Nanik.
Hayatımda en işe yarar hissettiğim anlar bir insanın hayatına dokunabildiğimi gördüklerim oldu genelde. Belki de o yüzden bu mesleği seçtim. Bir çeşit içgüdü yani. İnanın çok tatmin edici. Ne yazık ki yan etkileriyle geliyor bu psikoloji illeti, meslek hastalıkları var. En kötüsü de “Ben bu insana iyi geleceğim, bak şimdi hemen iyileşecek hop hiç derdi tasası kalmayacak sonra da bana minnet duyacak.” kafası. Manyak mıyız? Yoo. Belki biraz ego, o kadar. Bir tutam da safozluk. Bütün ilişkilerim de bu temele kurulu oldu. Sonuç ne mi? “Ben onu iyi edeceğim” diye çıktığım yollarda bir de baktım o temel kaba etime saplanmış, biraz biraz da döşüme haşırtdadanak. Tamamlamaya çalıştığım eksik insanlardan arda kalan kalbimi, ruhumu ve benlik saygımı toparlama süreci sonrası da zaten. İşin kötü yanı, biliyorum. İşimi iyi yapıyorum. Hepsi iyileşti ya da en azından iyileşmesi gerektiğini fark etti. Ama iyileşir iyileşmez hayatlarındaki o zayıf ve muhtaç zamanlarını hatırlatan kişiye nanik demek ilk işleri oldu genelde. Bana. Çok teşekkürlermiş bana. Çok iyi bir insanmışım ben. Çok iyilerini hak ediyormuşum ben. Onlara çok iyi gelmişim ben. Kaybetmek istemiyorlarmış beni. Nanik.
Bunun da hayatına çok dokunmuşum çünkü onu en iyi ben anlıyormuşum. Haklı, iki kere aynı senaryoyu yaşadık kendisiyle, her seferinde de ben arkadaştan çok öteydim ve kafası çok karışıktı. Kafa karışıklığını çözdürtünce bana bilin bakalım noldu? Evet, nanik. Çok sever beni, çok özelim onun için. Ama dur iki hal hatır soramaz. İşi var. Barıştırdığım (eski) sevgilisiyle. Hangisiyle acaba? Takip etmek zorlaşıyor. Egomu tatmin etti ama. İyi bir psikolog, kötü bir ilişki insanı ben. Bu da bir şeydir, değil mi?
Nanik Lilith. Nanik.













