Bir fincan kahve, en sevdiğin kitap ve biraz huzur eee mavi de olunca huzurun dibine vurmamak elde değil 😀
🩵 avery cochrane 🩵
Monterey Bay Aquarium
KIROKAZE
No title available

Origami Around

izzy's playlists!
Noah Kahan

tannertan36
Cookie Run:Kingdom Official!
Fieri Frames

Jimmy Eat World
No title available

No title available
Interview Vampire Daily

❣ Chile in a Photography ❣
macklin celebrini has autism
Mike Driver
No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
seen from Russia
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Brazil
seen from T1
seen from Poland
seen from United States
seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Singapore
seen from Singapore
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from T1
@yazarbilog-blog
Bir fincan kahve, en sevdiğin kitap ve biraz huzur eee mavi de olunca huzurun dibine vurmamak elde değil 😀
Muhtemel Aşk …
Bir kahvenin kırk yıl hatırı var derler. Ne de güzel söylemişler ama. Hele yanında bir de dost dediğin insanlar varsa bir ömür bile yeter dertleri dökmeye, dermanları bulmaya.
Uyku mu beni çok seviyor ben mi uykuyu anlayamadım. Galiba aramızda karşılıklı bir ilişki başladı şu sıralar 😃
Yağmur yağarken kitap okumanın keyfi de bir başka. :D
Çok yalnız hissediyorum. Öyle ki sanki böyle gökyüzündeki tek yıldız benmişim gibi. Yaprakları dökülen ağaçta kalan tek kuru yaprakmışım gibi. Denizdeki tek balık benmişim gibi. Bütün kalabalığın içinde omuzlarına çarpılıp özür dilenmeden bırakılan biri gibi. Gece uyanıp dolunaya barakarak gözyaşı döken bir çocuk gibi. Ağır yalnız hissediyorum.
Arkadaş tribi çekmek de çok zor ya. Bu ne arkadaş hangisiyle konuşsam trip atıyor. Niye mesaj atmıyormuşum. Atsam bir dert atmasam bir dert. Yok yok çok arkadaş da başa bela.
Kalbinin derinliklerindeki duyguları gün yüzüne çıkartan, gözlerinde o duygu selindeki her bir noktayı belli eden, boğazında düğümlenen yumruyu yutturmamak için savaşan bir şarkı...
Hala aklımda dün gibi. İnan... Her şey aklımda. Sekizinci sınıfın ikinci dönemi tanıştık seninle. Sen okula yeni gelmiştin. Bahçede tek başıma aylak aylak gezerken başımı kaldırmıştım. Önümde sen beliriverdin. Anlam veremediğim bir şekilde ellerim üşümeye başladı, titredim, kalp atışlarım hızlandı birden. Daha çocuktum. Ama sen bir şeylerin farkına varmamı sağladın. ‘’İlk aşkım.’’Dudağının kenarı büyüleyici bir şekilde kıvrıldı sonra. Evet. Bana gülüyordun. Sen güldün bana, ben defalarca öldüm. Sığdıramadım gülüşünü hiç bir yere. Ne yere, ne göğe, ne de dizelerime. Bir hafta geçti sonra. Merdivenlerden çıkarken kafamı kaldırdım ve bu sefer tam karşımdaydın. Sağa çekilmek istedim, sende sağa çekildin. Sonra aynı anda sola hamle yaptık. Öyle güzel güldün ki sonra bana ‘’özür dilerim’’ deyip... Ben özür dilerim senden, o güzel saklı cenneti açığa çıkarttığım için... Ben özür dilerim. Adımı sormuştun bana, kekeledim biraz ‘’Me-ııı-met’’ gibisinden saçma bir şey diyebilmiştim sana. Elini uzatıp ‘’Ceren’’ dedin. Ellerimiz ilk defa deydi birbirine tokalaşma amaçlı olsa bile. Yarım