Aynı şekilde zorunlu eğitim sistemi de, iyi yetiştirilmiş kafalar, yerine iyice doldurulmuş kafalar oluşturmaya çalışarak, ilgiyi ve öğrenme isteğini boğar. Yaratıcı kapasitenin geliştirilmesi ile öğrenmeyi birbirine karıştırır. Öğrenci, eğitimin bir sınıftan bir üst sınıfa geçmek, yetkinin diploma ile eş anlamlı, bilginin kendini kabul ettirebildiği oranda bir değeri olduğuna, dili kullanmayı bilmenin yeni bir şey söylemeye yaradığına inanır. Bu karşı verimlilik saptamaları aygıtın kendisinin gerekliliğini yadsımaz ama onun şu andaki verimliliğini irdeler. Gelişmenin bir aşamasından sonra aygıtın temel hedefinin tersine çalıştığını gösterir: hız yavaşlar, tıp hasta eder, eğitim aptallaştırır. Aynı şekilde polis özgürlükleri savunacak yerde tehdit eder, politikacı bir düşüncenin temsilcisi olacağına onun sahibi olur...s.41
Doğasından koparılan insan emeğini değersizleştirir: Zanaatkârın ve işçinin gururu olan iyi bir iş yapma aşkı bir sosyal statü kazanmak uğruna yok olur. "Nesnel görevlerin zorlamasıyla, çağdaş işçi, doğasına aykırı bir şekilde kendisini tekdüzeliğin çarkına bırakır. Zamansız ve yersiz olduğu, örgütlenme normlarına uymadığı suçlamasıyla karşılaşmaktan korkarak girişimde bulunmaktan çekinir. Her türlü kişisel girişimden kaçar ve ürkekleşir, uygunculuğa sığınır. Ne günlük iş düzeninin ne de varoluş nedeninin dışına çıkmaya cesaret eder. Artık neyin ilginç olduğunu bilmez, ne kendinin ne de hayatın tadına varır" (Bernard Vincent) s.53
...bu çağdaş doğa savunuculuğu, ekolojizm, aynı zamanda sanayi toplumunu da sorgular. Yaşadığı ortamın, 20. yüzyılın ikinci yarısının ayrılmaz bir parçasıdır. Her şeyden önce kendini ilerlemeci Batı gerekirciliğine karşı olmakla belirler. Gerici değil tepkiseldir. Dünyayı sadece kalabalıklar ve kitleler olarak gören anlayışa karşı, duyarlı ve tek, farklı ve değişken bireyin bakış açısını aktarır. Toplumun ve evriminin peşine körü körüne takılan bu dünyada, duyarlı ve tek, farklı ve değişken doğa adına konuşur.
Ekolojizm insanın derinliğine işlemek ister, ama bunu yaparken onun yaratıcı yeteneğini serbest bırakmayı, düşgücünün zincirlerinden boşanmışcasına kopup gitmesine olanak vermeyi bilir. Günlük hayatın gerçeklerine meydan okumak ister ama sosyal gerekircilikten kaçınmayı bilir, gerçeküstü bir mükemmelciliğin ve bu sevinci yaşamanın arayışı olduğunu duyurur.
Ayağı toprağa sağlam basan ama kafası bir karış havada bir yeniyetmedir ekolojizm; toy, küstah, zayıf ve özellikle duygulu. s.120
Simonnet, Dominique. 1990. Çevrecilik. (Çev. Mehmet Selami Şakiroğlu). İstanbul: İletişim Yayınları.