Anıyoruz, üzülüyoruz, hesabını sormaya devam ediyoruz. Bazen sorular geliyor " Neden?" Sadece bu kare bize yeterli.
Today's Document

roma★

pixel skylines

oozey mess
hello vonnie

❣ Chile in a Photography ❣
One Nice Bug Per Day

if i look back, i am lost

Discoholic 🪩

gracie abrams

@theartofmadeline

shark vs the universe

PR's Tumblrdome
Sade Olutola

Origami Around
Noah Kahan
No title available

Jar Jar Binks Fan Club
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
cherry valley forever

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Mexico
seen from Türkiye
seen from United States
seen from China

seen from Russia

seen from Indonesia

seen from Poland
seen from Brazil

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Italy

seen from Armenia
seen from Germany
seen from Colombia

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Türkiye
@uchilalcemiyeti
Anıyoruz, üzülüyoruz, hesabını sormaya devam ediyoruz. Bazen sorular geliyor " Neden?" Sadece bu kare bize yeterli.
Haşim Kılıç'ta geçmişini unutmaya zorluyor. Yalnız tecrübe ile sabittir ki hafızayı bastırmak ilerde büyük sıkıntılara yol açar.
Büyük bir toplum bir kere düşmeye görsün; bir kere ayağı kaymaya görsün güngörmüş bir halkın. Ah, ne paniktir o! Ne yuvarlanıştır o baş aşağı! En büyük mazlumlar da, en büyük zalimler de artık o toplumda kucak kucağadır kimi zaman, kimi zaman da bıçak kesimi ayrılmışlardır. Sözün en söylenmemesi gerekeni günübirlik dedikodu halini almış, en söylenmesi gerekeni de en büyük cezalarla yasaklanmıştır. O toplum, dünyanın bütün insanları ve toplumlarınca hor görülür, küçümsenir. O ise tersine böyle hor bakan toplumlara yaltaklanır durur. Yaltaklandıkça küçümsenir, küçümsendikçe daha çok yaltaklanır. Ne düşüştür o Yarabbi! Böyle bir toplumda, tarih, hainleri kahraman, kahramanları da hain sayan bir şarlatanlık ve dalkavukluk edebiyatı olmuştur. Böyle bir toplumda, edebiyatta ünlü kişiler, bir yeteneksizler ordusunu meydana getirirler. Böyle bir toplumda aydın, halktan kopmuştur, halk aydından kopmuştur. Eski kültür yok edilmiş, yerine yeni bir kültür de konulamamıştır. Hiç kurtuluş ümidi yok mudur bu hale gelmiş bir topluluk için? Vardır. Ve o kurtarıcı, öz mayasını büsbütün yitirmeyen halkın içindedir. Bu toplum nerede diyeceksiniz. Derim ki, gözünüzü yumup elinizi uzatınız, korkarım ona dokunacaksınız. Sezai Karakoç / 1970 Diriliş dergisi zor ulaşılır metin, değerini biliniz.
İlim: Merdiven daya Çık aya İman: Al eline bastonu Sonu Sonsuza yürü Sürü sürü Putları kıra kıra Var (Var)a.
İşte gençlik ateşi, şuuru, azmi. Üstadın ilk şiiri. Kitaplarında yayınlanmadı. İşte Osmanlı gencinin içinde yanması gereken ateşin felsefesi.
Türkiye'nin en önemli eğitim kurumları; Odtü, itü,ktü vs degildir. Galatasaray Sultanisi ve Robert Koleji (boğaziçi üniversitesi)'dir. Başbakanlar ve stratejik bakanlıklarda ki geçmiş çoğu bakan bu kurumlardan mezundur. Bu zâtların soy ağacına bakarsanız öyle isimler ile karşılaşırsınız ki, okullarda okudugunuz tarihten dolayi kendinizi öyle aşağılanmış hissedersiniz ki moraliniz bozulur.. Bu ülkede Prens Sebahattin diye bir gerçek vardır.. Bakın adam hem ''Prens'' hem "Sebahattin" :) Aslında bu adam Sultan oğludur, "Sultanzâde" lakabını sevmez ve kendisine İngiliz unvanı "Prensi" lâyık görür. Ve başarılı bir vatan hainidir. Dayısı olan 2. Abdülhamid'e darbe yapan ekipte master yapmıştır. Çok şey varda yazacak "Muhteşem Yüzyıl" varken hangi güruh okuyacak bunları.. Hem yaşasım meşrutiyet, yaşasın hürriyet değil mi.. Öyle demedimi hocalarınız :)
