
Origami Around
occasionally subtle
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

@theartofmadeline
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
ojovivo
Jules of Nature
Misplaced Lens Cap
Peter Solarz
we're not kids anymore.
No title available
KIROKAZE
Cosmic Funnies

No title available

Discoholic 🪩
h

#extradirty
hello vonnie
trying on a metaphor
Cosimo Galluzzi
seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Morocco
seen from Morocco

seen from Morocco
seen from Brazil

seen from Morocco
seen from Brazil
seen from Uzbekistan
seen from Tunisia

seen from Bangladesh
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
@ah-val
Sarhoşun biri Kadı Efendi'nin huzuruna çıkarak alaycı bir biçimde sorar;
Ey Kadı Efendi! Hurma yesem bana zarar verir mi?
Hayır.
Ekmek ve biraz çörek otu yesem?
Onun da zararı olmaz.
Su içsem?
İç, zarar vermez.
Sarhoş sırıttı:
İyi de bu hurma, ekmek ve su bir araya gelince hurma şarabı oluyor. O zaman neden haram?
Kadı İyâs gülümsedi, yerden bir avuç toprak aldı:
Sana bu toprağı atsam bir yerin acır mı?
Hayır.
Biraz su serpsem?
Bir şey olmaz.
Peki bu toprakla suyu karıştırıp kerpiç yapsam, kurutup başına vursam nasıl olur?
Sarhoşun yüzü düştü ve sessiz kaldı..
Kadı İyâs sakince karşılık verdi:
İşte o da böyledir.
Şeytan insanı bir anda harama daldırmaz. Önce toprak diye avucuna alır, su diye hafifletir, güneş diye zamana yayar. Sen 'bunda bir şey yok' dedikçe o kerpici pişirir. Sonra bir bakmışsın, başını yaran şey, dün 'zararsız' dediğindir.
Küçük günahlar vardır, birbirini çağıra çağıra kalbi karartır. Masum adımlar vardır, ucunda uçurum gizlidir. Nefis, 'zararı yok' dedikçe şeytan kerpici kurutur. Müminin feraseti ise toprağa su katmadan önce işin sonunu görmesidir.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellemin Öğrettiği Kısa Ve Çok Sevaplı Zikirler:
Ebû Zerri’l-Ğıfârî (ra) dedi ki:
“Ya Resûlallah bana bir tavsiyede bulun, dedim. Buyurdular ki:
‘Bir günah işlediğin zaman arkasından bir iyilik yetiştir ki, onu yok etsin.’
Dedim ki:
‘Ya Resûlallah, Lâ ilâhe illallah, hasenattan mıdır?’
Resûl-i Ekrem (sav):
‘O, hasenatın (iyiliğin) en üstünüdür.’ buyurdu.” (Ahmed b. Hanbel, c.5, s.169; Mecmau’z-Zevâid, h.79761; Câmiu’l-Ehâdis ve’l-Merâsil, h.2393)
Peygamberimizin zevcesi Hz. Safiye (r.anhâ) diyor ki:
“Tesbih çekmekte kullandığım dört bin hurma çekirdeği önümde bulunduğu sırada, Resûlullah (sav) yanıma girdi.
‘Ey Huyey’in kızı, nedir bunlar?’ diye sordu.
‘Bunlarla tesbih çekerim, dedim.’
Resûlullah Aleyhisselâm:
‘Başına dikildiğim kadar müddet içinde bundan daha çoğunu çekeceğin tesbih yok mu? Ben, sana çekmekte olduğun tesbihten daha çok olanını öğreteyim mi?’ diye sordu.
‘Öğret ya Resûlallah, dedim.’ Buyurdu ki:
‘Subhânallâhi adede halkıhî. (Allah’ı, yarattıklarının sayısınca tesbih ederim.) de.” (Ebû Dâvud, Vitir, h.1503; Nesâi, c.3, Sehv 94, s.77, h.1350)
Peygamberimizin zevcelerinden Hz. Cüveyriye (r.anhâ)’den rivayet edilen bir hadis de şöyledir:
“(Kendisi), namazgâhında Allah’ın zikri ile meşgul iken Resûlullah (sav) ona uğramıştı. Sonra Peygamber (sav), gündüzün yarısına yakın (yine) Cüveyriye’ye uğradı ve ‘Hâlâ (sabahki) halin üzere misin?’ diye sordu. O da ‘Evet’ dedi.
