Anne Ve Baba'nın Evlatlar Üzerindeki Etkisi ile Cemiyetin Çocuklar Üzerindeki Etkisi...
Şimdi burada başka bir konu işleyeceğiz. Amma bu konu kitabımızın mevzuları ile pek yakından ilgilidir. Bu bakımdan bu konuları işlemeden geçemeyeceğim.
Şimdi soralım : Çocuklar üzerinde, cemiyet mi, yoksa ana ve baba mı daha etkilidir? Yani çocuklar üzerinde hangisinin daha fazla etkisi vardır? Hangisinin faaliyetleri ile çocuklar daha çabuk etkilenirler?
Şimdi burada bu sorulan cevaplandırdıktan sonra, evlatlar üzerinde ana-babanın etkisini fazlalaştıracak bazı çareler göstereceğiz. Bu çarelere uyulduğu takdirde ana-baba, o cemiyete hayırlı bir evlat yetiştirmiş ve millete yararlı bir unsur kazandırmış olacaktır..
Tanınmış sosyologlara göre, çocuklar r üzerinde cemiyetin etkisi yüzde seksendir. Anne ve babanın etkisi ise sadece yüzde yirmidir.
Yüzde seksenin karşısında yüzde yirmi ne yapabilir? Tabii ki tutunamaz, eriyip gider. Çocuklar üzerinde olumlu hiç bir tesir icra edemez. Demek ki masum çocukları yozlaşmış eden, ahlakı çöküntüye maruz bırakan tefessüh etmiş cemiyetlerdir.
Bir cemiyet düşünün ki: İçin de su gibi içki içilir… Sabah akşam kumar oynanır. Her yanını alabildiğine zina, fuhuş, hayâsızlık sarar. Tefecilik alıp başını yürür… Rüşvet, irtikap ve ihtikâr had safhaya ulaşır. Fertleri arasında hüsümet , fitne ve fesat yayılır. Kadınlar açılıp saçılır. Birbirlerine ne mahrem olan erkek ve kadınların, yekdiğerleri ile ilişkileri sanki normal imiş gibi artar.
Kadınlar, yabancı erkeklerle dolaşmak, konuşmak, eğlenmekte hiç bir sakınca duymazlar. Buna karşılık, erkekler, yabancı kadınlarla yemek yerler, gezerler ve tozarlar. Millî değerler arkaya itilir. Buna karşılık her günü biraz daha yabancı gelenekler ithal edilir. O toplumda milli örfler ve töreler hiçe sayılır. Yabancı adetlere ise o toplumun fertleri dört elle sarılır.
Mazisi ile bütün alakasını ve bağlarını koparır. Şanlı tarihinden, bir zamanlar dünyanın dört bir yanını etkiliyen kültüründen, yine dış mihrakların tesiri ile kopartılıp atılır. Kendi milletinin töre ve inançları yerine, yabancı fikir ve ideolojiler zihinlere zerk edilir, cemiyetin fertleri ona göre şartlandırılır.
Ahlakî mefhumlar, mukaddes değerler zaman aşımına uğratılmak istenir.
Allah duygusu beyinlerden”, gönüllerden silmek gaye edilir. Peygamberden hiç ama hiç bahs edilmez. Kur’andan söz etmek gericilik sayılır. Hele kurân ayetlerini okumak veya dinlemek sert ve hor bakışlara yol açar.
Şer bütün şiddeti ile etrafa terör saçar. Anarşi hükümran olur . Adam kaçırma, soygunculuk, insan dolandırma olayları artık umurî adiyeden sayılır..
Hırsızlık, yalancılık toplumda geçerli hale gelir. Genç kızlar iğfal edilir kimsenin kılı kıpırdamaz. Delikanlılar aldatılır, fuhuş, kumar ve içkiye sevk hatta teşvik edilir, kimse aldırmaz. Namus, iffet ve ismet mefhumları rafa kaldırılır.
Kadınlar birer meta halinde İstismar edilir, reklam vasıtası yapılır..