Twitter neden kapatıldı sorusunun cevabı. Kaos ortamı oluşturmak için, planlı ve istikrarlı bir manüpülasyon çalışması ile, algıda seçiciliği, duygu kanalizesi, sürü psikolojisi gibi kavramları aktifleştirerek var olan devleti zayıflatmak, itibarsızlaştırmak, baskıcı göstermek için kullanmak, bu yolu mübah göstermek içinde adını iletişim özgürlügü koymaktı. Fakat halkın tam desteklediği devlet buna izin vermedi.
Fotoğrafta cemaat adı altındaki siyasi ve iktisadi örgüt mensuplarının planlı bir şekilde bu eylemi gerçekleştirirken anlık bir kare sunulmuştur.
Mustafa İslamoğlu'nun Cuma hutbesi.
Boşverin kimdir nedir necidir dinleyin cidden önemli.
İttihat ve terakkiyi, jön Türk'leri bilirsiniz, resmi tarih derslerinde, ortaöğretim, üniversite, kpss kursları vs. Hani hocaların gerilerek 2.Abdulhamid istibdat dönemi diye anlatırlar ve 31 mart olayını ve sonrasını ülkeyi kurtardılar diye lanse ederler, gıkımız çıkmaz. Hatta seviniriz kahrol Osmanlı deriz.. Neden peki öğretmen ve kitaplar zaten bunu diyelim diye Türk tarih kurumunun kuruluş amacı olan planı gerçekleştiriyorlar diye. Peki suçu kimde arayacagız? Ögretmen? Kitap? Sistem? Hayır. Suç bizzat bireyseldir. Okumuyoruz, araştırmıyoruz, düşünmüyoruz. Önümüze ne koysalar itirazsız yiyoruz. İttihat ve terakkiyi, jön Türk'leri ''EMANUEL KARASU'' nun Selanikt'e kurduğunu bilmiyoruz. Bu adamın Osmanlı'da ki en yetkili Mason oldugunu bilmiyoruz. 31 mart ayaklanmasını bu adamın emriyle ittihatçılar tarafından hem Abdulhamid han'ı düşürmek, hemde arkasından Yıldız sarayında yagmalanan serveti bilmiyoruz. Abdulhamid'in hal edildiğini bildirmeye gidenlerin başında Emanuel Karasu'nun oldugunu geri kalanında sonradan Vatan haini olan ermeni ve rum oldugunu bilmiyoruz. Abdulhamid düştü baskı bitti diye sevinirken dersliklerde, hemen ardından Londra'da ki musevilerin Abdulhamid zamanında giremedikleri Filistinden toprak aldıklarını bilmiyoruz. Bu liste uzarda uzar, bunlar artık geçmişte kaldı. Günümüze dönelim. Bu günün Abdulhamid'i maglum. Bu günün ittihatçıları maglum. Bu günün jön Türk'leri maglum. Bu günün Lawrence'si yerine soros Bu günün Emanuel Karasu'su İnan Kıraç Bu günün sokaklara dökülenlerinin bilinçli veya bilinçsiz neye hizmet ettiği Türk Milleti'nin yorumuna kalmıştır.
Suriye'deki iç savaş, kimyasal silahlar, enkaza dönen şehirler, muhalifler, Cenevre görüşmeleri, düşürülen helikopter, sınırdaki binlerce sığınmacı, kaçakçılar, Ankara'nın kararlılığı... Hepsi konuştuğumuz konular! Hepsinin de arkasında IRAK politikası var! Türkiye tohumu dışarıda atılan resmi ideolojiyi bir kenara atıp bölge ile ilgilenmeye başladıktan sonra ortalık toz duman oldu! Ankara'daki makas değişikliği İngiliz- Musevi ittifakını sinir krizlerine soktu! Defalarca yazdığım gibi GEZİ bu bloğun işiydi! Amaç, başka bahanelerle sahneye çıkıp Türkiye'nin istikametini saptırmaktı! YERLİ maske takanlarla üzerlerimize geldikleri için arka planı çok