11 Ağustos Cumartesi 16:15’te Nuri Bilge Ceylan bölümüyle NTV’deyiz.. Destekleyen: Ferko
YOU ARE THE REASON
The Bowery Presents

@theartofmadeline
Xuebing Du
I'd rather be in outer space 🛸

Discoholic 🪩

shark vs the universe

No title available
Today's Document
One Nice Bug Per Day
h

Jar Jar Binks Fan Club
Lint Roller? I Barely Know Her

Love Begins

gracie abrams
Sade Olutola
Show & Tell
he wasn't even looking at me and he found me
Misplaced Lens Cap
Keni
seen from Germany

seen from Mexico
seen from Italy
seen from Singapore

seen from Spain
seen from Bangladesh

seen from Myanmar (Burma)

seen from Malaysia

seen from Bangladesh

seen from Pakistan
seen from United Kingdom

seen from India
seen from United States
seen from United States

seen from Singapore

seen from United Kingdom

seen from Canada
seen from United States

seen from United States

seen from Germany
@zuhaldemirarslan
11 Ağustos Cumartesi 16:15’te Nuri Bilge Ceylan bölümüyle NTV’deyiz.. Destekleyen: Ferko
Çekimlerini karnaval zamanı Venedik’te yaptığımız Bilge Alkor bölümü ile bugün 12:15’de Ntv’deyiz.. Destekleyen: Ferko
Johannes Vermeer’in en ünlü tablosu “inci küpeli kız” ın resimde gördüğünüz reprodüksiyonunu yapmıştım yıllar önce.. Kimi akademisyen ve sanat eleştirmenlerince bu tablonun baş yapıt olarak nitelendirilmesinin sebebi, inci küpenin tek bir odak noktası olması ve tabloya bakanların dikkatini çekebilmesidir. Ama benim bu tabloyu sevmemin nedeni ne bir başyapıt olması ne de kızın küpeleri..Tablodaki sırlar.. Aslında Vermeer’e bu tabloda kimin ilham kaynağı olduğu 17’nci yüzyıldan bu yana bir sır. Hatta tabloya tarih atmadığı için tam olarak ne zaman yapıldığı da bilinmiyor. İnci küpeli kız, ressamın kızı Coenella diyenler oldu ama benim bu tabloyla ilgili hoşuma giden hikayeyi Tracy Chevalier “inci küpeli kız” adlı kitabında yazdı. Sonra hatırlarsınız kitabın filmi de çekildi..Yani kocaman gözleri ve ressamı baştan çıkaran gizemli gülümseyişi ile evli olan Vermeer’in gönlünü çalan hizmetçi kız Griet’in hikayesi. Tablodaki esas kadın gerçekten bir hizmetçi miydi bilemeyiz ama ressamla model arasındaki derin duygusal ilişki tabloda kızın ressama bakışında fark edilebiliyor.
Bir de Vermeer’in günlük hayatın sıradanlığını resmettiği tablolarında, kadınların mutsuz ama genellikle hep bir kabulleniş, teslim oluş ve bekleyiş içinde olduklarını hissediyorum. Vermeer’in resmettiği kadınların iç dünyalarını ve hayallerini merak ediyorum. Uzaklara kaçma hayalleri kurarlar mıydı yoksa hayallerinde bekledikleri kişinin gelişi onları mutlu etmeye yeter miydi? Vermeer’in tablolarında kadınlar değişiyor ama hep aynı oda, neredeyse aynı dekor, aynı bekleyiş, aynı sessizlik ve sırlar..
Bu tablonun orijinali Hollanda, Lahey’de kraliyet resim galerisinde sergileniyor. Bu müzede ayrıca Rembrandt, Jan Steen, Paulus Potter ve Frans Hals gibi Hollandalı diğer ressamların ve Alman ressam Hans Holbein’ın resimleri de görülebilir.
Ha bu arada sizce de Vermeer’in tablosu Sultan 1. Yıldırım Bayezid’in yukarıdaki resmine benzemiyor mu? Vermeer bu tablodan ve bakıştan ilham almış olabilir mi:))))
Fahrelnissa Zeid belgeselini Türkçe dublajlı olarak bu linkten izleyebilirsiniz.
Fahrelnissa Zeid belgeseli ile 4 Kasım Cumartesi 15:10’da NTV’deyiz!
