Hi,
I just moved my posts from Posterous! Do go though my blog for all the new posts.
Its easy to migrate try JustMigrate
3Crumbs app - Are you the local thrifter we all have been looking for?

#extradirty
Fai_Ryy
Show & Tell
No title available
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
𓃗

Game Changer & Make Some Noise

Jimmy Eat World

oozey mess

izzy's playlists!
d e v o n

bliss lane
Sade Olutola
hello vonnie

blake kathryn
Monterey Bay Aquarium
Keni
Cookie Run:Kingdom Official!

No title available
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
seen from United States

seen from United States

seen from Indonesia
seen from United States
seen from Venezuela
seen from Venezuela
seen from United States

seen from Japan

seen from United States
seen from Italy

seen from Türkiye
seen from United Kingdom
seen from France
seen from United States
seen from Argentina

seen from United States
seen from Slovakia

seen from United States
seen from Colombia
seen from T1
@tahrifikalem
Hi,
I just moved my posts from Posterous! Do go though my blog for all the new posts.
Its easy to migrate try JustMigrate
3Crumbs app - Are you the local thrifter we all have been looking for?
Hear them whispering French and German Dutch, Italian, and Latin When no one’s looking I touch a sculpture Marble, cold and soft as satin But the most special are the most lonely God, I pity the violins In glass coffins they keep coughing They’ve forgotten, forgotten how to sing, how to sing
Every endings mark a new begining - Bir bitis tefrikasi
Yedi aylik Fraunhofer Enstitüsü serüvenim bu ayin sonunda bitiyor. Üniversitede yakin zamanda baslayacagim master projesi ve tezim icin cok farkli teknolojileri bir arada görmek ve kullanmak cok önemliydi, nitekim ufak kod parcalariyla da olsa departmanda calisilan cogu projeye katkida bulundum, genel olarak epey verimli gectigini söyleyebilirim.
Enstitüde calistigim birim genel olarak "telemedicine"- saglik cözümleri icin telefon uygulamalari diye Türkce aciklanabilir sanirim- üzerine calisiyor. Gelistiricilerin hemen hepsi master ögrencilerinden, analistler ve birinci kademe yöneticiler tam zamanli calisan doktora ögrencilerinden olusuyor. Bu hiyerarside islerin bazen yavas ilerlemesi disinda hemen hicbir kusur yok. Calisan kisilerin hemen hepsi ögrencilerden seciliyor ve dinamizmin sürekli korunmasi icin en fazla 4-5 yillik kontrat yenileme süresi konulmus. Kendi departmanim üzerine konusursam, konu telemedicine olunca, mobile tarafinda calisan hep bir ekip olmakla beraber, projenin niteligine göre verilerin görüntülenme, degerlendirilme, izlenme islerinin yapilacagi websitesi gerekiyor. Bu asama icin de ayri ekipler var. Ilk calistigim projede bir arkadasimla beraber ASP.NET MVC 3 kullanarak hasta tarafindan girilen degerlerin grafiklerinin, takvim üzerinde doktorun kullanimina acildigi bir websitesi hazirladik. Verilerimizi bir object database'de tuttuk ve sonrasinda hali hazırda webservisler oluşturduğumuz verilere bağlanarak bu veritabaninin yönetim araclarini olusturduk. Projenin sunucu kismi da tamamlaninca, benim icin sira benzer bir amac icin Java Vaadin kullanarak basit bir sekilde bu sefer bir Object relational database olan PostgreSql kullanarak listeler olusturmaya gelmisti. Vaadin projemizi en etkin sekilde veritabanimizla kullanabilmenin yolu JPA'dan geciyordu ve Glassfish server'in JPA icin özel destegi sayesinde kolay oldu, en azindan problemler hallolduktan sonra, "gercekten kolaymis" diyebildim. Son aylarda ise, Android frameworkle beraber, basit bir object database olan db4o'u kullanmak icin, bir listenin sahip olmasi gereken tüm fonksiyonlari db4ohelper adli bir sinifta saklayip yeri geldikce kullandigim bir eklenti yaptim.