kişi ıskaladı! Zaten böyle yaparlardı! İçeridekilerin onların adamı olduğunu bilmezdik! Birçoğu emanetçiydi ama biz ZENGİN zannederdik... Rothschild, Rockefeller, Warburg, Morgan, Oppenheimer gibi dev Musevi aileler dünya üzerindeki varlıkların çoğunun sahibidir... Merkezleri Londra'dır! Ama sakın oraya sıkışıp kaldıklarını sanmayın! Dünyanın her yerinde varlar! MADENLER ve özellikle ALTIN bunların elinde! Rothschildler altını kimseye bırakmadı, bırakmaz! Dünyadaki 10 gram altının 7 gramını bunlar çıkarır! Altın çıkarmak önemli bir iştir ancak yetmez! Altında üretim, rafinasyon, ticaret ve stokçuluk çok ama çok önemlidir! Dördünü birden yapan tek şirket NEWMONT'dur! O da Rothschildler'indir! Bu nedenle 3 gramı çıkaranlar da bu şirkete muhtaçtır! Bu şirket şaşkınlık verecek kadar gizemli kurallarla yönetilir! Maden devi olan Rio Tinto'da görev yapmayan hiç kimse buraya alınıp yönetici yapılmaz! Rio Tinto'yu belki bizler pek bilmeyiz ama Çin'i ayakta tutan şirkettir! Dünya üzerindeki DEMİR ve ÇELİK'i Çin'e yağdırır! Eğer Rio Tinto olmasa Çin, bırakın Amerika ile rekabet etmeyi tencere bile yapamaz! Bu aileler sadece yer altı zenginlikleriyle ilgilenmiyorlar tabii ki! Bankacılık, Sigortacılık, Yatırım fonları, Emeklilik fonları, Hizmet bedeli tahsilatı (su, hava gazı, elektrik, telefon tahsilatı), Milli ve özel piyangolar, At yarışları, spor faaliyetleri, Aracı kurumlar, v.s. başta olmak üzere insanların para ile buluştuğu ya da nakit paranın döndüğü meşru-gayri meşru her yerde bunlar var! Bu paralarla da firmaları satın alır piyasalara yön verirler! İngiliz-Musevi ortaklığı o kadar büyüktür ki görülmez! Parçalardan bütünü göremediğimiz bu gizli imparatorluğun en hassas olduğu yer Türkiye'dir! Çünkü bu aileler ENERJİ konusunda çok hassastır! Anavatanları olan AVRUPA'nın petrol ve gazdan uzak olmasını istemezler! Bu nedenle bizi resmi ideoloji ile yapay TÜRKÇÜLÜK ile içe kapatırken, Araplar'ı da MİLLİYETÇİLİK dalgası ile bizden koparmışlardır! Kürtler de böyledir! Oysa Osmanlı TÜRK İMPARATORLUĞU olmasına rağmen "Türk" kelimesini bilerek isteyerek kullanmazdı! Bir ırkı öne çıkardığınızda aynı topraklarda yaşayan diğer unsurların rahatsız olacağını bilirdi! Dünya üzerinde Kuzey Kore, İran ve Türk Merkez Bankaları dışında her yere girebilmiş olan bu aileler Ankara'nın 100 yıldır tıkır tıkır işleyen bölgedeki çarkı kırıp çöpe atmasına deli oluyor! En büyük korkuları Türkler'in Irak'a inmesi! Ne zaman böyle bir hamle yapıldığıysa başımıza gelmeyen kalmadı! Biraz geriye gidelim... Abdülmecit Efendi'nin kızı Dürrişehvar Sultan, Haydarabad Nizamı ile evlendirilmişti! Oğulları Bereket Şah bu nedenle İstanbul'dan çıkmazdı! Tıpkı Bereket Şah gibi Irak Kralı II. Faysal da İstanbul'u mesken tutmuştu! Türk derin devleti bu iki gencin de SARAY soyundan gelen Türk kızları ile evlenmesini istiyordu! Bunun için düğmeye bastı. Bereket Şah, Menemencioğlu'nun kızıyla evlendi! Kral Faysal da Osmanlı hanedanından Hanzade Sultan ile evlendirilmek üzereydi! Özellikle Faysal'ın damat olması ayrı bir anlam taşıyordu! Kral İstanbul'da, evlilikten sonra ülkesini Türkiye'ye bağlayacağına söz vermişti! Yani bir nikahla Misak-ı Milli dışına çıkacaktık! Plan son ana kadar işledi! Ancak hazırlıklar sürerken