Münster’de binlerce insan nehrin üzerinde yürüdü..
Her 10 yılda bir Almanya'nın Münster şehrinde gerçekleşen Münster Heykel Projeleri'nin beşincisi 10 Haziran'da ziyarete açıldı. Heykel kavramının yeniden tanımlandığı bu görkemli festivale Berlin'de yaşayan sanatçı Ayşe Erkmen'in "on water " adlı çalışması damgasını vurdu.
Geçtiğimiz haftasonu ziyarete açılan Münster Sculpture Project ‘in küratörleri Kasper König, Britta Peters ve Marianne Wagner bu yıl da kamusal heykel kavramının sınırlarını zorladı. Dünyanın birçok yerinden gelen sanat severler çok sayıda sanat gösterisi ve dijital eseri izliyebiliyor. Videolar gece kulüplerinde gösterilirken, bazı çalışmalar sadece akıllı telefonunuza yüklediğiniz uygulamada izlenebiliyor.
Bu yıl Münster'de en çok ilgi gören işlerden biri ise Ayşe Erkmen'e ait. Sanatçı, daha önce hiç düşünülmemiş alanları sanat mekanı olarak kullanmaya ve sanat dünyasını beklenmedik fikirleriyle şaşırtmaya devam ediyor. Bu kez mekan olarak Münster'in iç limanını seçen sanatçı, restaurant ve barların bulunduğu hareketli iskele ile karşı kıyıdaki sanayi bölgesi arasındaki suyun hemen altına ızgara metal kafesler yerleştirerek iki nehir kıyısını birbirine bağlayan şeffaf bir köprü kurdu. Bu geçit sayesinde insanlar, ayakkabılarını çıkarıp karşıya geçmeye, açıkçası suda yürümeye davet ediliyor. Bu anlamda ziyaretçiler de Erkmen'in kurduğu sahnede görünür oyuncular haline geliyor.
Günümüzde kendisine ait atölyesi olmayan göçebe bir sanatçı türünü temsil eden Ayşe Erkmen, bu eseriyle ulaşım, göç ve yerdeğişim kavramlarını insanları suyun üzerinde yürüterek yeniden sorgulatıyor. Örneğin, 1997 yılında katıldığı Münster heykel projesi sırasında, Landesmuseum koleksiyonundaki ortaçağ heykellerini helikopterle kentin üstünde dolaştıran ve gökyüzünü mekan olarak seçen sanatçı, bu yıl suyun altında bir proje yapmanın kendisine daha cazip geldiğini anlattı. Münster Sanat Akademisi'nde 7 yıl öğretim üyesi olarak görev yapan Ayşe Erkmen; “Bu bölge benim çok iyi bildiğim bir bölge. Tuna Ems kanalı artık günümüzde taşımacılık için nadiren kullanılıyor ve bir zamanların köhne, eski sanayi bölgesi dönüşüme uğruyor. Önce stüdyo alanları kuruldu ve şimdi de kuzey tarafı hareketli bir bar ve restoran alanı haline geldi. Karşı kıyı olan güney iskele ise endüstri bölgesi. Ben bu işimde su seviyesinin 10-15 cm altına ızgara metal kafesler yerleştirerek, endüstiri ve kültür kıyısı arasında bir "köprü” kurmak ve insanların suyun üzerinden yürüyerek karşı kıyıya geçebilmelerini sağlamak istedim.“ diye konuştu.
Buna ek olarak sanatçı bu eseriyle, sosyolojik ve şehir planlama sorunlarına da dikkat çekiyor; Haritalar üzerinde sınırlar nasıl çizilir? Hem maddi hem de mecazi olarak mevcut engellerin üstesinden gelmek nasıl mümkün olabilir? Nehir yatakları siyasi haritalar üzerinde çoğunlukla sınır çizmek için olası yerler olarak kullanılmıştır. Erkmen, Skulptur Projekte 2017'de bunu sorgulamakla kalmayıp aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla "köprü” kuruyor. Münster sakinleri ve ziyaretçileri, gemiler tarafından nadiren kullanılan Tuna-Ems Kanalı limanına artık yürüyerek ulaşım sağlayabiliyor. Böylece daha önce liman havzası tarafından ayrılmış iki ayrı kentsel alan arasında kara köprüsü yerine su köprüsü kullanılarak bağlantı kuruluyor.