Bu sürecte üzerinde calismayi en sevdigim framework Android oldu. Üstelik uzun zaman sadece .Net'le calistiktan hemen sonra kendimi Java Vaadin, Android, Google Cloud Messaging konusulan bir toplantida bulmus, egitim bile verilmeden "Hemen ne gerekliyse ögrenip projeye adapte olmaliyim" diye soguk terler dökerken ögrenmis olmama ragmen. Android üzerine calismaya devam etmek isterken terli terli bir de su icmek zorunda kalacagim, kis sömestirinde master projesi, okuldaki kredi eksigimden dolayi bu dönem elzem oldu. Master sürecinin bir parcasi olarak, bir arkadasimla beraber üniversitenin makine mühendisligi kürsülerinden birinde calisanlara ve doktora ögrencilerinin tezine yardim amacli bir yazilim yapacagiz ve sanirim gelecek hafta yetkililerle konusup nasi fantastik bir proje olacagina dair bilgilendirilecegiz - Malum makine mühendisleri tarafindan verilecek proje. O zamana kadar iş yerindeki son günlerimde Android üzerinde kod yazmaya devam etmeye niyetliyim. Umarim bu arada buraya Android üzerine, en azından db4o'un temelleriyle ilgili bir post yazacak vakti bulabilirim.
Tanissak mi?
Tanışmadan olmuyorsa tamam.
Common Criteria (ISO 15408) vs. ISO 61508
Başlıktan sonra İngilizce mi Türkçe mi devam etmem konusunda bir tereddüt yaşadım, özellikle enteresandır, IEC 61508 Standardı hakkında herhangi bir Türkçe dökümana rastlamadım. Sanırım Türkçe o nedenle iyi bir seçim. Yalnız "Safety Critical" herhangi bir şey üretilmiyor da, standardı o yüzden mi kimsenin umrunda değil diye düşünmeden edemedim. "Standartlar ülkesi" tamlamasına konu olan ülkede master düzeyinde bilgisayar mühendisliği öğrencisinin standartlarla uğraşması gereken 3 adet ders mevcut. Özellikle "safety" standart adımlarına önem verilmediği taktirde geçmişte yaşanan kazalar, bunun açıkça nedeni.
Her ne kadar Almanca ve dilimizde İngilizce'deki "safety" ve "security" kelimelerindeki ayrım çok belirgin olmasa da başlı başına programlanabilir elektronik cihazlar için güvenlik standartları beraberce değerlendirilmeli ve eşit oranda önemsenmeli. Safety yazılım diliyle, ortamı sistemden korumak iken, security ise sistemi ortam elemanlarından korumak olarak açıklanabilir. Security kısmı daha çok IT sistemleri ilgilendiriyor gibi görünüyor ama security ve safety birlikte ele alınması gereken kavramlar, misal "Security" için standartlaştırılan Common Criteria, "safety" standardı olan ISO\IEC 61508'den esinlenerek ortaya çıkmıştır. ISO\IEC 61508 demiryollarından, uçak sistemlerine, trafik sistemlerine çok geniş alanda uygulanan bir standart. Mesela otomobil güvenlik sistemlerine kullanılan ISO 26262, 61508'in otomobile adapte edilmiş hâli. Common Criteria ise, tamamen data güvenliği, mail server'lar, efendime söyleyeyim smart kartlarda falan uygulanır. Her iki standardı kapsayan şekliyle üretim süreçleri aşağıdaki gibidir:
Gereksinimlerin ortaya çıkarılması, analizi
Ortamın tanımlanması
Makinenin ayrıntılarının belirlenmesi, ayrıntıların geçerli kılınması
Gerekli modüllerin ve komponentlerin dizayn edilmesi