bir anda İNGİLİZ İSTİHBARATI önce Selanik'te sonra da Beyoğlu'nda ortaya çıkıp 6-7 Eylül olaylarını başlattı! Amaç Türkiye'nin Irak'la olan temasını kesmekti! Petrolle buluşmasını engellemekti! Ama tıpkı GEZİ olayları gibi Taksim'de başlatılan gösterilerin altında bambaşka gerekçeler yatıyordu! Kimse gerçeği göremiyordu! Atatürk'ün evinin yakıldığı dedikodusu ile çıkan olaylar İstanbul'u kasıp kavuruyordu! Kimse bir şey anlamıyordu! Hep böyle olmuştu çünkü! Şimdi de başka planlarla gelecekler! Ama gerçek amaçları Türk-Kürt buluşmasını engellemek! Çünkü Ankara, Kürt kardeşiyle el ele tutuştuğu an Araplar da arkasından gelecek! Bu, her sektöre hakim olan ailelerin iflası demek! Kurdukları tiyatronun yıkılması demek! Osmanlı torunlarının tekrar sahne alması demek! Bütün motivasyonlarını Müslüman karşıtlığı üzerine kuran şer ekseni işte bu nedenle hiç beklemediğimiz kadar kuvvetli gelecek! Çünkü onlar için hayat-memat meselesi! Türkiye'nin Türkler'e geçmesine katlanamazlar! Abdülhamit'ten kalan hesabı Erdoğan görecek! Ağırlarına giden bu! Türkler'in yok olmayıp tekrar ayağa kalkmaları kimyalarını bozmuş durumda! Parayı, madenleri, merkez bankalarını ve istihbarat örgütlerini idare edenler çarklarının Türkler tarafından bozulmasını istemiyor! Savaş bu nedenle İstanbul'da olacak! Türk kimliği taşıyanlarla İTTİFAK kurup gelecekler! Devletin bir kanadı, siyaset, dini grupların bazıları, iş adamları ve bazı bürokratlar bunların yanında yer alacak! İmzalar atıldı bile! Türkiye'nin önünde tek engel kaldı! Kürtler tarafını seçtiğinde işlem tamamlanmış olacak! Şimdi anlıyormusunuz Kürt açılımına neden karşı olduklarına, Apo mektup yazdı ülke bölünüyor vs. dediklerini? Spekülasyona başvurduklarını? NOT: İttihat ve Terakki'yi MASON localarında dünyaya getiren Emanuel Karasu'nun Lozan'da ne yaptığını bilmeden, görevini anlamadan, 6-7 Eylül olaylarının Kıbrıs'ta İngilizler'e ne kazandırdığını göremeyiz!
"Ne olmuştu? Uçaklarımız neden helikopteri vurmuştu? Bunun başka bir anlamı var mıydı? Mesaj kimeydi? Ankara ne söylüyordu?" Bir el ısrarla Türkiye'yi, Suriye bataklığına çekmek istiyordu! Sınırı geçen bombaların sayısı belli değildi! Tacizin ardı arkası kesilmiyordu! Tansiyon tavan yapmışken, 22 Haziran 2012 sabahı Malatya'dan kalkan Türk savaş uçağı Lazkiyeaçıklarında denize çakıldı! İki pilotumuzun şehit olduğu uçak, Suriye füzesiyle düşürülmüştü! Ankara'nın ne cevap vereceği merakla bekleniyordu! Brezilya'dan dönen Başbakan başkanlığında toplanan güvenlik zirvesinden net açıklama çıkmadı! Sadece uçağın düşürüldüğü bilgisi paylaşıldı! Türkiye kendisine yakışanı yapmış büyük devlet gibi davranmıştı! Konuşmak yerine icraat yapıyordu! Herkes düşen uçağı unutmuş, şehit pilotların acısı kalplere gömülmüşken, ANKARA sürpriz bir hamle ile misilleme yaptı! Misilleme Esad'ın can evindeydi! Şam'daki yönetiminin sağır odası olan Ulusal Güvenlik Kurulu toplantısının yapıldığı bina BOMBA ile sarsıldı! Patlayan bomba Savunma Bakanı Davud Racha, Esad'ın eniştesi ve Genelkurmay Başkan Yardımcısı Asıf Şevket ile General Hasan Türkmani'nin ölümüne yol açtı! Saldırıdan yaralı olarak kurtulduğu söylense de, Esad'ın kardeşi Mahir'in de hayatını kaybettiği bilgisi Ankara'ya geliyordu! Ankara bölgenin