Dönmeyeceksiniz geriye ne sesiniz gelecek en derinlerden ne düşünüz tek hatıranız resimlerden kalma suretleriniz olacak bize... Çok acı çok zor. Cennetin güzel kokusu ruhunuza sinsin meleklerim🌾
cherry valley forever

Discoholic 🪩
d e v o n
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

bliss lane
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Lint Roller? I Barely Know Her
Sade Olutola
Game of Thrones Daily
ojovivo
🪼
No title available

EXPECTATIONS
Monterey Bay Aquarium

if i look back, i am lost
taylor price
No title available
One Nice Bug Per Day
★

No title available

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Algeria

seen from United States

seen from Italy

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Venezuela
seen from United States
seen from Venezuela

seen from United States
seen from Mexico
seen from United States
@uzaydakicaticornn
Dönmeyeceksiniz geriye ne sesiniz gelecek en derinlerden ne düşünüz tek hatıranız resimlerden kalma suretleriniz olacak bize... Çok acı çok zor. Cennetin güzel kokusu ruhunuza sinsin meleklerim🌾
Anneler günüymüş televizyonda maksat satışları olsun diye reklam amaclı veriyorlar peki size ne oluyor gidip annenizin anneler gününü kendi aranızda kutlayamıyor musunuz bu kadar düşüncesiz olmanın amacını anlamış değilim asla da anlamayacam anlamakta istemiyorum birbirinizin gözüne sokmayı kesin annesiz olan insanlarda var biraz vicdan.
İnsan üzgündür, insanlar bilmez.
Uzaydakicaticornn
🌙
Yıldız tilbe'nin "Çok sevmeme rağmen terkettim" dediği yerdeyim terk etmeden kendi icimde bitirmenin acısıyla bir başımayım sessiz sedasız..
Bitmişse bitmiştir, ölünün kalbi zaten atmaz.
Labirent gibi bir yolun sonundasın ne sana varabiliyorum, ne geri dönebiliyorum..🌾
Şehrime kurduğun lunapark'ı yıkıp gidemezsin🎡
Hikâyeye göre günün birinde Franz Kafka, olağan yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.
Kafka bebeği onun yerine aramayı önermiş ve ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler. Bebeği bulamaması üzerine Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış ve buluştuklarında kendisine okumuş:
“Lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” Bu birçok mektubun ilkiymiş. Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş.
Derken gün gelmiş, görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: “yolculuğum beni çok değiştirdi.”
Uzun yıllar sonra, artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız, gözü gibi baktığı bebeğinin, gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulur. Kısaca şöyle yazmaktadır: “Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek.”
Gece tadında enfes bir hikaye…
Sabaha büssürü günaydın mesajı istiyor şarkı kitap önerileri istiyorum sakladığınız bir sır ne olursa anonim dolsun istiyorum bi mesaj atarsınız artık 😘😘
Tanışmak, konuşmak, soru sormak, dizi, film, kitap tavsiye etmek için ileti atın.
Bekliyorum 🙋
Dua ederken, ağlarken, öperken,dilek tutarken neden gözlerimizi kapatırız? Çünkü en güzel şeyler gözle görülen değil, kalpten hissedilendir.
O kadar canım yanmış ki, artık ağaçların yapraklarının dökülmesine dahi dayanamıyorum
