Üç alıntı birden var, uzun zaman sonra, bu gece. İlkin Ercan Kesal ardından Didem Madak ve son olarak naçizane benim bir öykümden.
İyi okumalar.
"Kasabanın epeyce dışındaki bir taş ocağından mermer çıkartıyorlar. Kayaları parçalamak için dinamit kullanılıyor. Yanlış yere konulan bir dinamit lokumu ya da kısa tutulmuş bir fitil. Taşların altında bir işçi kalmış. Diğeri hafif sıyrıklarla kurtulmuş. Savcı bey ve malum ekiple gittiğimizde işçiyi kayaların altından çıkarmış, bir kenara koymuşlar. Savcı yaralı kurtulan işçiyle konuşuyor. Otopsi teknisyenim makası eline almış işçinin pantolonunu kesmeye sıvanırken, arkadaşı savcının yanından ayrılıp yanımıza geliyor.
"Abi, kesmesen olur mu pantolonu? Oğlu var kendi boyunda. Ona veririz. O giyer."
'Olay yeri zaptı' cümlesi size neyi hatırlatır bundan sonra. Çok yıllar önce, mecburi hizmet için gittiğiniz herhangi bir kasabada, sıradan bir öğleden sonra, her zaman yazdığınız adli raporlardan birisini mi, yoksa arkadaşının yanı başında yatan ölüsünden pantolonunu kurtarmaya çalışan işçi tevekkülünü mü?"
-Ercan Kesal, Peri Gazozu, s.126; 'Kelimelerin ruhu vardır' - İletişim, 2013.
"ŞİİR İTHAF LİSTESİ:
Zeyna'nın büyük mavi gözlerindeki çapağa,
Eski dünya düzenine,
Camel paketlerine,
Bay Keltoş'un keline,
Camların çok kirlendiğini düşünen kadına,
Boşver, yağmur yağacak diye camları silmekten vazgeçen kadına,
Vazgeçmeye,
Ve hatta yaşasın vazgeçenlere,
Adımın göz anlamına gelmesinin bir rastlantı olup olmadığı hususlarına
Rastlantının olup olmayacağına dair dini meselelere,
Yazgısına küfredenlere,
Onu koynunda besleyenlere,
Raif Bey'in Zeyna'nın tüylerinden sıkılıp
Beni ve Zeyna'nın tüylerini silkelemesine,
Kuyruk acılarına,
Ve sonunda ben gibi kuyruksuz kalanlara,
Kuyruksuz kaldığı için bir daha kuyruk acısı duymayacak olanlara,
Duysa da fark etmeyecek olanlara,
Acı eşiğinin olmadığını söyleyen Emily Dickinson'a,
Dilimin ucunda, dilimin ucunda deyip hatırlayamadıklarımıza,
Ve hatta dilimizin ucuna
..."
-Didem Madak, Pulbiber Mahallesi, s. 41-42. - Metis, 2013.
"Oturup konuşmaksızın uzakları seyrediyoruz. Sonra sırt üstü yatıyorum. Laura da başını karnıma koyup uzanıyor. Gözlerimi gökyüzüne bırakıyorum. Orada bir uçurtma gibi süzülüyorlar. Latin Amerika’da insanlar birbirine sevgi sözcüğü olarak ‘gökyüzüm’ diyorlar. Bu seslenişi hep kıskanmışımdır. Bizim bunun kadar güzel bir sevgi sözcüğümüz yok sanki. Bunu Laura’ya söylüyorum, gülüyor. Nasıl olmaz, diyor. Sen hep bana ‘canim’ diyorsun. Ne demek canim, diye soruyor. Bir an düşünüyorum. Öldüğünde kaybettiğin şey, diyorum. Sonra da hemen düzeltiyorum, kaybettiğinde artık yaşayamayacağın şey. ..."
-Mustafa Kara, Yağmur Ardı.
Seferden dönüşümün 23.00'ü olsun arkadaşlar. Herkes tam mı?