Yazılımın uygulanması
Test
Peki standartlara göre değerlendirme yapma şekli nasıl? Bunun için hali hazırda belli seviyeler var ve değerlendirme bu seviyelerle gerçekleşmekte. Common Criteria için açılımı Evaluation Assurance Level denen 1'den 7'ye güvenirlik dereceleriyle belirlenmiş, IEC 61508 safety standardı ise, 1'den 4'e derecelenen SIL(Safety Integrity Level) denen hata oranına göre değer alan bir tabloyla gerçekleştirilmektedir. Tabloda SIL degerleri "sıklıkla", "nadiren", "her zaman" gibi ifadelerle kıyaslanır. Common Criteria'ya göre EAL 7 Security Policy Model denilen her kriterin bire bir modellendiği bir mekanizma gereklidir...
Kaynaklar ve daha fazlası için:
http://en.wikipedia.org/wiki/IEC_61508
http://en.wikipedia.org/wiki/Common_Criteria
Masaüstünden notlar...
Sonunda yaz geldi. Yani aylardan haziran olduğuna göre, bir yerlere gelmiş olmalı. Almanya'da sıcaklık son iki haftadır 10 derece civarında seyrediyordu ki bugün hava kapalı da olsa 20 dereceleri gördük, sevinir gibi olduk. Bundan sonra böyle arkadaş, yaz gelir gibi yaptıp gelmedikçe biz de sevinir gibi olacağız, ötesi yok. Kazaklarımı ve montumu ne zaman "evet, bunlara ihtiyacım kalmadı" diye dolaba kaldırsam bir gün geçmeden evim buzdolabına dönüyor, yeter artık.
Evet, Almanya'ya yaz nasıl nazlanarak gelmediyse, benim de 10 gündür beklediğim kargo Amazon'dan o şekil gelemedi bir türlü. Ta ki, bugün posta kutumda, "lütfen postanızı 01 numaralı odadan alınız" notunu bulana kadar. Öğrenci yurdumuz daha önce kargo geldiği saatte evinde bulunmayan öğrencilerin mağduriyetini bildiği için kargoları bir odada topluyor ve öğrenciye bildiriyor. Bence süper bir fikir! Özellikle, DHL kargoyu "bahsedilen adreste kimse oturmuyor" diye geri gönderdiği için eski yurdumda öğrenciler tarafından posta kutularına kocaman harflerle "Sevgili DHL, kargomu geri götürme, zile basarsan kargomu almaya geleceğim" gibi notlar bırakılıyordu. O konuda bir sorun yaşamadım ama "paketverfolgung" denen adresteki takip sisteminde gönderim hâlâ Luxemburg'ta görünüyor. Bugün de gelmeseydi, ilk işim Almanca bir mail yazmak olacaktı. Neden Almanca? Biraz kaba görünmek lazım tabiki :) Aslında hep öyle yapıyorum. Teşekkür edeceksem İngilizce, şikayet edeceksem ya da problem yaşadıysam Almanca yazdığımı fark ettim şu an.
Aslında, son zamanlarda kaba olmam için yeterince sebebim var. Eski projemiz iki aylık gecikmeyle de olsa bitti. Benim grubum daha çok akademik işler yapacak bir süre, ben de o ara yeni bir ekibe transfer oldum ve yapmam gereken şeyler başlıca Java, Android ve Db4o. Java bilgim, applet'te top zıplatmakla sınırlı olduğu için ilk işim bir sürü kitap sipariş etmek oldu. Geçen seferki projelerimizden yola çıkarak kolay görevler olmayacağını biliyorum. Kaldı ki çalışma arkadaşlarımdan biri JEE'den bahsederken, ötekiler Spring diyor, design patterns diyor. Bu dönem aldığım Scientific Computing dersi için de C++ kodu yazmam gerekiyor, öncelikle belli eksik olduğum konularda, mesela interval aritmetiği, türevi konularında çalışmam gerekiyor. Ve sınavlar geliyor... Yalnız kitaplarımı çok sevdim. "This is not a reference book, it is just designed for learning, not an encyclopeida of Java facts" diye başlayan kitap sevilmez mi?