Babanın öldüğünü cenazesini görünce, onu mezarına gömünce anlamıyorsun. Seni sonraki günlerde sofraya onun için koyduğun bir tabak, elinin rehbere gittiği adı, zoruna giden olaylarda, babama anlatacağım… En neşeli halinden bir saniye sonra yaşadığın buz gibilik - seni sonraki günlerde acaba bu çalışıyor mu babama soralım’ın ve herkesin sana o bakışı yıkacak. O tabağı o rafa kaldırmadın, bozuk eşyanın çalışıp çalışmadığını umursamadan yenisini aldın. ağlayamadın. anladın. Baban bir kez değil, senin yaşamının sonuna dek defalarca ölecek. anladın.
Yanımdan Geçip Öyle Gitme… Nasıl anlatsam, nereden başlasam yazmaya bilemiyorum ama artık bir yerden başlamam gerektiğini biliyorum, içimde kalanlar, gözümden dökülenler, beynimi yiyen sorular… Yıllar önce ben çok mutluydum, hiçbir hüznüm yoktu. Acım yoktu. Kaybım yoktu. Ta ki ölümle tanışana kadar. Beni yıllarca koruyup kollayan, bir an olsun sevgisini eksik etmeyen insan artık yoktu… Ben en kıymetlimi kaybetmiştim artık ve yalnızlık bulutu çökmüştü tepeme hemen peşinden kara günler geldi, ışığa hasret kaldım… Yıllar geçti, bir gün bir kızla tanıştım. O güne kadar boş boş atan kalbim birden hızlı hızlı atmaya bir amaç uğruna atmaya başladı, korktum sonra… Bu kadar şey, bu kadar benzerlik, bu sevgi… Korkum beni hataya sürükledi, ömrüm boyunca sırtımda taşıyacağım acı bir iz olacak olan hataya… Beni seven kadını kendi ellerimle öldürmüştüm… Ama o yine de benimle olmayı, benim yanımda olmayı seçti aslında bizim hikayemiz tamda orada başladı, nerede ve ne zaman sona ereceği bilinmeyen hikayemiz… Bana bakışları, dokunuşları, sesi, sevgisi her şey ama her şey sanki abimin ki gibiydi tıpkı onun gibi korudu beni, onun gibi hatta daha fazla sevdi, hep yanında oldum ve hep yanımda oldu… Ruhum dedim ben ona, eşim dedim, evim dedim… Onun varlığı bana tanrının bir lütufuydu, abimi aldıktan sonra bana meleklerinden birini yollamıştı. Beni toparlaması, ayağa kaldırması, tekrar yaşamayı sevmem için göndermişti bana… O bana geldiğinde ben en dipteydim, beni kör kuyulardan çıkardı, gölgelerin içinden kurtardı, oturdu yanıma bir bir kanayan yaralarımı temizlemek için uğraştı, elini dokunduğu yer hemen kabuk bağlayıp iyileşiyordu…. Sonra gözlerime geldi sıra, gözlerimdeki hiçliği sildi önce kendi parıltısını yerleştirdi, sonra yanaklarımı ıslatan damlaları sildi, ne zaman çığlık atacak olsam, ne zaman hıçkırıklara boğulacak olsam beni omzuna yatırdı, benimle birlikte çığlık attı, benimle birlikte hıçkırıklara boğuldu… Bana tekrar yaşamayı öğretti, büyümenin nasıl bir şey olduğunu, sevginin ne olduğunu hatırlattı. Öyle bir duruma gelmiştik ki onun tırnağı kırılsa benim canım yanıyordu… Sahi tanrı bizi bir mi yarattı? Benim ruhuma senden bir parça, senin ruhuna benden bir parça mı koydu? Hastalandığında, üzüldüğünde, en ufak bir şeyde hep yanında oldum çünkü o benim yanımda olmuştu… Bu bir zorunluluk değil aslında bu aşk ile yapılan bir şey, onun yüzünü güldürmek için elinden geleni yaparsın, azıcık bir tebessüm ettiğinde dünyalar senin olur ya öyle mutlu oluyordum o gülümsedikçe bu yüzden de o iyi olsun diye varımı yoğumu ortaya koymaktan hiçbir zaman çekinmedim… O acı çektiğinde, çektiği acıyı en derinlerimde hissederdim hemen gözlerim dolar, ona bir şey olacak, kaybedeceğim diye tirtir titrerdim… Nasıl korkmayayım yıllar sonra yüzümü güldüren kadınımın canı yanıyor nasıl korkmayayım? Nasıl benim canım yanmasın? Huzurlu uyumanın ne demek olduğunu o hayatıma girdiğinde