(Bunun üzerine) Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurdu:
‘Dikkat et, sana söyleyeceğin bazı kelimeleri öğreteyim: Üç defa Subhânallâhi adede halkıhî, üç defa Subhânallâhi rızâ nefsihî, üç defa Subhânallâhi zinete arşihî, üç defa Subhânallâhi midâde kelimâtihî.” (Tirmizi, c.5, s.556, De’avât 103, h.3555; İbni Mâce, h.3808; Müslim, c.3, Zikr 79 (2726))
Bu tesbihlerin manaları şöyledir: “Mahlûkatının sayısınca Allah’ı tesbih ederim. Kendi zatının rızasınca Allah’ı tesbih ederim. Arşının ağırlığınca Allah’ı tesbih ederim. Kelimelerin mürekkebi miktarınca (sayısı kadar) Allah’ı tesbih ederim.” Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz her tesbihi üçer defa okudu.
Peygamberimizin amca kızı Hz. Ümmühâni dedi ki:
“Peygamber (sav) bir gün bana uğradı. ‘Ey Allah’ın Resûlü, ben artık ihtiyarladım ve zayıf düştüm. Bana oturarak yapabileceğim bir amel tavsiye et.’ dedim. Buyurdu ki:
‘Yüz defa Allah’ı tesbih et, (Subhânallah de). Bu, İsmailoğulları’ndan altmış köleyi âzad etmene denktir. Yüz defa tahmid okuyarak Allah’a hamd et, (Elhamdülillah de). Bu, Allah yolunda savaşmak için eyerlediğin ve dizginlediğin yüz ata denktir. Yüz defa ‘Allahu ekber’ de. Bu, yüz kabul edilmiş deve kurbanına denktir. Yüz defa da tehlîl oku, (Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehû lehu’l-mülkü ve lehu’l-hamdü yuhyî ve yümît bi-yedihil-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr, de).
Hadisin râvîsi der ki:
Bunun sevabı gökle yer arasını doldurur. O gün seninki gibi bir amelde bulunmadıkça, hiçbir amel, bu kulun amel defterine yazılıp yukarı çıkamaz. Aynı ameli işleyen müstesna.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.6, s.344)
Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd
Bir kudsî hadiste şöyle buyrulur:
"Bazı mümin kullarımın imanını fakirlik korur; onu zengin etsem ahlâkı bozulur.
Bazı mümin kullarımın imanını zenginlik korur; onu fakir etsem kalbi bozulur.
Bazı mümin kullarımın imanını sıhhat korur; onu hasta etsem edebi bozulur.
Bazı mümin kullarımın imanını hastalık korur; onu sıhhatli etsem hali bozulur.
Ben kullarımın işlerini ilmimle tedbir ederim; ben onların kalplerini ve gizli hallerini çok iyi bilirim. "
Bir şeyin hoşumuza gitmeyişi onun kötü ve hayırsız olduğunu göstermez.
Bazen hoşlanmadığımız şeylerin içinde, daha sonra pek çok hayrın bulunduğunu görürüz. Mümin için acı-tatlı her iş hayırlıdır.
Bazı sıkıntılar mümine manevi dereceler kazandırır; sevabını çoğaltır, onu yüce Allah'a yaklaştırır.
Bazı sıkıntılar müminin kusurlarına kefaret olur, onun günahlarını temizler.
Bazı sıkıntılar, mümini kötü işlere bulaşmaktan alıkoyar; acı onu meşgul eder, günaha ve zulme giden yolunu tıkar.
Bazı sıkıntılar mümine dünyada verilmiş bir cezadır, onu burada çeker, âhirete cezası kalmaz. Burada üzülür, orada sevinir.
Bazı sıkıntılar müminin kalbini niyaza, dilini duaya alıştırır. Yüce Allah müminin edep içinde inlemesinden, yani samimi bir kalple Rabb'iyle konuşmasından hoşlanır; onun sesini meleklerine dinletir. Allah kırık ve yaralı gönüllere özel olarak nazar buyurur, mahzun kullarını çok sever.
İsrâ, 13. Ayet:Bismillahirrahmanirrahim:
Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
İsrâ, 14. Ayet: "Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter!" deriz.