en güçlü devleti olarak soğukkanlı davranmış ve gereğini yapmıştı! Misillemenin yapıldığı tarih 18 Temmuz 2012'ydi! Şam patlama ile sarsılırken Erdoğan ziyaret için Moskova'daydı! Putin'le bir araya gelecekti! Uçak piste inmesine rağmen 45 dakika içeride beklemişti! Şam'daki patlama ajanslara düştükten sonra Kremlin'e doğru yola çıkmıştı! Ankara tek söz etmeden "Bölgede benden izinsiz kimse plan yapamaz" diyordu! Ama bunu duyması gerekenler dışında kimseler duymuyordu! Türkiye gereken cevabı fazlasıyla verdikten sonra, Suriye'de dram bitmedi! Katliam, kimyasal silahlarla sürdü! Dünya izledi, Esad da vahşeti sürdürdü! Ankara bir yandan Kuzey Irak petrol ve gazını Türkiye üzerinden geçirmeye çalışıyor, bir yandan da Esad ile uğraşıyordu! Dışarıdaki mücadele bir şey değildi! Asıl dert, Ankara'yı enerji oyununda devredışı bırakmak isteyen Maliki'ye CHP'nin verdiği destekti! Avrupa kasetle götürdüğü Baykal'dan sonra partiyi tekrar kendi çizgisine çekmeyi başarmıştı! Baykalsız CHP, Ankara ne yaparsa tersini yapıyordu! Ülkenin değil de dışarısının çıkarlarını korur gibiydi! En son durakları da Mursi'yi deviren Sisi'ydi! Açık ve net oynuyorlardı! Avrupalı güçlerin ve içerideki etkili ailelerin elleri partinin içindeydi! Kürt sorunu kesinlikle çözülmemeliydi! KORKU buydu! Bu korku Avrupa patentliydi! Her gün onlarca genç toprağa düşerken sesini çıkarmayanlar BARIŞgeliyor diye ne yapacaklarını şaşırıyordu! Neyse... Ankara, Kuzey Irak ve Kürt sorunu ile uğraşırken Esad bildiğini okumaya devam etti! Kimyasal silah kullanmasına rağmen, bütün anlaşmalar çöpe atıldı! Göz yumuldu! Esad'a bir "Bravo" demedikleri kaldı! En son G-20 toplantısında liderler bir araya geldi! Akşam yemeğinde herkes eteğindeki taşı döktü! Ama ortada sonuç yoktu! Toplantılar bitmiş herkes evine giderken Obama uçağın kapısından geri döndü! St. Petersburg heyecanla beklemeye koyuldu! Putin ile son kez görüşüp Esad ve Suriye olayını tatlıya bağladılar! İki lider anlaşınca, Dışişleri Bakanları Kerry ve Lavrov Cenevre'de bir araya gelip son noktayı koydu! Ama ortada Türkiye yoktu! Daha doğrusu iki ülke karar alıp sonucu Ankara'ya iletti! Bir de üstüne Dışişleri Bakanı Davutoğlu"Bilgi verilmek" için Paris'e davet edildi! O toplantı dündü! Erdoğan'ın Putin'e gidişinde yaşanan sürprizin bir benzeri dün sınırda yaşandı! Bu kez havaya uçan Ulusal Güvenlik Merkezi değil, bir helikopterdi! Rus yapımı Suriye helikopteri, Malatya'dan havalanan savaş uçaklarımız tarafından vuruldu! Pilotlar işini bitirip, o muhteşem Suriye hava savunma sistemine rağmen üslerine sağsalim döndü! Topraklarında 350 bin Suriyeli barındıran Ankara yine konuşmuştu! "BİZ OLMADAN KİMSE KARAR ALAMAZ"demişti! Bunu da şehit düşen pilotların arkadaşları tarafından dillendirmişti! Ankara en etkili biçimde konuşuyordu! Herkes mesajı alıyordu! Şam'a gitmek için Türk askerine 15 dakika yeterdi! Buna rağmen aylardır Ankara'nın susmasını belli ki birileri yanlış anlamıştı! Dün o yanlış anlama düzeltildi! Bir mesaj da PKK'nın çekilmesini durdurmaya çalışan güçlereydi! Yıllarca PKK'yı kovalayan güçler aynı zamanda yüzünü Şam'a çeviren birliklerdi! Birileri PKK ile dikkatimizi tekrar içeri çekmeye çalıştı! Askerin motivasyonunu bozmaya kalkıştı! Malatya'dan havalanan Şahinler onlara da cevap verdi: Size de yeteriz! Galiba Ankara artık onların anladığı dilden konuşacak! Kimse merak etmesin Türkiye'nin istemediği hiçbir şey olmaz! Olsa da hayata geçmez! Bunu en iyi Esad biliyor! Diğerleri mi? 911 km'lik sınırda onlara yetecek kadar ders var!
