ÖLEN İLE ÖLEBİLİR MİSİN? YOKSA KADERİNİ SEN Mİ BELİRLERSİN?
Ölmek güzel mi? Ölmek mi yoksa öldürmek mi? Veyahut öldürülmek mi? Bedenen ölmek mi? Ruhen öldürülmek mi? Yoksa ölüp bitmek mi? Ölmenin bir rengi olabilir mi? Siyah-beyaz mı yoksa rengarenk mi? Acı mı tatlı mı? Peki ya ölen ile ölünebilir mi?
İnsan mıdır insanı öldüren , yoksa hayat bize ölümle aynı tadı verebilir mi? Acıyla tatlıyı aynı anda yaşatabilir mi? Siyahla beyazı hatta tüm renkleri aynı anda gösterebilir mi? Biliyorum çok soruyorum. Ancak kafamın içi yaşamla ölümün arasındaki o ip gibi üstünde yürüyor. İçi stresle ve üzüntüyle doldu. O kadar doldu ki.. Eğer o ip üstünde yürümeye bir şekilde devam ederse içi daha çok dolacak ve daha çok yorulacak. Fakat o ipten kendini aşağıya bırakırsa çok rahat edecek..Uzun zamandır aradığı huzuru bulacak.
Keşke insanların arasındaki sevgi ve saygı da bir ip üzerinde yürümek gibi olsa. Hayatında sana saygı göstermeyi başaramayan insan o ipten kendini aşağıya bıraksa. Hayatımızdan bir ömür boyu çıksa ve huzur içinde olsak. En başta sorduğum, insan mıdır insanı öldüren sorusu.. Bize hep kaderimizi kendimizin çizdiğini söylerler. Gerçekten öyle mi değil mi bunun cevabını hiçbir zaman öğrenemedim. Eğer öyleyse sorduğum sorunun cevabı insan insanı değilde biz kendi kendimizi öldürüyoruz olacak.
Şimdi sizden ufak bişey istiyorum. Bu yazıyı okurken önce sevdiğiniz duygusal bir müziği ya da enstrümantal bir müziği açın. Gözlerinizi kapatın ve yavaş yavaş hayal etmeye başlayın.Yüksek bi dağın tepesinde vs oturup ayaklarınızı sallandırdığınızı ve kafanızın içinde sevdiğiniz o duygusal şarkının çaldığını hayal edin. O anın güzelliğinde kapılıp giderken o huzurlu mutlu anınızda kafanızın içinde bir an bir film şeridi gibi yaşadığınız tüm kötü şeyler geçseydi. O an nasıl hissederdiniz? O tepeden , o yüksekten atlamak istermiydiniz? O an kaderinizi siz mi çizerdiniz yoksa hayat mı belirlerdi?
İşte benimde tüm yaşantım, yaşadıklarım ve yaşayacaklarım bu çizgiden ibaret. Bu tıpkı bir delinin aslında deli olmadığı aslında etrafındakilerin onu delirttiğinin ortaya çıkması gibi.. Neyse tamam kabul ediyorum bu çok saçma bir örnek oldu. Bu söylediğimi aldırmayın. Ben sadece ölmenin ve hayatta kalmanın arasındaki farklarına ve benzerliklerine , ikisinin sana yaşatabileceklerine ulaşmaya çalışıyorum. Ulaşmayı başardım mı bunu bile bilmiyorum. Çünkü aslında bende bir ölüyüm. Öldüm. Belki de öldürüldüm. Bedenen değil ama ruhen öldüm. Peki bu ölümün kaderini ben mi belirledim? Yaşadıklarımı , hayatıma giren çıkan insanları en başta ben belirleyebildim mi? Soruyorum , soruyorum ama bu soruların içinden bir türlü çıkamıyorum.
Ne bu soruların içinden çıkabilirim ne de cevabını bulabilirim. En iyisi bu yazıya bir son vermek değil mi? O zaman , bir sonraki yazılarımda buluşmak üzere görüşürüz..
~Sude S.