Rezalet ve hayasızlık diz boyuna çıkar. Ar ve hicap perdesi yırtılır. Büyüğe saygı küçüğe sevgi kalmaz. Herkes giderek saygınlığını yitirir. Eski değerlerini gün Begüm bitirir. Böylesine yozlaşmış olmuş bir cemiyetten, söyleyin insanlığa ne hayır gelir? İşte biz, böylesine tefessüh etmiş bir cemiyete kokuşmuş nazarı ile bakana.
Böylesine tefessüh etmiş bir cemiyette, gözünü dünyaya açan yavrunun hali ne olur? O yavru nasıl yetişir artık siz düşünün! Yüzde seksen etkisi ile bir ahtapot gibi kollarını arasına alıp sımsıkı sıktığı, kıskıvrak bağladığı yavrunun hali nice olur, dikkatle bir kafa yorun!..
Çıktığı sokakta aradığını bulamayan, gittiği okulda istediği gibi serbestçe okuyamıyan, heran Ölüm tehlikesi ile burun buruna olan, binbir güçlükle kazandığı üniversitede dilediği gibi yüksek öğrenimini wjm yapamıyan, çalıştığı fabrika veya herhangi bir iş yerinde namaz kılmağa zaman ve zemin bulamayan, seyrettiği televizyon’da, dinlediği radyomda sevdiği bir programdan mahrum yetişen, sokakta her adım başı hayâsız çocuklarla kakışıp itişen çocuklar ne yapsın?
Bu çocuklar ibetteki ruhen ve bedenen çökmeğe mahkümdürler. İster istemez kötüye, fenaya sürüklenip gidecekler.. Daha genç yaşta ümitleri heba olup sönecek. Böylesine tefessüh etmiş bir cemiyette yetişen gençlerin ruh ve beden yapılan elbetteki zayıf olur. Bozuk cemiyet her zaman onu etkisi altında tutmaktadır. Az önce arz ettiğimiz gibi yüzde sekseni aşan tesiri ile adeta onu zayıflatmakta; ailesinden aldığı yarım yamalak terbiyesini sıfıra indirmede, babadan Öğrendiklerini, dededen gördüklerini, anneden duyduklarını nineden dinlediklerini biranda silip süpürmektedir.
Evet büyüklerinden dinleyip öğrendiklerini bir hamlede yalana çıkarmakta, yaşlı dede ve ninelerden dinlediklerini de bir atılımda beyninden söküp çıkarmaktadır. zavallı yavruyu istediği gibi, istediği yöne yönelmektedir. İstediği ah istediği yere çevirmekte, mayer yalizmin zaihiren cazip fakat aslında yalana ve aldatıcı vaadi an ile onu oyalamaktadır. Böylece zaten yüzde yirmi gibi cüzi bir etkiye sahib olan ana-babanın evde sarf ettiği bütün çalışmalar ve gayretler boşa gitmektedir.
Ailesi ile cemiyet arasında çelişki gören, hatta ailesinin fertleri arasında bile tezat bulunduğunu fark eden yavrular ne yapacaklarım bilememekte, hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu kestirememektedirler. Böylece aile ile toplum arasında şaşırıp kalmaktadırlar. Ne oluyorsa o yavrulara oluyor. Ne geliyorsa onların başlarına geliyor. Ne çekiyorlarsa onlar çekiyorlar.
Çünkü dışarıda ki insanlar başka.. Evdekiler başka… Hepsinin düşünce tarzları, dünya görüşleri ayrı ve taban tabana zıt… Ruh ve kafa yapılan da başka. Böylesine ayrı düşünce ve davranışlar karşısında kalan çocuklar, ister istemez toplumun yüzde seksen tesirine kapılıyorlar.
Toplumun o yakıcı ve kavurucu ceryanına kapılan, gayr-i ahlakî sellerin suyuna kapılıp giden ve nerede duracağı belli olmayan genç, evdeki anasını dinler mi hiç? Evdeki babasının sözüne kulak asar mı hiç? Bu genç, tabii ki sokakta öğrendiği o ahlak dışı davranışlarını, o edeb dışı çirkin söz ve küfürlerini evdede kullanacakdır.