Son olayların ne sebeple oldugunu az çok anladınız, illa ki güncel olaya dair detay isteyenler varsa biraz daha bekleyecekler.
Aklın kabul etmediğini gözler göremez.
Kürtaj'a neden karşıyız?
Kurtuluş savaşında en az Mustafa Kemal kadar hizmet etmiş ki Mustafa Kemal kendisi soyluyor bunu, orduyu yeniden kurmuş ve askeri dehası ile destanlar yazmış olan Mareşal Fevzi Çakmak. Kütahya intiharından sonra İnönü parçalamak isteyen meclisin elinden almış, Atatürkün resmen koydugu İnönüyü Cumhurbaşkanı seçtirmiş olan Fevzi Çakmak tek parti chp den az çekmemiştir. Dünya devi İtilaf devletlerini dize getirmiş fakat chp ile baş edememiştir, Refah olayında oldugu gibi. Bu kitabı okumanız cok faydalı olacaktır lakin bulabileceğinizi sanmıyorum. Yinede sayfaları gezmenizi tavsiye ederim.Ezberinizi bozacak derin bilgiler mevcut. 1976 basımı, 1. Ağızdan bilgiler mevcut.
ATATÜRK'ÜN NUTKU ORJİNAL DEĞİLDİR
Orijinal Nutuk ile bugün elimizde bulunan ‘’ Nutuklar ‘’ arasında korkunç farklar vardır ve bunların bir kısmı da metni çarpıma boyutuna varacak kadar vahim hatalardır.
Doğu Perinçek ve ekibinin hazırladığı Atatürk’ün Bütün Eserleri de ne yazık ki gereken özenden mahrum bir şekilde çıkmaktadır. Mesela Mustafa Kemal’in 22 Mayıs 1912’de Derne’den Kerim bey’e yazdığı ve gözlerinin rahatsızlığından söz ettiği mektup da ki hataladan bir kaçını görelim; Ve tek bir mektup metninde bu hatalar oluyorsa diğerlerinin durumunu tahmin etmeye çalışalım; 1. ‘’Muazzez’’ kelimesi ‘’ Aziz ‘’ okunmuş.
2. ‘’ Bu güzel ve vefakar arkadaşlarla’’ ifadesi ‘’ Bu fedakar ve vefakar arkadaşlarla’’ olmuş.
3. ‘’EnverBey’in ‘’ ‘’Bey ‘’ i nedense atılmış. 4. Hoybu adlı yer ismi Cabu diye okunmuş. 5. En önemlisi de ‘’ Bu mektubun size ulaşacağından emin olmadığım için ‘’ ifadesi ‘’ Size ulaşacağından emin olduğum için’’ yapılarak anlamının tamamen tersine çevrilmesidir. 6. Bir de Mustafa Kemal’in metnin sonuna ilave ettiği yedi satırlık özel not, nedense bütün eserleri denilen külliyata alınmamıştır. Gördüğünüz gibi iki sayfalık bir metindeki pek çok hatadan seçtiğimiz bu örnekler aslında Atatürk’ü kullanmak isteyenlerin samimiyet ve ciddiyetini gözler önüne serecek niteliktedir ve vahim yanlışlıklardır. Daha orijinal metinler üzerinde yapılan mıncıklamalara giremedik bile. En basiti, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği de yapmış olan Yusuf Hikmet Bayur’un Belleten’de ( Sayı 93 Ocak 1960 ) Atatürk’ün bir mektubunu yayınlarken orijinal belgenin bazı kısımlarını çıkartmasıdır. Tabi Afet İnan’ın ‘’Karlsbad Defterlerini’’ yayınlarken aynı makaslama işlemini yaptığınıda unutmayalım. Sakıncalı gördüğü yerleri çıkarmıştır metninden.
31 Mart Vakası'nın Derin Yüzü