Ayşe Erkmen'in çalışması bu yönleriyle, etrafımıza alışkın olmadığımız bir şekilde bakmamızı sağlarken, kurulan yeni geçit, bizi sınırları, bunların nasıl örüldüğünü ve nasıl yıkıldığını düşünmeye sevk ediyor. Sıcakta yürürken soğuk suyun verdiği keyiften bahsetmiyorum bile. Ayşe Erkmen'in "on water " adlı çalışması 1 Kasım'a kadar Münster'de ziyaret edilebilir.
"The way you remember me" #mywork
Sanatın merkezleri olan New York ve Paris'ten sonra Berlin'deyiz! Sanatçı Ayşe Erkmen'in Berlin'deki yaşamına konuk olduğumuz program, 8 Nisan Cumartesi 15:15'de ve 9 Nisan Pazar 19:15'de NTV'de.. #benimsanatım #ayşeerkmen #ntv #artist #belgesel #berlin #nyc #paris #halukakakce #sarkis #art #sanat
Çekimleri Paris'te yapılan, Zuhal Demirarslan'ın hazırlayıp sunduğu "Benim Sanatım", Sarkis bölümü ile 21 Ocak Cumartesi 15:15'te ve 22 Ocak Pazar 19.15'te NTV'de. @zuhaldemirarslan @ferkoinsaat @dirimart
Picasso dünyayı mı kendi yeteneklerini mi keşfetmek istedi?
Budapeşte geçtiğimiz yaz Pablo Picasso’nun 100’ü aşkın eserinden oluşan çok önemli bir sergiye ev sahipliği yaptı. İlk yağlıboya tablolarından, ölmeden önceki son dönem işlerine kadar çok sayıda eserine yer verilen sergi, 20. yy’a damga vuran sanatçının, hayatı, sevgilileri, dostları, sanat serüvenindeki tüm biçim arayışı aşamaları ve dahiliği üzerine birçok keşfi barındırıyordu.
“Transfigurations” (Başkalaşımlar, 1895-1972) adlı sergi, Picasso’nun sanatının yedi aşamasına odaklanıyordu. Mavi ve pembe dönemlerini kapsayan ilk realist çalışmalarından, dekonstrüktivist, kristal, kübist ve sürrealizmine giden dönemleri, savaşın dehşetlerini betimlediği dönemi ve son olarak, tıpkı ilk eserleri kadar insanları şaşkına çeviren Neo-Ekspresyonist dönemden eserlerin olduğu sergiyi, dönemlerinin kronolojisine göre gezdiğiniz zaman; gerçek bir sanatçının kendi tarzını nasıl yarattığına şahit oluyorsunuz..
İlk salonda, sanatçının henüz “Picasso” olmadan önceki haliyle tanıştık. Bu salonda Picasso’nun, 19. yüzyılın sonlarında görülen entelektüel yaklaşımdan, dinden ve sembolik şiir sanatından etkilenmiş olduğu anlaşılıyordu. İlk çalışmalarının arasında en çok ilgimi çeken, 14 yaşındayken çizmiş olduğu “The Barefoot Girl” ( Çıplak Ayaklı Kız) portresi oldu. Bu eser, Picasso’nun oturan kadın temasını hayata geçirdiği ilk eseri; aynı anda hem seyreden hem de seyredilen. Elleri kucağında, klasik pozda oturan kızın duruşundaki hüzün ve bakışındaki ciddiyeti mükemmel yansıtan Picasso, bu motifi sonraki eserlerinde farklı biçimlerde ortaya koyuyor.
“The Barefoot Girl” (70 x 50 cm..1895)
Sonraki salonda 1901 yılında başlayan mavi dönemine adım atıyoruz. İspanyol arkadaşı Ressam Carls Casagemas’ın intiharının ardından gelişen mavi dönemindeki eserlerinde renk kullanımı ve konu seçimleri idam mahkumlarının hapsedildiği odaların rutubetini çağrıştırıyor. Picasso’nun üzüntülü ve soğuk bir atmosfer yaratmak için mavinin farklı tonlarından faydalandığı bu eserleri insanın sadece gözünü değil kalbini de delip geçiyor.
Picasso’nun mavi döneminden..“Dozing Drinker” (80x60,5 cm..1902)