EZAN VE SELA :
''Adem (a.s.), günah işlediğinde şöyle dua etti:
Ya Rabb! Muhammed'in hakkı için Benim günahımı bağışlamanı diliyorum.
Allahu Teala dedi ki: Ey Adem! Sen Muhammed'i nereden biliyorsun, Ben Onu daha yaratmadım.
Adem: Ey Rabb'im, Sen Beni yarattığında ve ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sutunları üzerinde 'La ilahe İllAllah Muhammedun Rasulullah' yazılı olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi adının yanına ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin.
Allahu Teala dedi ki: Doğru söylüyorsun ey Adem, O (Muhammed s.a.v.) Benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden Onun (Muhammed s.a.v.) hakkı için istedin, Ben Seni bağışladım. Muhammed olmasaydı Ben Seni yaratmazdım''
BU OLAY DA ALLAH-U TEALANIN İSMİNİN YANINDA EFENDIMIZIN İSMİNİN YER ALDINI GÖRÜYORUZ
Allâhü ekber, Allâhü ekber, Allâhü ekber, Allâhü ekber.
Eşhedü en lâ ilâhe illallah, Eşhedü en lâ ilâhe illallah.
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah, Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah.
Hayye ale’s-salâh, Hayye ale’s-salâh.
Hayye ale’l-felâh, Hayye ale’l-felâh.
Allâhü ekber, Allâhü ekber.
Lâ ilâhe illallâh🌹
Ey Allah'ın Resulü! Salat ve selam senin üzerine olsun.
Ey Allah'ın habibi / sevgili kulu. Salat ve selam senin üzerine olsun.
Ey arşın (göğün en yüksek katı) nuru! Salat ve selam senin üzerine olsun.
Ey Allah'ın yarattıklarının en hayırlısı. Salat ve selam senin üzerine olsun.
İNCELİGİ DÜŞÜNÜN Kİ DOGDUMUZDA EZAN İLE KARŞILANIRIZ
VEFAT EDİNCE SELA İLE UGURLANIRIZ
EZAN İLE SELANIN ANLAMI OKUNDUGUN DA İNSAN HAYATINDA
AYNI CENNETİN KAPISINDA OLDUGU GİBİ
🌹ALLAH MUHAMMED🌹 EZAN dan SELA ya
RABBİM EFENDİMİZE ALEYHİSSALATŮ VESSELLEMA NE KADAR DA DEGER VERMİŞ
VARLIGIMIZIN İLK NİŞANESI KULAGA
(EZAN )
SONSUZ EBEDİ BİR HAYATA GEÇİŞTE DE (SELA)....
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
“İnsanoğlunun ağzından çıkan her sözün kendisine faydası değil zararı vardır. Ancak iyiliği emretmesi, kötülükten sakındırması ve Allah Teâlâ’yı zikretmesi bunun dışındadır.”
(Tirmizî, Zühd 62)
HADİS-İ ŞERİFLER
Câbir İbni Abdullah (r.a) şöyle dedi: *Bir defasında Peygamber (s.a.v) ile birlikte bir savaşta bulunuyorduk. Buyurdu ki: “Hastalıkları yüzünden Medine’de kalan öyle kimseler var ki, siz bir yolda yürüdüğünüz veya bir vâdiyi geçtiğinizde, onlar da sizinle birlikte gibidir. Sevap kazanmada size ortak olurlar.”*
Enes İbni Mâlik (r.a) şöyle dedi: *Peygamber (s.a.v) ile Tebük Gazvesi'nden döndüğümüz sırada şöyle buyurdu: “Medine’de bizden geride kalan öyle kimseler vardır ki, bir dağ yoluna, bir vâdiye girdiğimizde onlar da bizimle yürüyormuş gibi sevap kazanırlar. Çünkü onları birtakım özürleri alıkoymuştur.”*
Kaynaklar: Buhârî, Meğâzî 81, Cihâd 35; Müslim, İmâre 159; Ebû Dâvûd, Cihâd 19; İbni Mâce, Cihâd 6
*HADİS-İ ŞERİF'LERDEN ÖĞRENDİKLERİMİZ*
