyler. Bu çok zekice hazırlanmış bir propagandaydı diye düşündüm ama iki sebepten dolayı hiç işe yaramayacağını düşünüyordum. Birincisi, bu konuşmayı dinleyen insanlar hayal gücünden yoksun ve materyalist, 'Görünmeyen Kudret'ten habersiz, herhangi bir cehennem kavramından korkmayacak kadar dünyadayken cehennemi görmüş insanlardı. İkincisi ise, gecenin zorluğundan ve uykusuzluktan bitmiş, tükenmiş, ayaklarında uzun bir bekleyişin ağrısıyla açlıktan bayılmak üzereyken, selamete ermek için değil yemek için sabırsızlanıyorlardı. "Ruh hırsızları" ( fakirler bütün din propagandacılarını bu isimle çağırıyorlardı) girişimlerinin biraz daha verimli olmasını istiyorlarsa, fizyolojinin psikoloji üzerindeki etkilerini biraz olsun öğrenmeliydiler."
Jack London / Doğu Yakası (s.90)

