"Hakim Bey, Allah bizi affetsin, günahımız çok büyüktür. 31 Mart uydurma ihtilâli hazırlandığı zaman ben Talât Bey'e bundan kaçınılması lâzım geldiğini söyledim. Beyhude yere kardeş kanı dökülmesinin ne büyük cinayet olduğunu anlattım. Aldığım cevap şu oldu: Ne yapalım Rıza Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin paraya ihtiyacı var. Bu ihtiyacı ancak Yıldız Sarayı'nın zenginliği ve oradaki hazine karşılayabilir." Meşrutiyet'in ilanında olsun, 31 Mart ayaklanmasında olsun ön saflarda mücadele veren Filozof Rıza Tevfik, yalnız yazdığı o 'tehlikeli' şiirle II. Abdülhamid'in manevî şahsiyetinden özür dilemekle yetinmeyecek, aynı zamanda bazı kişilere nedametini böyle dile getirecekti. Miladi takvimle 13 Nisan'a tekabül eden 31 Mart 1325 (1909) kanlı ayaklanması, bir dizi zincirleme reaksiyonla II. Abdülhamid'in tahttan indirilip sürgüne gönderilmesine varan olayları tetiklemiş, yakın tarihimizde neredeyse 20 yıl süren artçı sarsıntılara sebep olmuştu. Bu sarsıntılar bittiğinde yaklaşık 4 milyon kilometrekare büyüklüğündeki bir imparatorluğun çöktüğüne ve Anadolu'ya büzülerek canını kurtarabildiğine şahit olunacaktı. Dolayısıyla sonuçları itibarıyla aradan yüz yıl geçmesine rağmen üzerimizdeki etkisi hâlâ devam eden 'derin' bir olay karşısındayız. 31 Mart'ın 100. yıldönümünde Mustafa Turan adlı muzikacı subayın anlattıklarından takip edelim ibretlik olayları. Okuyunca yüz yıldan beri ne kadar az şeyin değiştiğini göreceksiniz. 12 Mart 1909 günü cuma selamlığından dönen askerler Taşkışla'daki koğuşlarında sarıklı, sakallı birtakım hocaların erata vaaz vermekte olduklarını görürler. Bunların ne aradıklarını sorduklarında Hassa Ordusu Kumandanlığı'nın emriyle geldikleri söylenir. Oysa sorumlu komutanların bu emirden haberleri yoktur. Derken 31 Mart günü gelir. Bir paşa çıkar askerin karşısına, kendilerine padişahın fermanı gereği bundan sonra siperlikli şapka giyileceğini söyler. Aslında paşa da, yanındaki subaylar da sahte üniformalar giydirilmiş İttihat ve Terakki yöneticileridir. Bahaaddin Şakir, Mithat Şükrü (Bleda) ve Ömer Naci beylerdir bunlar. Bir yandan dinî telkinle şişirilen askere, 'gavur işi' şapka giydirmek; senaryo askeri sokağa dökmek üzerine kuruludur. Artık asker kabına sığmaz haldedir. Nitekim Mustafa Turan'ın da içinde yer aldığı 7. Alay bandosu "Ey gaziler, yol göründü yine garip serime" marşını çalarak Dolmabahçe yolundan Meclis'in bulunduğu Ayasofya'ya doğru yürüyüşe geçer. Araya karışan tahrikçiler tabancalarını çıkarıp havaya ateş etmeye başlarlar. Askerlere "Ne duruyorsunuz, sizler de ateş etsenize!" diye bağırırlar. Mavzerler havaya dikilir, ateş başlar, isyanın fitili tutuşmuştur.
İnsan seli Galata Köprüsü'nü kaplar önce, sonra Ayasofya'ya kadar uzanır. Beyaz sarıklı softalar askerin yolunu keserek "Müslümanlık elden gidiyor, şapka giydireceklermiş, Şeriat isteriz" şeklinde bağrışırlar. Bu arada Meclis civarında silahlar patlar. Hüseyin Cahit (Yalçın) zannettikleri Şekip Arslan adlı Lazkiye milletvekili yanlışlıkla öldürülür. İsyancıları yatıştırmak isteyen Adalet Bakanı Nazım Paşa pencereden nasihat vermek isterken vurulur. Yine yanlışlıkla: Vuranlar onu Meclis Başkanı Ahmet Rıza zannetmişlerdir! Fırsatçılar ise "Şûra-yı Ümmet" ve "Tanin" gazetelerinin matbaalarını tahrip ederler. Deniz kuvvetleri de karışmıştır. Ali Kabuli Bey adlı Asar-ı Tevfik zırhlısı süvarisi sarayı bombalayacağı gerekçesiyle yaka paça Yıldız Sarayı'na getirilip Abdülhamid'in karşısına çıkarılır. O da Mabeyn penceresinden Bahriye Nezareti'ne götürülüp sorgulanmasını ister ve içeri girer. Bu sırada Ali Kabuli linç edilir. 