Değerli kardeşlerim; bugünkü dersimizde okuduğumuz bu hadis-i şerifler, Rabbimizin sonsuz rahmetinin bizlere ne kadar geniş bir kapı açtığını müjdelemektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ashabıyla birlikte Tebük’ün zorlu yollarında, tozun ve sıcağın altında ilerlerken yanındakilere muazzam bir hakikati fısıldıyor: *"Şu an yanımızda olmayan ama kalbi bizimle atan öyle insanlar var ki, siz her adımda ne kadar sevap alıyorsanız onlar da aynı sevaba ortak oluyorlar."* Bu durum bize açıkça şunu öğretmektedir: Allah katında amel kadar niyet de bir o kadar değerlidir. *Eğer bir mümin, hayırlı bir işi yapmayı canı gönülden arzuluyor ama hastalık, imkansızlık veya yaşlılık gibi elinde olmayan geçerli bir mazeretle engelleniyorsa; Allah o kulunu asla mahrum bırakmaz. Bedeni evinde olsa dahi, samimiyeti onu hayrın tam ortasına yerleştirir ve sanki o zorluklara katlanmış gibi amel defterine sevap yazdırır.*
Bu rahmet kapısını kendi hayatımızdan şu örneklerle daha iyi idrak edebiliriz: *Örneğin, her vaktini camide cemaatle kılmaya gayret eden bir mümin, gün gelip yatağa düşse ve camiye gidemeyecek kadar hastalansa, Rabbimiz onun sevabını kesmez. O kulu sağlıklı olsaydı zaten camide olacağı için, sanki her vakit en ön saftaymış gibi mükafatı devam eder. Yine her Pazartesi ve Perşembe nafile orucunu kaçırmayan bir kardeşimiz, ağır bir hastalığa yakalansa veya artık vücudunun kaldıramayacağı bir yaşlılığa erişse, o samimi niyeti sayesinde sanki oruç tutuyormuş gibi sevap almaya devam eder. Çünkü Allah o kulunun kalbindeki "keşke gücüm olsaydı da yine tutsaydım" diyen dürüstlüğünü görür ve ona tutamadığı orucun ecrini verir. Hatta maddi durumu yerinde olmadığı için sadaka veremeyen birinin, bir hayır sahibini görüp "Keşke imkanım olsaydı da ben de böyle bir garibanı sevindirseydim" diye iç geçirmesi, onu o hayra ortak eder. İşte bizim dinimiz böyle bir niyet dinidir; bedenimiz takılıp kalsa da, ruhumuzun hayır yollarında koşmasına hiçbir engel yoktur.*
Netice itibarıyla kardeşlerim; dünya hali hepimiz için iniş çıkışlarla doludur. *Bugün sağlığımız ve gücümüz yerindeyken yaptığımız her bir güzel iş, aslında yarın bir engel çıktığında sevabımızın devam etmesini sağlayan birer manevi sigortadır.* Bizler yeter ki niyetimizi sağlam tutalım, iyi bir insan olma ve Allah rızası için dertlenme gayretinden vazgeçmeyelim. Bizler niyet kapısını açık tutarsak, Rabbimiz de bize rahmet kapılarını sonuna kadar açacaktır. Unutmayın ki, imkanlar her zaman kısıtlı olabilir ama samimi bir niyetin önünde hiçbir sınır yoktur. *Bazen tek bir "ah" diyerek dertlenmek, bizi binlerce kilometrelik hayır yolculuğunun menziline ulaştırabilir.*
Rabbim bizleri, her işinde sadece O’nun rızasını arayan ve niyetini bir an bile olsun bu yoldan ayırmayan sadık kullarından eylesin.
Âmîn. Velhamdülillâhi Rabbil Âlemîn.
Bu duanın özellikle ilk kısmı doğrudan Hz. Peygamberimize Sallallahu aaleyhi Veselleme bir emir olarak vahyedilmiştir.
Kur’an-ı Kerim’deki Tâhâ Suresi 114. ayette Allah, Peygamber Efendimize şöyle buyurur:
“...De ki: Rabbim, benim ilmimi artır.” (Rabbi\ zidnî\ ilmen)
Bu hitabın Efendimize yapılmasının çok zarif bir manası vardır: Allah, Peygamberine bile “İlmim bana yeter” dedirtmemiş, aksine her daim daha fazlasını istemesini emretmiştir. Bu durum, İslam düşüncesinde ilmin bir sonu olmadığını ve öğrenme sürecinin beşikten mezara kadar devam ettiğini simgeler.