Bu kadar yoğunluk içinde gezmeye vakit bulabilir miydim? Bu hafta sonu yapacağım Paris gezisi olmasa hayır. Erasmus öğrencileri sayesinde havanın da güzel olması sebebiyle daha da heyecanlandığım bir geziye gidiyorum. Gitmeden önce Fransızca üç beş kelime öğreneyim diye de ayrı efor sarfettim. Lakin bu önümüzdeki iki gün için önceliğim alıştırma ödevleri ve Java. Çalışmak bazen yetmiyor da, yeterince inanırsam, şu kritik iki günü sorunsuz geçirebilerim sanki. Au Revoir.
Heaven vs. Hell
Every hour hurts, the last one kills - omnes vulnerant ultima necat
"Başka Istanbul yok" günlerine veda
Yarı dönem tatilimin büyük bir kısmını İstanbul'da geçirmekle ne kadar doğru bir şey yaptığımı geri dönme vaktim yaklaştıkça içimin burkulmasından anlıyorum. Evet, geri döneceğim için burkuluyor içim, evet bu tatil de inanılmaz stresli, yorucu ve kelime anlamından uzaktı. Nihayetinde hepsine değdi diyebilirim, bu sefer İstanbul'un tarihine başka bir gözle baktım, farklı kültürden kişilerce nasıl yorumlandığına tanık oldum.
Almanya'dan benimle maceraya atılan dostlarım Angela ve Daniela çoktan bu yolculuğu bitirip döndüler. Onlarsız ve yine ailemle Almanya öncesi hayatımı yaşıyor gibi göründüğüm hâlde, telaşlıyım, sabırsızım ve gelecek dönem Fraunhofer Institute ile başlayacak yeni iş hayatım, gelecek dönem alacağım derslerle ilgili araştırmalarım, hazırlıklarım var. Şu önümde kalan dört gün daha çok gündemimde bu konular var, tabii bir de kardeşimin YGS sınavı. Bu zorlu süreçte onun yanında olabilmek bile tek başına her şeye değer.
Onun yapmak istediği tercihler az çok şimdiden belli olsa da, üniversite sınavları sonrası bilgisayar mühendisliği tercih etmek isteyen öğrencilere diyebileceğim, her ne kadar kendini geliştirme avantajı bizim bölüm için üniversite etiketini önemsiz kılan bir gerçek gibi görünse de, Türkiye'de açılmış bilgisayar mühendisliği programlarından çok azının hakkını verebildiğini bilip mümkün olduğunca yüksek puanlar yapmaları ve gerek ders programı, gerek öğretim üyesi çeşitliliği batı üniversitelerine yaklaşanları tercih etmeleri. Tabii programcılık değil, mühendislik hedefleniyor kabulüyle yazıyorum. Gerçi, epey detaylı ve gerçekten saatlerce üzerine yazı yazabileceğim bir yere doğru gidiyor. Bir hayli şey isteyen ama hiçbir şey vermeyen hocalar, hocasıyla ve bilhassa birbiriyle alakasız dersler ve uzmanlaşmaya asla olanak vermeyen ders programları, programlamadan daha ilk dönemden soğutan ezbere dayalı ve bazen hiçbir şeye dayanmayan eğitim ben mezun olalı iki yıl olmasına rağmen bir yerlerde hâlâ yaşatılıyor olmalı. Bu ortam benim kendime inancımı yitirmeme, farklı sektörlere geçmek için yeni arayışlar edinmeme neden olmuştu, bugün iyi ki mücadele etmişim, iyi ki mesleğime tutunmuşum diyorum, mesleğimi en karamsar olduğum dönemde bile sevmiyor değildim, sadece bana anlamlı gelecek bir bütünü lisansın ilk üç yılında görememiştim, arkada hep kafa karışıklığı vardı. Tanıdığım hemen herkeste vardı bu kafa karışıklığı ve önümüze bir profil bile konulmadan artık mezunduk. Evet, bugün kafası karışık herkes iyi şirketlerin bilgisayar mühendisi kadrolarını dolduruyor. Lisans sonunda yurt dışında İngilizce biliniyorsa hemen her ülkede kolayca iş bulabileceğiniz bir mesleğiniz olmuş oluyor, batılı ülkelerin verdiği yeşil kartların bir kısmında önceliği var, her yıl binlerce mezuna rağmen sektörü doymadı, doymuyor.