Uğrunda saçını süpürge eden, yemeyip yediren, giymeyip giydiren, uyumayıp uyutan annesine. “Lan!” diye hitab edecektir. O elden ayaktan kesilen yaşlı babasma da. “Haydi lan, moruk oradan!” diye bağıracaktır. Hem de hiç çekinmeden, korkmadan ve hatta en ufak bir utanç duymadan…
Evet böylesine bozulup dejenere olmuş o evlat o muhterem pederine:
“Haydi oradan yobaz! Gerici! örümcekli, paslı kafalı!” diye haykıracaktır! Çünkü içinde gezip tozduğu toplum ona bunu vermiştir, bunu öğretmiştir. Sokaktaki gençlerden, okul arkadaşlarından bunu duymuş ve bunu öğrenmiştir. Uygulamasını da kendilerini çok seven ve üzerlerine titreyen ebeveynine karşı yapmaktadır. Bu vaziyet karşısında, evlad lan üzerinde ancak yüzde yirmi gibi cüzi bir tesire sahip olan ana ve babanın kolu kanadı kırılmaktadır. Ağzi kapanmakta, dili de konuşamamaktadır. Sinmektedir. Daha doğrusu kaba ve terbiyesiz evlatları tarafından o masum anne ve baba sindirilmektedir.
Onlar : “Oğlum, Yavrum, Yapma evladım! Etme ;ocuğum. Ciğer parem!” gibi müşfik ve son derece münis ifadelerle hitab ettikçe, o ipe sapa gelmez evlat daha da şımarmakta ve daha da azmaktadır.
Bazı istisnalar vardır: Meselâ tanınmış o sosyalog’ların bu fikrini bozan, sıfıra indiren gayet cesur, azimli ve gayretli ana-baba’ya da rastlıyoruz. Amma sayıları parmakla gösterilecek kadar azdır.
Bu millet isterse böyle azimli, cesur anne ve babanın sayısınıı çoğaltabilir. Yüzde yirmi bir etkiye sahip olan ana ve babanın bu etkisini yüzde yüze çıkartabilir. Kahraman bir milletin evlatları olan ana-baba bir anda kahraman olabilir.
Evlatları üzerindeki etkilerini ve yetkilerini artırabilirler. Yeter ki biraz gayret etsinler.. Biraz sabır ve metanet göstersinler. Biraz titiz dikkatli davransınlar. Biraz temkinli ve tedbirli olsunlar. islamın onlara emrettiği ilgiyi biraz olsun göstersinler. Yeter ki biraz uyanık ve bilgili olsunlar. Yeter ki çocuk terbiye etmek, güzel yetiştirmek alanında kendilerini biraz yetiştirmiş olsunlar.
Yapamıyacakları bir şey olmaz. Kendilerinden kopmaya yüz tutan ciğer parelerini yine kendilerine gösterecekleri gayret ve çabaları ile bağlayabilirler. Kendilerinden nefret eden çocuklarına yine kendilerini sevdirebilirler. Sözlerini onlara geçirtebilirler. Verecekleri öğütleri de onlara rahatlıkla dinletebilirler.
Nasıl olduğunu inşallah gelecek sahifelerimizde gayet mufassal bir şekilde izah edeceğiz. Şurası bir gerçektir ki, her şeyin çaresi, her hastalığın ilacı bulunduğu gibi, bu hastalığın da çaresi ve ilacı bulunmaktadır. Biz bu çareleri bir bir anlatıp sizleri mümkün mertebe aydınlatmaya çalışacağız inşallah..
Bu çareleri okuduktan sonra eğer evlatlarınız üzerine uygularsanız muhakkak başaracaksınız. Kendiniz okuyup öğrendikten sonra, kardeşlerinize. arkadaşlarınıza, konşu ve akrabalarınız hatta bütün din kardeşlerinize fırsat buldukça öğretmeniz başlıca vazifeniz olmalıdır. Çünkü dava hepimizin davasıdır. Hizmet etme görevi sadece bizim değildir. Siz de ve bütün din kardeşlerim de aynı görevle yükümlüdür.
Sizlere ilerki sahifelerde göstereceğim çareler, emr-i bil-maruf ve nehyi anil munker (iyiyi emredip kötüden nehy etmek) müessesesine girer ki, bununla mükellef olmayan, tek bir mümin yoktur. Her şeyde olduğu gibi, Allah bu hususta da bizlerle beraber olsun ve yardım ile imdadımıza yetişsin.