Bu bir geç kalınmış fakat tatlı ve gerekli bir elveda.
Bu bir minnet takdimi, tüm yaşanmışlıklara.
Bu ayrıca da kocaman ve son defalık bir sarılış,
bir zamanlar yediği içtiği ayrı gitmeyen, ayrı günleri geçmeyen, aralarından su sızmayan, çılgın ve fütursuz zamanların tek tanığı olan
Zaten uzun zaman önce çoktan bambaşka yollar çizmiş ve o yollara koyulmuş,
çok da uzaklaşmış başladığı noktadan,
ve artık ‘o kişiler’ olmayan
Hani hep gittiğimiz bir falcı vardı, Ayhan Işık Sokak’ta ? Kafam bozuk bir şeyler içelim sonra fal. Ay yok önce fal sonra içelim :)
Kaç Mango var cadde boyunca? Starbucks? Midpoint? İddiaya girelim ama şimdiden kaybettin.
Önünden geçip de hiç girmemişliğim oldu mu, yoktur çok sayın aziz Antuan! Dilek dileyelim, mumumuzu dikelim. Bilirsin ben biraz böyleyim..
Asmalı’da alkollüyüz ve genceciğiz diye geçirmeye çalıştıkları hesabı bile yememiştik biz, ortalığı birbirine katıp uzamıştık hatırlar mısın?
Eskicisi, 45liği, Montreali. Çocukluğum, gençliğim..
Nevizade’de Cimbom’un maçına hiç denk geldin mi, bir de Akdeniz’in terasında, sarı kırmızıya bu kadar yakışır.
Mahzen’de oturmadık da demezsin herhalde Çiçek Pasajı’nda, Kime Ne’yi de bilirsin, meyhane, bir kapısı Nevizade’ye açılan. Heh o kapıdan çıkıp ağlayarak yerlere atmıştım kendimi, sonra gülerek de kalkmıştım. Kime ne?
Galatasaray Hamamı’nın arkasından, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı yazdığı o apartmanın önünden Çukurcuma’yı arşınlayarak Tomtom’a inmenin ‘Masumiyet’i tam karşımda. Hayatımın en mutlu anıymış, ben de bilmiyordum valla :)
Ara Kafe’de yer bulamamayı bile özlüyorum biliyor musun, nar ekşili buğday salatasını aşerdiğim kadar.. Yer bulamayıp da sonra Limonlu Bahçe’ye gidip ‘yüz bin yıllardır da gelmiyoruz buraya ha!’ diye hayıflanmayı.
Eskisi gibi değil yeni açılan İnci, yeni nesil şekerlemeciler türemiş abuk subuk anlamadım. Ali Muhiddin Hacı Bekir de anlamadı.
Yakın zamanlarda Sofyalı kapandı, ya sıra Cumhuriyet Meyhanesi’ne de gelirse? Zaten çok tatsızız epeydir, sokaklara masa sandalye atılamaz olduğundan beri..
Fabrika’nın mıydı, Küçük Beyoğlu’nun sokağında mıydı dolmuşların oraya kadar yuvarlanmıştık hani, anlat desen anlatamam ne biçim bir yağmurdu o, sarhoştum da hatırlamayacak kadar. Ben buralarda hep sarhoştum zaten, bazen içmeden bile..
Kumbaracı yokuşunun önündense aman bizimkiler telaşlanmasın, hızlıca geçersin. Bazı korkular çocuklukta işleniyor insana.
İstiklal’e Hazzo Pulo’dan geçerek girip hile yapmayı severdim, geç kaldığımdan evet. Konum atmalar yoktu o zamanlar, Odakule’nin oradayım denirdi.
Ne ‘date’lere çıkıldı iki s’li Miss Pizza’da, İtalyadan daha İtalyandır. Date de demiyorduk o zamanlar. Randevu. Çıkma teklifleri vardı halen. Şimdi yok ama Miss Pizza var, hep olacak.
Pera. Ah güzel Pera. Kapısının önünden geçerken bile kokusu buram buram gelen her biri ayrı senaryo, ayrı hikaye tarihi apartmanlarınla sen ilhamın kendisisin. Beni hep çağırırsın kendine, ben de sende bulurum kendimi.
Galata, İstanbul’un gayrimüslim prensesisin sen adeta, tüm mütevazi ‘ihtişamı’nla seyre durmuşsun yukarıdan bakan bakışlarınla yine. Cenevizliler seslenir ‘Kuleye kiminle çıkarsan onunla evlenirsin-büyük yalan- ama kulede bir çay kahve içmeye kalkarsan-büyük kazıklanırsın- bak o doğru.’ :)
Fünikülerin de ayrı havası var tabi ama kulenin oradan aşağı salmayı severim ben kendimi o otantik atmosfer içinde. Karaköy’e, denize doğru akarsın tıpkı. Öyle değil mi sence de ?
Şimdilerin Grand Pera’sı bir zamanların Emek Sineması’nda filmler seyredebildiğimiz için harikulade şanslıyız. Çok şey yıkılmış oldu çünkü, yalnızca binalar değil..
Bazılarını da yıkıp yeniden yaptılar ya! AKM hiç güzel olmadı hiç, bilerek güzel olmadı hem de..
Ve pek tabi Atlas, karşısında Beyoğlu.. Yeri gelir birbirinin ikamesi yeri gelir ezeli rakibi. Ama hep limon sirke diye atışan huysuz ve tatlı Adile Naşit ve Münir Özkul çifti gibi gelirdi bana. Neşeli Günler’di. Daim olsunlar.
Cihangir’de en sevdiğimiz sanatçıları görmek için takıldıkları kafelere girip saatlerce oturduğumuz zamanlar da tıpkı bu sinemalar gibi, eskide kaldı demek, ha?
Adımımın değmediği, kahkahamın esmediği, gözyaşımın düşmediği sokağın yoktur,
Fazlam yok, eksiğim çoktur.
Bilirsin, vedalar da hep zor gelir bana…