Belki de bunun bir kanıtı olarak, Almanya'da ikinci işime, yardımcı araştırmacı olarak başlıyorum. MP3'ün icat eden Fraunhofer Araştırma Birimlerinin Dortmund'daki Yazılım ve Sistem Mühendisliği üzerine uzmanlaşan şubesinde e-healthcare projelerinde ilk başta üç aylık bir görevim olacak, sonrasında projenin durumuna göre görev yeniden şekillenecek. Yeni değişikliklerle takvimim iki gün okul, üç gün iş şeklinde. Almanca ödevlerimi de işe giderken trende yaptım mı, her şey tamam sanki.
Facts and Figures...
- University of Duisburg-Essen L Area
Staying up all the evening in the library starts as a hobby, then slowly captures your life. Nothing satisfies me but so damn smell of books. Last night I really wanted to sleep there because of fragging cold outside. Nevertheless, this mood is also supposed to be explained in some books. Well, I must say, the time does fly fast when I start the semester, my exams are going to start by next week.
My preparation started with new decisions. I finally managed to deactivate my accounts in some social networking websites, so I have more time to discover on web, I squander my all energy in this websites in fact, especially while I have many things to learn (?) I have this semester two robotics courses, many attractive and useful articles are there, up to you. Ah! It's really funny that everyday you complain about no time for them, however you spent almost half of the time on Facebook when you were in front of the computer. No more Facebook, no more complaint! I think, that must be one giant leap for a man, a small step for mankind.
As I've said before, "exams" are in the way. A number of exams are waiting for me, so I started reading Israel Koren and Behrooz Parhami's books, Computer Arithmetic Algorithms. Every computer scientists know about 1's and 2's complement system in some degree, the books provide a large variety of unconventional methods, e.g. nega-binary number system which has been proposed for signal processing. It helps us to explain why some methods are not commonly used in our world, as well as several number systems are proven to be more efficient. They also include the details surrounding Floating Point Numbers, simple operations logic, restoring and non restoring division and its problems in early microprocessors of Intel. I stumpled upon also other relevant topics!
I like keeping track of some underrated topics in Maths or Computer science.
The significant problem of modern man = "Das Unbehagen in der Kultur"
I woke up with a teribble headache one morning, my room was blank and dark, a stupidly louded alarm clock drived me crazy and I thought, my neighbours as well. I did not want to move even a bit, just reached out and took the clock. I could not somehow turn it down, so I pushed it through my bed, under my pillow. When I turned the lights on, I firstly faced all unfinished assignments on the table, suddenly I felt something moved on my head. When I turn left a bit, Oh I could see a creature's reflection in the mirror. He was riding on my shoulders, he did not look like happy or cheerful, maybe sour and proud. I did not know what to do, I have just felt as if I must obey him and make him direct me so I should have began to make him so pleased of what I would do all day long. When I went out, I saw many people with such creatures were walking with them. S. Freud was so right, happiness never depends on what you got, comfort, your unlimited desire to consume would make you more discontent than ever! To admit, I was discontent too. The creature on my shoulder said, he was not happy either. I could hear just some orders from my lovely creature: "come on, you need to work more, you are not enough, be perfect, you need to own more, do it, get it, go there..."
