Bazı şeylerin doğru olduğunu biliyorum ama nereye gittiğimi bilmiyorum. Nereden geldiğim kayboluyor ve bu kayboluş dünyada hoş karşılanmıyor. Güzelliğim burada güzellik olmuyor, düşüncem evrene bir hareket katmıyor. Ruhum ve bedenim ait olamamanın utancıyla yanıyor gibi. Kendi türküsünde çoğul yalnızlığa düşmüş bir kuş gibi uzaklara bakıyorum.
Bir hafızanın günahıyım belki de ve o hafızanın yokluğuyum. Dünyada savaş var ve ağzım sanki o kanla dolu.
İnsanlar, haberler, acılar, dramlar.. içimde bir göçmen kampı gibi. Evime uzağım,evim sanki hiç olmamış gibi. Evsizlik biraz da kendinden uzaklaşmak.
Bazen başka biri vücudumu giyiyor gibi hissettiğim oluyor. Dünya böyledir zaten. Elbise verirler giyersin. Ruhunu biçmek için terziler tutarlar, dikilirsin, kanarsın. Yüzünde hayal kırıklığı varmış gibi her gün başka bir elbise giyersin.
Başkasının yarası sanki kuru gibi, seninki hep ıslak.
Geçmişim uzun bir iç çekişti, geleceğim kısa bir sitem.
Başkasına benzeyerek geçirilen, değişmeye direnerek geçen zamanı ağzımın daha çok kapandığı, içimin daha çok kanserojen bir havaya büründüğü bu çağ.
İnsandan ev yapılmıyor ve dünyaya güvenilmiyor. Herkesin sevmeyi bilmediği bir şeyler var, eksikliği dile getirmediği gerçekler var.
Dağılırken bile ağırlığımı kaldıramayacak bir dünyada bazı şeylerin incelmesini, hafiflemesini diliyorum.
Nafile.
Kalmak isteyenden ağırlığı, uzaklaşandan sıcaklğı görmek doğal şey. Doğal olmayan şey ise tendeki ve sesteki çaresizliği en çok duyanların hızlıca kaçması.
Nerede başladı, nerede bitti?
İnsanlardan evler yapılmaz. Ruhlar üç artı bir odalardan oluşmaz. Herkesin sevmeyi bilmediği bir şeyler var diyorum ya, seni sevmeyenler seni değiştirirler.
Değişme.