31 Mart senaryosu başarıyla yürürlüğe konulmuş, başkent İstanbul tam anlamıyla kaosun içine yuvarlanmıştır. 23 Nisan günü Abdülhamid son cuma selamlığına çıkmadan önce subayları huzuruna davet eder. Onlara son bir konuşma yapar. Hareket ordusunun İstanbul'a girmek üzere olduğunu, kesinlikle çatışmaya girilmemesini tembihler ve şöyle devam eder: "31 Mart günü okunan ferman benim değildir, bu hadise bazı düşmanlar tarafından tertiplenmiştir. Sizleri aldatmışlar, kötü emelleri için teşvik ve tahrik etmişler. Asker evlatlarım bunlara kesinlikle inanmasınlar. Kışlalarında sakin olsunlar, silah kullanmasınlar..." O gün Abdülhamid 33 yıl sonra en sessiz cuma selamlığına çıkar. Askere resmi geçit yaptırmaz. Sessiz sedasız namazını kılar ve saraya döner.
Kışlaya döndüklerinde bir sürpriz karşılar askerleri. Avcı taburu subayları sırra kadem basmışlardır. Bir tek Albay İsmail Hakkı kalmıştır başlarında; o da askere sıkı sıkıya tembihler tahrike kapılmamalarını. Ancak 23 Nisan gecesi avcılar gizlice cephaneliğin kilitlerini kırarak silahları koğuşlarına taşırlar. Ertesi gün Hareket Ordusu şehre girmiş ve elinde cephane bulunan Avcı Taburları ile kıyasıya bir çarpışma başlamıştır. Taşkışla topa tutulmuş, kimi katları yıkılmıştır. Binbaşı Enver Paşa görünür kapıda. Yanında Bulgar eşkıyası Sandinski vardır. Albay İsmail Hakkı, astı olan Enver Bey tarafından Bulgar eşkıyaları huzurunda tokatlanır. Albay da yüzüne tükürür Enver'in. Düşmanların yanında bir Türk askerine yaptığı bu hakareti "Seni utanmaz alçak" diye iade eder. Tabii sonu kurşuna dizilerek katledilmek olur bu şerefli askerin. Ardından Sandinski'ye döner Enver ve 'Hak etmedi mi?' diye sorar. Ardından suçlu olduğuna kanaat getirdiği askerleri teker teker süngületerek öldürtür. Ardından Yıldız Sarayı yağması başlar. Yine de cemiyeti rahata erdirecek hazineyi bulamamışlardır. Haremağası Cevher Ağa yerini bir türlü söylemez gizli hazinenin. İşkencelere rağmen konuşmaz. Sonunda darağacını boylar. İkinci Musahip Nadir Ağa hazinenin yerini söylemek zorunda kalır. Sonrasını biliyorsunuz zaten. Abdülhamid'siz yüz yıl... Ancak biri iki kısık sesli hatıra takılır hafızamıza. Abdülhamid'in gizli hazinesi diye bulduklarının bir kısmı, belki 30 yıldır dokunulmamış, dokunulmadığı demir raflara değen kısımlarının pas tutmasından anlaşılan atlas altın keseleridir. Sultan 93 Harbi'nde parasızlığın devletin elini ayağını nasıl bukağıladığını bizzat yaşadığı için ilk fırsatta yer altında gizli bir kasa yaptırıp ileride bir savaşta lazım olur diye altınları depolatmış ve en sıkışık zamanlarda dahi kullanılmasına müsaade etmemişti. Bir de Ümraniye'de bir cami vardır, geçerken bakın, üstünde Abdülhamid'in tuğrasını göreceksinizdir. Halen 5 vakit ezan okunan bu cami kimin midir? İttihatçıların astıklarıHabeşistanlı Cevher Ağa'nın. Oysa Enver'inden Talat'ına kadar İttihatçıların 'Panteonu' olarak tasarlanan Şişli'deki Hürriyet-i Ebediye tepesinin, hava iyiyse pazar günleri mangalcılar dışında uğrayanı yok gibidir. Hem bu tepenin yanı başına dev bir Adalet Sarayı inşa edilmekte oluşunda bir ima arayalım mı? Yargılama yeniden mi başlayacaktır yoksa?