Today, I realized that this creature is not actually a part of human nature. I made an vital decision. Firstly, I gave him a kick and then I did just what I wanted today. I read some books and listened to one of my favorite bands, Beirut, especially the song called rhineland, I smiled once more:
"Life, life is all right on the Rhine No, but I know, but I know I would have nowhere to go No, but there's nowhere to go, to go"
As a matter of fact in creature story, a real comfort starts being aware of that we must avoid thinking, whatever we want, must be filled in perfectly, since perfect never exists indeed. It can be only called perfect iif you do completely a match yourself with it. In our lives, we will experience discomfort, disasters, even epic fails, thus they'll teach us lessons, help us grown and make us sense a real being of human. - these are inevitable parts of our existence, not creatures.
"Regular expressions" on my face
Pic source: http://xkcd.com/208/
There are many papers, colorful pens, even banana skin on my messy table, so I am ready to learn Automata Theory and Formal languages at home. Only problem I had so far, it is going on slowly a bit, as I read instructions and solve problems on my exercise sheet, somehow remember about people's remarks on irrelevant historical events, or wonder the price of bags, shirts, so on, search in online markets, suddenly seeing some interesting words, to look up for the meaning in German, respectively. Oh, I hear as though the word "procrastination" sounded somewhere, well done!
On the other hand, I carried out whatever I learnt so far, the capability of Finite Automata, DFAs, NFAs, Chomsky Hierarchy, Regular Expressions. I wrote down all the characteristics to bear it in my mind till final exam. As the weather is so bad, I should end up with the rest until this evening. Oh! There are many things to do. Hopefully, RE-Man will appear to bring me a coffee at the end.
Prost! dedik, Noel dedik, Güney Amerika dedik, 2012 de diyelim
- Biraz İngilizce, biraz Türkçe gönderdiğim postlara bir Türkçe post daha ekliyorum, aralık ayına pek alışılageldik sayılamayacak notlar sığdırdım. Bunları kendi dilimde toparlamanın daha iyi olacağı kanısındayım, interaktif sözlük denilen alternatifleriyle aram son zamanlarda iyi değil. Hem neden bir bloğum varken, başka yere ihtiyacım var, değil mi?
- Alışılageldik olmayan notlardan birincisi, son zamanlarda hızlanan Noel ve yeni yıl etkinlikleri. Kasım ayının sonundan itibaren fırsat buldukça Almanların "Weihnachtsmarkt" dedikleri marketlerini gezdikten sonra, bu ay daha çok Christmas Party'ler, alışverişler, hediyeler gündemdeydi. Açıkçası, bana baştan beri olan biten çok ilginç geliyor, derslerden geriye kalan zamanda, yorulduğumda, en azından Noel şarkıları dinlerim diye Königstrasse'nin yolunu tutuyorum.