öğrendim ben, onunla gözlerimi açtığım her sabah güzeldi benim için ve onunla uykuya daldığım her gece huzurluydu benim için… Gülmeyi ondan öğrendim ben, kahkaha atmayı… Bana bazen öyle bir bakıyordu taaa derinlerime işlerdi o bakışlar, gözleriyle gülümserdi bana ve gözleriyle konuşmayı severdi… Hep beni çok sevdiğini gözleriyle söyledi mesela… Soruların cevabını gözlerimde aradı mesela… Gözleri dolduğunda hep kaçırdı gözlerini hiç bakmadı gözlerime… Elleri… O narin pamuksu elleri… Yüzümü avuçlarının içine aldığında ne kadar çok mutlu olurdum ben, elleri saçlarımda dolaştığında, yüzümün her bir hücresini ezberler gibi dokunuşları, dokunurken gözlerini yüzümde gezdirmesi beni o kadar çok mutlu ediyordu ki… Sarılmaları vardı birde, böyle taa derinden en içeriden gelen sarılmaları… O bana sarıldığında ben kendimi güvende hissederdim, mutlu hissederdim, sanki hiçbir dünya yüküm yokmuş gibi hafif olurdum, resmen kollarında eriyip giderdim… Herkes gider bana bir tek o kalır derdim hep ve bütün hayatımı ona göre planlamıştım, ne bir başka arkadaşa, ne bir başka dosta, ne başka bir aileye… Hiç ama hiçbir şeye ihtiyacım yoktu o varken, çünkü o benim sadece sevgilim değildi, sadece ruhum, sadece eşim değildi, o benim ailem, o benim abim, o benim sırdaşım, o benim dostum, o benim gecem ve gündüzümdü… Her köşe başında, evimin her odasında, eşyalarımın hepsinde, vücudumun her yerinde ondan izler var, onun kokusu var, onun anısı var… Nasıl alışabilirim buna? Alışamam ki… Ben artık yarım bir insanım… Çünkü ben onunla bir bütündüm çünkü tanrı bizi bir yaratmıştı ayrı ayrı değil… Onunla olduğumda kendimi çok fazla güvende hissediyordum, tıpkı evim gibi… Herkes gitti, her şey gitti, yalnızlık kaldı bana… Payıma yarım yaşamak düştü… Nereye baksam, senle dolu… Parfümü sen almıştın hatırlıyor musun? Peki ya o parfümü alırken orada olan diyologu, nasıl mutlu olduğumuzu? Kitaplarımın çoğunu sen aldın bana, bilekliğim, yüzüğüm her şey ama her şeyimi sen aldın bana onlara her dokunduğumda o güne gidiyorum, o ana gidiyorum, doluyor gözlerim ama tutuyorum kendimi güçlü olmak zorundayım… Susuyorum, sustuklarım dökülüyor gözlerimden… Bunların hepsi bir yana da en kötüsü ne biliyor musun sevgilim artık kahvaltı masamda bir bardak çay olacak, akşam yemeğinde bir tane tabak olacak ve o buz gibi yatağa tek başıma gireceğim… En kötüsü bu… En kötüsü aslında her yerde senin eksikliğini hissedecek olmam… Sensizlik düşüncesinden korkarken, nasıl yaşarım bu gerçekle bilmiyorum… Ama biliyorum sen tamamen gitmedin benden… Biz vedalaşmadık ve ben seninle vedalaşmayacağım, çünkü inanıyorum bir gün… Bir gün yarım kalan hikayemizi tamamlamak için tekrar bir arada olacağız, o gün yine sımsıkı sarılacağız ve yine benim tek sığınağım sen olacaksın… Sen benden gitmezsin değil mi? Gitmezsin biliyorum… Gitmemelisin… Bir sürü hayalimiz var… Daha çatı katı olan bir evimiz olacak arka kapısının denize açıldığı, ormana yakın, penceresinden şehrin ışıklarının göründüğü evimiz olacak… Bizim tamamlanmamış hayallerimiz var sevgilim… “Yanımdan geçip öyle gitme, İnsanlar gitti, yıllar… Sen gitme!” Şu hayatta bana kalan, yüzümü güldüren, kalbimi aşkla kavuran bir tek sensin… Sen gitme… kotpilot.
Yıkılmak sadece binalara mahsus değildir. Bir insanın bir cümle ile yıkıldığını gördüm ben, defalarca.