Dördüncü Duvar
Nefes nefese kaldığın yerde, ellerin dizlerinde soluklanırken arkana bakacaksın. Ben hep birkaç adım gerinde, bakışlarım sende, aklım kurak tepenin arkasında batmakta olan güneşte.
Esen rüzgar rahatlatacak seni. Keşke daha önce bilseydim, diyeceksin. Keşke daha önce bilseydik.
İki şehrin sınırı gibi geçemediğim eşikler. Yerleşim yerinden uzak, uzak oldukları için çorak, görünüşte aynı ama sadece görünüşte aynı. O sınırın varlığıydı bizi boğan.
Hafiften serin bir meltem gezinecek kurak çalıların arasında. Etrafımızda altından bir su birikintisinin hoşnutsuz, narin suları gibi dalgalanacaklar. Sen mi beni bekliyorsun, ben mi sana geliyorum, bilemeyeceğiz.
İzleyiciye göre değişen fizik kuramları gibi yaşadık aslında. Kütlesel çekim, yer çekimi, görelilik. Akşam ondan sonra seni aramamamı istemiştin. Akşam on geç miydi, erken mi, hiç anlamadım. Keşke daha önce anlayabilseydim, dedim dün. Keşke daha önce anlayabilseydik. Ne kadar yorgun bir yazdı, öylece ve uğraşmadığımız. İnsan ne zaman büyür mesela?
Arkana baktığında gülümsemek isteyeceksin, ve belki biraz çekingen ama zamanının geldiğinin farkında gülümseyeceksin. Gülümseyerek karşılık vereceğim sadece. Güneş batmak üzere.
