yamalak kesilmiş tırnaklarım vardı, parmaklarım ince uzundu, birazda çizik içindeydi. Şuan ellerini tarif edecek bir cümle arıyorum ben. Bulamıyorum, bulamadım. Sanki parmaklarının her ucunda bir yıldız saklıydı. Alsan yanağıma götürsen ellerini, ikimizde kafiyeli olacaktık o son dizede. Konuşmaya başladık sonra teneffüslerde, öğle yemeklerinde. Arkadaşlarımın ‘’yenge’’ geyiğini duyunca deliler gibi utanırdın. O güzel beyaz yanakların kırmızı bir hal alırdı. Çok hoşuma giderdi. Sonra tam bir ay oldu senle tanışalı. Arkadaşlarımın verdiği bir öz güven ile sana hislerimi dile getirecektim. Dershanen vardı o sıra. Çıkışına geldim akşam. Çıktın en sonunda ama bana biraz kızgın bakıyordun. Sınıftaki arkadaşım ile samimi görmüştün beni. Kıskanmıştın. Kızgındın. "Selam" dedim o içimdeki çocuksu heyecanım ile. "Yürüyelim" dedin bana kızgın bir ses ile. Yürüdük. İlk on dakika konuşmadık. En sonunda titrek bir ses ile "özür dilerim" dedim sana. "Unut gitsin ben gidiyorum" dedin. Çok şey vardı içimde ama bir cümleye bile sığdıramıyordum hiç birini. "Ceren ben..." diyebildim en sonunda titrek bir ses ile. Kimseye ihtiyacın olmadığını ve önemsiz olduğunu söyledin. Neyse ki dolmuşun hala gelmemişti. Yağmur başladı birden. Hızlı bir şekilde damlalar saçını ıslatmaya başlattı. Elimdeki şemsiyeyi sana verdim. "Buna ihtiyacın var" dedim. Ağlayacaktım ama şimdi olmazdı. Tam gidiyordum ki kolumdan tuttun. Arkamı döndüm ama yere bakıyordun. Utanarak yavaşça bana geldin. Başını göğsüme gömdün. Kollarımı o zayıf narin tenine doladım. Üzerinde mont vardı ama kemiklerini hissedebiliyordum. Bilirsin, biraz zayıftın. Öylece dona kaldık. Belki bir kaç saniyeydi ama bana saatler gibi gelmişti. Zaman durmuştu böyle, yağmur damlalarını tek tek sayabiliyordum adeta. Sonra başını kaldırıp bana baktın. O cennet gülümsemen ile "Yarın okulda görüşürüz" dedin. Eve gittim ardından. Gece oldu, uyuyamadım. Sürekli sen vardın aklımda. Gülüşün vardı. Bir gülüşüne sığıyordu tüm hayallerim. Artık sen benimdin, bende senin. Bundan daha güzel ne olabilirdi. Mezun olduk, liseler ayrı oldu ama hiç sorun değildi. Sürekli görüşüyorduk. Evinin önüne gelirdim seni almaya. Beklerken camdan bana "Öhöm" diye bağırırdın. Ardından yine o gülümseme. Birinci senemizi doldurduk seninle. Her anımız beraberdi. Üzüntümüz, sevinçlerimiz... Herşeyim sendin. Caddeler boyu ezberledim ellerini, saçlarını. Elini yüzüme götürürken sana bir daha aşık olurdum. "Parmak uçlarının her birinde bir yıldız tanesi saklı sanki" dedim sana bir akşam. Bana baktın, ellerini yanaklarıma götürüp "Onların yeri burası, gökyüzü" dedin. "Ah gökyüzü gülüşlüm" dedim sana ilk o gece. Üç ay geçti sonra. Tenin soldu birden. Yorgunlaştın. "İyiyim" deyip geçiştirdin hep. Üstüne gelmek istemedim. Bir hafta sonra kollarımda bayıldın. Hastaneye gittik. Kanserdin. Sedyede bana öyle bir baktın ki... Ağlamamam lazımdı. Elini tuttum yatağın baş ucuna oturup. "Gökyüzü gülüşünü kıskandı sadece bu" dedim sana. Ağladın yine de. Sarıldık. Ağladık. Tedavi iyi gitti bir kaç ay. Sonra