- Geçen hafta yurtta yaptığımız Putzparty (temizlik partisi) - katta yaşayan herkesin eldivenini takıp, eline bez aldığı, mutfağı baştan aşağı temizlediği etkinlik oluyor bu- sonrası bir sonraki hafta mutfakta Christmas Party ile ödüllendirildik. Parti mülayim yurt sakinleri için müzik, glühwein, bira, Apfel ve Topfen Strudel, ufak kekler, çikolatalar falan demekti. Parti timi, tam zamanında ordaydı tabii, birkaç saat sonra masadaki kırıntıları eliyle toplamaya çalışan insanlar görülüyordu. Bu arada unutmadan, partinin resmi dilleri İspanyolca ve İngilizce idi. Güney Amerika'da ölen işçiler için saygı duruşuna falan geçtik hehe, tabi bu şaka. Peru, Kosta Rika, Kolombiya'dan konuklarımız vardı. Gerçi Kolombiyalı arkadaşım Gladys, bizim yurdun yeni sakinlerinden. Zamanında Kolombiya'da İslam dinini yayma amaçlı kurulan dernekleden biri İstanbul'a falan getirmiş kızımızı, bütün akşam Mahmutbey, Taksim, Simit Sarayı, Muhabbet kuşu, boğaz falan konuştuk kendisiyle. "Bir kez daha İstanbul'a geldiğimde beni gezdirir misin? " diye sordu, "beni Kolombiya'ya götürürsen neden olmasın?" cevabını verdim. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, Güney Amerika insanı kadar elini, kolunu, mimiklerini kullanan bir millet daha yok sanırım. Meksika dizilerinde gördüğümüz çok sıradan iki cümle söylerken bile o kadar heyecan yapan insan evlatlarını kanlı canlı gözlemledim.
- Bu arada, strudel Alman'ların bizden öğrendikleri bir yiyecekmiş. Masadaki Almanlardan birinin bildigi bir hikaye varmis, ona göre; kuşatma sırasında bu turta tarzı yiyeceğin yapıldığını görüp öğrenen Avusturyalı bir amcamız, kendi yaratıcılığı ekleyip, krem peynirle falan zenginleştirmiş, neticede böyle bir şey çıkmış ortaya. Ben de kendisine bu turta tarzı yiyeceğin aslen baklava olabileceğini söyledim. Bugün internetten biraz bakınca ne kadar doğru sallamış olduğumu görüp, mutlu oldum.
- Mutfak partisi sonrası, çok geçmeden, partinin kalbine, yurdun barına indik. Ben sadece Franzilerin okul partisi olduğu için ortamı merak ediyordum, Türk filmlerinden aşina olduğumuz ışıklar altında yabancı müzikle dans eden tipler hep ilgimi çekmiştir. Aşağı iner inmez, Gladys bir anda üç beş Kolombiyalı hemşerisiyle tanıştı, kalabalıkta hemen herkes var da Türk yok mu diye düşünürken, Onur diye bir arkadaş kendini tanıttı. İki Türk Almanya'da bir araya gelince, ne konuşulur? Tabiki göç meselesi. Etrafa şöyle bir göz attıktan sonra, "aman ben de bir şey sandıydım?" düşüncesiyle odama çıktım.
Derslerin yoğunluğu arasında nasıl geldiğini bilmediğim bir Christmas Party de böylelikle sonlanmış oldu. Etkinliğin, perşembe günü aralıksız 12 saat ders sonrası - pedagojik anlamda bir facia, evet- bedenim önde, kafam arkada eve geldiğimin ertesi günü olması güzel bir zamanlamaydı bence. Dönem sonuna yaklaştıkça bendeki ders stresinin ne kadar arttığını düşününce, bu etkinlikten bir tane de mart ayına lazım. Artık dışarıda çalışmadığım için daha fazla zaman ayırdığım Robot derslerim kâbusa dönmüş durumda, misal üzerinden uzun zaman geçtiği için hatırlayamadığım integral kurallarını bitirememişken, bir dolu formülle uğraşıyorum. Diğer yandan, şubat ayı için iş bakmaya başladım bile. Tüm bu belirsizlikler içerisinde 2011 yılını arkada bırakırken, güzelliklerin sizinle beraber 2012'ye varması; pişmanlıkların, hayal kırıklıklarının, her türlü olumsuz şeyin 2011'de kalması dileğimi bir kez de buradan duyurayım.
Hem yeni yıl, hem yedi yıl... Nasıl?
- Dortmund Weihnachtsmarkt