Yanındaki salonda ise kübist yaklaşımla yaptığı eserleri karşılıyor bizi. Buradaki çalışmalar, “Les demoiselles d’avignon” adlı başyapıtına giden o yaratıcı sürece yönelik müthiş bir perspektif veriyor. Picasso’nun ilk maske yüzlerinde, sadece Afrika'dan esinlenmekle kalmayıp aynı zamanda Katalonya Pireneler’de bulunan Gosol kasabasına yaptığı ziyaretten ve Paul Gaugin’in ahşap oymacılığından da etkilenmiş olduğu biliniyor. Picasso’yu etkileyen bir diğer eserin, Jean Aguste Dominique Ingres’in “Türk Hamamı” adlı eseri olduğunu öğreniyoruz. Picasso, bu eserin zarif ve erotik kıvrımlarını, çıkıntılı geometrik figürlere dönüştürüyor. Bu kadın figürleri Picasso’ya beden konusunda yeni bir bakış açısı geliştirme fırsatı vererek adeta kübizmin geleceğini ilan ediyor..
Study for Les Demoiselles d'Avignon, (121-93,5 cm.. 1906)
Diğer salonlarda ise, Picasso’nun resimleri ile Kübizm arasındaki başkalaşımların resimlerini görebiliyor ve ardından ilginç bir yere ulaşıyoruz. Bu bölümde sanatçının en bilinen eseri “Guernica" nın hikayesi dokunaklı bir film ile anlatılıyor. Picasso, Alman uçakları Bask kenti Guernica’yı bombaladıktan sonra öfkesini bu eserinde yansıtıyor. 20. yy'da savaşa karşı en büyük manifestolardan biri olan bu eserle ilgili etkileyici bir hikaye de var; Bir gün Picasso’nun Paris’ teki atölyesine bir Alman generali gelir ve dev boyutlardaki Guernica tablosunu görür. Yüzünde iğrenir gibi bir ifade ile Picasso’ ya “bu sizin eseriniz mi?” diye sorar. Picasso’ nun cevabı tek kelimeyle inanılmazdır; “Hayır general, sizin eseriniz..”
Biraz daha ileriye gittiğimizde, esas kaynağa geri dönüşe, “ilkel sanat”ın canlanışına tanıklık ediyoruz. Bu bölümde “Picasso dünyayı keşfetmek mi istemiş, yoksa kendi yeteneklerini mi test etmiş?” diye düşünüyor insan. Onun bu deneyimci doğası her zaman için çağdaşlarından bir adım ileride olmasının en büyük nedeni belki de.. Gerçeklikten belirli birtakım unsurlar alıp, bedeni, bu işe oldukça alışkın bir uzmanın rutiniyle tanımladığı eserleri çok çarpıcı.
Salonlar arasında gezinirken, her eserin bir arayışı temsil ettiğini fark ediyoruz. Bu sergi, klasik resmin kalıplaşmış sınırları içinde ifade edilemeyenin bulunması adına çıkılmış heyecan verici bir serüven gibi. Picasso resmin geleneksel sınırlarını ihlal ediyorken, sanatı artık özgün değilken dahi eseri duygusal gücünü sürdürüyor. Resminin spekülatif ruhu, anlatım gücüyle seyircinin dikkatini çekerek onları kontrolü altına alıyor.
Son 20 yılı sergileyen bölüme geldiğimizde, bir sanat tarihi yolculuğunda olduğumuzu hissediyoruz. Bu bölümde Picasso’nun, eski ustaların eserlerini yeniden yorumladığı eserlerinde, Delacroix ile Manet arasında bir diyalog oluşturduğunu görüyoruz.
Son döneminde yaptığı resimler ise ilham verici ve nükteli. Bu bölüm sanırım serginin en eğlenceli bölümü çünkü 90 yaşındaki ressamın özgür bırakılmış fırçasının dokunuşlarını son dönem eserlerinde görebiliyoruz.
“Matador and naked woman” (162-130 cm 1970)
Bu sergi, Picasso'nun sanat yaşamı ile ilgili derin bir öngörü sunuyor. Yaşayan en zengin ressam olarak Picasso, 8 Nisan 1973’te, 91 yaşında Fransa Mougins’de vefat etti. Hayatı boyunca sanatında çok kez radikal değişikler gerçekleştirerek özel bir tarz oluşturdu. Peki nedir Picasso’nun tarzını bu kadar özel kılan? Aslında cevap ona çıplak gözle bakanların gördüğü çarpıtılmış figürlerin ardında ama tam da o figürlerin yarattığı ifade gücünde. Zuhal Demirarslan / İstanbul Art News/IAN Chronicle Temmuz 2016/