ikinci yılımız ile birlikte doğum günüm geldi. Bana süpriz yaptın evimde. Hediye almıştın bana. Beyaz converse. Bayılmıştım. "Zevkli sevgilim benim" deyip öpmüştüm seni. İki ay sonra kötü olmaya başladın. Hiç bırakmadım seni. Fiziken kötüydün ama ruhun kahkahalar atıyordu adeta. Beraber tedavilere gidip geldik. Böylece bir kaç ayımız geçti seninle. Hiç şikayet etmedim. Çünkü sen yamıbaşımdaydın. Hastane çok mu? İstersen cehennem olsun. Temmuz oldu sonra. On ikisinde hastaneye kaldırıldın. Ağır bir nöbet geçirdin. Akciğerlerin cevap vermiyordu. Yoğun bakımda kaldın iki gün. En sonunda gördüm seni. Yanına geldim. "Hastane manzarası berbat değil mi?" dedin bana. "Bilmiyorum ama ben şuan bir manzaraya bakıyorum. Ve iç geçiriyorum" dedim. Birşey diyemedin, doktorlar çıkardı beni sadece öpücük yolladın bana elinle. On beş Temmuz oldu. Sana bir çiçek aldım. Yoldaydım, erken kalkmıştım. Basamakları çıktım... Çıktım... Çıktım. Birden, anneni yerde gördüm. Dizilerinin üstünde ağlıyordu. "Cerenim!" dedi sadece. Elimdeki çiçek yere düştü. Buz kesildim. Olamazdı. Böyle bitemezdi. Odana girdim... Doktorlar üstünü örtüyordu. Neden? İnanmak istiyordum. Bir an parmak ucuna dokunabildim sadece. Hemşire beni engelledi. Buz gibiydin. Evet. Benim cerenim, benim meleğim yoktu. Ölmüştü. Ağladım. Çığlıklar attım. Boş duvarları yumrukladım. Sen... Sen yoktun ki artık. Gökyüzü gülüşünü hiç göremeyecektim. O gülüşünü son bir defa görmek için nelerimi vermezdim ben. Özür dilerim. Göremedim seni. Son nefesinde boş bir tavana bakmana izin verdiğim için özür dilerim. Yaşıyorum ben Ceren. Bak. Bu satırları sana yazıyorum. Ölmeyi denedim. Özür dilerim, kızma bana. Ama yaşıyorum işte. Destekleyenler var beni. Yeni insanlar tanıdım. Hayat, Sude, Mehmet abi, Mustafa, Sinem... Gidişinin ikinci yılı güzelliğim. Yarın sevdiğin gibi dağnık yapacağım saçlarımı. O hiç giymediğim beyaz converselerimi giyeceğim. Mezarındaki otları yolacağım. Çok şey var sana anlatacağım. Eminim mekanın cennettir. Çünkü böyle güzel gülen birisini Rabbim yanına alır. Şuan gökyüzüne bakıyorum. Senden geriye bir çok gece kaldı. Sensiz bir çok gece. Bir çok şiir kaldı, bir çok fotoğraf. Ve sana o şiirlerden birisini yazmak istiyorum.
Bakarken alamıyorum kendimi, Öyle güzel bakıyorsun ki, Gözlerin gecenin aydınlığı, Yukarısı ise yıldız mezarlığı, Sen bak, kaysın tüm yıldızlar, Yeniden yeşersin tüm umutlar, Gözlerin diyorum güzelim, Neden parlak bu yıldızlar, Çünkü sen bakıyorsun, Sen gülüyorsun, Sen bakıyorsun gökyüzüne.
Hep dizelerimdesin, yaşıyorsun.-15.07.2013
Oha ulaan :(
Silinmişti. Hala blogumda yaşaması için rb yapıyorum. Yanlış anlamayın. Not istemez.
Gözlerin dolarda ağlayamassın hani göz yaşı birikir gözünde ve boğazın şişerde yutkunamazsın işte o acıyı kimse yaşamasın arkadaş.
Zor...
Ayy böyle üstüme üstüme geliyorsunuz. Bir rahat bırakın. Nefes alayım ya.
Bazen bir şarkı her şeyi anlatır.
Anılarını tekrar yaşayamazsın ya bir şeyler eksik kalır ya da bir şeyler eklenir. Hiçbir şey aynı olmaz.
Her şeyi zamana bırakmaktan sıkıldım.