Başlığı böyle seçmemin sebebi, daha üniversiteye başladığım ilk yıllar bir arkadaşımla paylaştığım, "üniversite bitince yapılacaklar listesi" nin izlerine ulaştım şu sıra. Şu an kendisiyle arkadaşlığım Facebook düzeyine çekilmiş olsa da, post-ergenliğin kafa karışıklığıyla hayli spesifik şeylermiş üstelik: Almanya'da yüksek lisans, daha çok teknik bilgisayar bilimleri üzerine uzmanlık, bir süre kafa dinleyecek kadar etrafındakilerden uzakta olmak gibi şeylermiş. Aynı kişi bana, "Almanya mı? hâlâ Amerika diye bir yer varken bence orayı düşünme bile" derken, bugün tersini düşündüğünü gösteren bir düzine şey olmuş durumda. Demem o ki, çoğu zaman kendi kişisel tercihlerimizle çıktığımız yollarda, deneyimlerimizle bambaşka fikirler edinerek hayatımıza yön veriyoruz, tutarlı olmayabiliyor yani. Zaten takılacak şey de o olmamalı. Evet, lisans yıllarımın en başında söylediğim şeyler bugün gerçek. Lâkin, çok kere yeniden şekillendi, şartlara göre değerlendirildi, vazgeçildi, yeniden gündeme geldi, unutuldu, rafa kaldırıldı, yeniden konuşuldu. Bir dolu şekillenme süreci ama sonucundan mutluyum tabii.
Çok yakında, buradaki ilk yılım tamamlanmak üzere. Geçen yılın bu zamanlarını görmemiş olmam aslında bu yıl Christmas sezonunu coşkuyla karşılamama sebep oldu, yılın en sevdiğim zaman dilimi hissiyatım pekişmiş oldu- malum, iki yıl öncesinden hayatıma kurulmuş bir taht bu. İlk yıl için ardımda bıraktığım, mini bir iş hayatı, mesleğim açısından ufkumu oldukça genişlettiğini düşündüğüm dersler, farklı kültürden insanlarla beraber yaşamanın kazandırdığı hoşgörüden yardımseverliğe, yalnız yaşamanın geliştirdiği sorumluluk, kendine güven, kendini tanımak gibi bir dolu şeyden sonra, sonrasına bir atıfta bulunayım mı? Sanırım, artık gözünü kapattığı an hayâllerine kaldığı yerden devam edebilecek kadar kanı kaynayan bir genç değilim. Yine de, elbette bundan sonrasına dair bir kalem ve bir kağıt verildiğinde dahi 4-5 çizgiyle anlatabileceğim basit ama çok güzel umutlarım var.
Derken yukarıya şöyle baktım da, şu ana kadarki iki paragrafta 2012'ye dair beklentilerimi hazırlamışım. Geçmişte dilenenlerin bugün gerçekleşmesi hasebiyle ne kadar şükran dolu olduğumu anlatırken araya "madem çalışıyor, öyleyse dilemeye devam" mantığıyla birkaç dilek de sıkıştırmış oldum. Rastgele!
Blogu İngilizce ve Almanca yazma düşüncesindeyken, araya birkaç Türkçe yazı iliştirmenin zenginleştireceğini malum. Yakın zamanda, şu an toparlamaya çalıştığım Computer Aritmetiği, C/R Vision, Test ve Güvenilir Sistemler, Almanca, Dağıtık Sistemler notlarını da paylaşacağım. Noel bayramının bilmediğim bir zaman dilimini Hamburg'ta geçireceğim için geriye kalan zamanda hepsi için bol bol vaktim olacaktır. Lütfen olsun!
Words that don’t exist in the English language:
L’esprit d’escalier: (French) The feeling you get after leaving a conversation, when you think of all the things you should have said. Translated it means “the spirit of the staircase.”
Waldeinsamkeit: (German) The feeling of being alone in the woods.
Meraki: (Greek) Doing something with soul, creativity, or love.
Forelsket: (Norwegian) The euphoria you experience when you are first falling in love.
Gigil: (Filipino) The urge to pinch or squeeze something that is unbearably cute.
Pochemuchka: (Russian) A person who asks a lot of questions.
Pena ajena: (Mexican Spanish) The embarrassment you feel watching someone else’s humiliation.
Cualacino: (Italian) The mark left on a table by a cold glass.
Ilunga: (Tshiluba, Congo) A person who is ready to forgive any abuse for the first time, to tolerate it a second time, but never a third time.