Güzel bahçeler kurdum, içine güzel insanlar koydum. Hiçbiri yaşayamadan gitti; o güzel bahçeler yine bana kaldı. Belki de evrenin planı en başından beri beni o güzelliklerin içinde tek başıma yaşatmaktı.
Hak ettiğinizi düşündüğünüz şeyi alamamanız, her zaman onu hak etmediğiniz anlamına gelmez. Belki de olmadı; çünkü onu alsaydınız çok daha büyük acılar yaşayacaktınız. Uyumlu sandığınız insanlarla aslında hiç uyumlu olmayabilirsiniz. Bazen sevgiyi, terk etmeyi alışkanlık haline getirmiş bir ruhta bulursunuz. Sorun değil, her zaman kaçabilirsiniz. Zaten ben de hep kaçarım. En çok da kendimden, en çok da kendime dayanamadığım o gecelerde... "Keşke böyle biri olmasaydım" dediğim o karanlıkta.
En sonunda, gözyaşlarımın sebebi o kişi olduğunda kaçarım. Çok güzel kaçarım hem de; bir daha bulamazlar beni. Belki de bulmak istemediklerindendir, bilinmez. Ama o günün gelmesini bekliyorum; bahçelerimde yalnız kalmayacağım o günleri. İstediğim tek şey sevgiyken, geri kalan her şeyi verdiler bana. Belki sevgi de verdiler ama ben değerini bilemedim, bilmiyorum.
Ama kendimi sevdiğim gibi seveni bulamadım. Var mı ki öyle biri? Belki de standartlarım gereksiz derecede yüksek, gönlüm ise gereksizce alçaktır. Kimseyi aldatmadım bu yaşıma kadar, bilir misiniz? Keşke aldatabilsem diyorum bazen. Keşke sorun sadece "aptalca bir sex" olsa... Keşke sorun ben olmasam. Ama ben de değilim zaten, sorun onlardır belki de.
Belki de sorun, bahçe yapmayı bilmeyen insanlara sürpriz bahçeler sunmaktır. Ama zaten konu bu değil midir? Bir insanın neyi yoksa, ona onu hediye edersiniz. Bunu yaptığım için mi cezalandırılıyorum? "Hak etmiyor muyum?" diye düşünüyorum bazen bu mutluluğu. Ama mutluluk hak edilecek bir şey midir ki? Sahi, nedir mutluluk? İnsan sinirini düzenlemeyi, sakinleşmeyi pratikle öğrenebilir ama mutluluk neden öğrenilmez? Neden sevilmeyi bilmez bazı insanlar? Bu kadar zor mu sevmek?
İmkansızın peşinden mi koşuyorum? Saat gecenin dördü, beşi... Bense hala 17 yaşımda takılı kalmışım. Ruh eşimi mi kaybettim? Belki de hiç olmamıştı. Yalan yok, özlüyorum. Masumluğumu özlüyorum; zeki olmaya çalışırken manipülasyonu henüz tam öğrenmemiş o kızı özlüyorum.
Senden sonra bir daha uzun ilişki yapamadım. Aklına geliyor muyumdur bilmiyorum ama bana en büyük manipülasyonu sen öğretmiştin. Kendimi hâlâ o teknede görüyorum bazen. Ama seni özlediğim için değil, kendimi özlediğim için. Sana aldığım hediyelerle doldurdum bahçeni, sense ayağını bile basmadın. Uzun zaman sonra ilk kez sana şans vermiştim. Benim insanım olmadığının farkındaydım ama ayrılamadım. Sen de vazgeçemedin; kim unutabilir ki ilklerini?
Şimdiyse rastladığım hiçbir insanın ilki değilim. Bazen merak ediyorum; ne yapıyorsun? Evlendin mi hayallerindeki gibi? Beni üzdüğün onca gece için karmanı yaşıyor musun? Keşke soruları bilseydim, cevapları önceden hazırlayıp çıkardım karşına. Oyalanmazdım, ruhumun çürümesine izin vermezdim.
Şimdi yatağımda oturmuş, karanlığın getirdiği o koyu hüzünle ıslanıyorum. Keşke kurtarabilseydim o kızı. Mutlu olan o kızı... Keşke hayallerin içinde yüzmeden önceki halime dönüp kaçırsaydım onu; gösterseydim gelecekten bir saniyelik bir videoyu. O zaman böyle olmazdı belki. Belki olmazdı ama oldu işte, ne yaparsın?
Hiçbir zaman sahip olamadığın bir gerçekliği nasıl unutabilirsin? Ben sizleri de unutmak istiyorum. Keşke kalpsizin teki olsaydım; bana geldiğinde yaptığın gibi seni görmezden gelir, umursamazdım. Nasıl böyle bir kıza dönüştürebildin beni?
Şimdi sen Amerikaya uçuyorsun ve aklımda kalan bütün anlar siliniyor. Yüzünü dahi tanıyamamıştım, sense beni sadece sesimden tanıyabilmiştin. Geçen zamanla değişen bedenler birbirine hapsolur mu sahiden? Yoksa bu sadece bir hazırlıksız yakalanma mıydı? Gelen geçen bütün o insanlar yine de unutturamadı seni bana, neden? Neden düşünüyorum seni durmadan? Benim ilkim bile değildin. Hiç yaşanmamış bir gerçekliktin sadece.
Kurtulmak istiyorum senden. Azad et beni. Elveda de bana ve bunu derken bir daha arkana bakmadan kaç sevgilim. Bu, sana verdiğim son sevgi kırıntısı olsun.