İyilerin de galip geldiği bir dünya düşlüyorum; kötülükten ayrı, ondan bambaşka bir yer. Bazen geriye dönüp bakıyorum ve kendime soruyorum: İyi olmak beni nereye taşıdı? Hangi savaşı yara almadan kazandırdı, hangi kötülüğün sonunu getirebildi? Cevap aramak, soru sormaktan bile daha zor bazen. Biliyorum, hiçbir şeyin mükemmel olmasını bekleyemem; hayatın beni tamamlanana dek beklemesini dileyemem. Zira bu dünya, kimseye adil davranmazken, benim adalet diye haykırışımı ne kadar umursar ki?
Sanırım bu hayatta yalnızca umuda tutunarak var olmalısın. Çünkü umut, kim olduğunu, neye dönüştüğünü ve neyi arzuladığını herkesten ve her şeyden daha iyi bilir. Belki de her düştüğünde seni yerden kaldıran, içindeki o solmaz ışıktan başka bir şey değildir. Üzülme… Hayat bazen istediklerini vermez, seni daha güçlü kılsın diye. Sabırla yoğurur, direncini sınar, seni sınayan kendisiyken seni ayakta tutan da yine odur. O kadar zor kazan ki bir gün kazandıklarını senden almak isteyen olursa, yırtıcı bir hayvana dönüş. Unutma, bıçağı keskinleştiren taştır, insanı ise hayatın bilediği acılar.
Sana burada iyilerin hüküm sürdüğü bir ütopya anlatabilirdim. Ama üzgünüm, zaferler o kadar kolay kazanılmıyor. Yine de, kazandığımızda... Ah, kazandığımızda! Bizi yedi tepeli zindanlara atsalar bile, o zaferi kimseye teslim etmiyoruz. Masalların pusula olduğu bu çağda, ibre hep umuda dönüktür.
Y.A.