• Duanın İkinci kısmı ise Hz. İbrahim ve Hz. Yusuf gibi peygamberlerin Kur’an’da geçen ortak bir yakarışı olan “Beni salihler arasına kat” (Şuarâ Suresi, 83) ifadesiyle birleştirilmiştir.
♦️Ne İçin Okunmalı?
Bu dua sadece bilgi ezberlemek için değil, bilginin mahiyetini kavramak için okunur:
• İlim (Bilgi): Verinin, bilginin ve malumatın artması için.
• Fehm (Anlayış/Kavrayış): Edinilen bilginin doğru analiz edilmesi, derinliğinin kavranması ve feraset sahibi olmak için.
• Salihlerden Olmak: Bilginin sadece zihinde kalmaması, onu ahlaka dönüştürmek ve iyi insanların yolundan gitmek için.
♦️Bu dua için kısıtlayıcı bir zaman dilimi yoktur; ancak şu vakitlerde okunması gelenekselleşmiştir:
• Ders ve Çalışma Başlangıcında: Zihin karışıklığını gidermek ve odaklanmayı artırmak için.
• Karar Verme Aşamasında: Meselenin iç yüzünü (fehmini) anlayabilmek adına.
• Namazlardan Sonra: Kalıcı bir ilim ve iyi bir çevre (salihler) dileğiyle.
• Okuma ve Araştırma Yaparken: Okunan metnin ruhuna nüfuz edebilmek için.
Küçük Bir Not
Duanın içindeki “Fehm” detayı çok kıymetlidir. İlim tek başına yük olabilirken, “fehim” o ilmi nerede ve nasıl kullanacağınızı fısıldayan bir iç görüdür. Bu bakımdan bu dua, entelektüel birikimi manevi bir olgunlukla taçlandırmak isteyen herkes için bir “yol azığı” niteliğindedir.
HADİS-İ ŞERİF
Abdullah İbni Ömer (r.a)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu: *"Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine: 'Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah'a dua etmekten başka sizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz' dediler.*
*İçlerinden biri söze başlayarak: 'Allahım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlara yemeklerini yedirmeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Birgün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak sökene kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler. Rabbim! Şâyet ben bunu senin rızânı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al!’ diye yalvardı. Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi.*
*Bir diğeri söze başladı: 'Allahım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman dedi ki: Allah'tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım. Allahım! Eğer ben bu işi senin rızânı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı kaldır' diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi.*
*Üçüncü adam da: ‘Allahım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet oluştu. Birgün bu adam çıkageldi. Bana: 'Ey Allah kulu! Ücretimi ver' dedi. Ben de ona: 'Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden meydana geldi' dedim. Adamcağız: 'Ey Allah kulu! Benimle alay etme' deyince, 'seninle alay etmiyorum' diye cevap verdim. Bunun üzerine o, geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü. Rabbim! Eğer bu işi sırf senin hoşnutluğunu kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar’ diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler."*
Kaynaklar: Buhârî, Büyû’ 98, İcâre 12, Hars ve'l-müzârea 13, Enbiyâ 53, Edeb 5; Müslim, Zikir 100
*HADİS-İ ŞERİF'TEN ÖĞRENDİKLERİMİZ*
Değerli kardeşlerim, bugün beraberce Efendimiz (s.a.v)'in bizlere naklettiği, adeta bir nefis terbiyesi ve sadakat dersi olan sarsıcı bir kıssaya bakıyoruz. Üç kişi yola çıkıyor ve bir mağarada mahsur kalıyorlar. Başlarına öyle bir musibet geliyor ki, o devasa kaya parçasını ne bilek güçleriyle ne de akıllarıyla yerinden oynatabilmeleri mümkün değil. İşte bizlerin hayatı da bazen böyledir; bazen kapılar öyle bir kapanır ki, dünya dar gelir, nefesimiz kesilir. Bu üç kişi, o karanlığın içinde birbirlerine şunu söylüyorlar: *"Bizi bugün buradan ancak Allah için yaptığımız, içine hiçbir dünya menfaati karıştırmadığımız o temiz amellerimiz kurtarabilir."* Bizler bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Yarın bizim de mağaramızın ağzı kapandığında, önümüze dünyalık engeller çıktığında, Rabbimize *"Rızan için şunu yapmıştım"* diyebileceğimiz gizli bir sermayemiz var mı? Yoksa bütün heybemizi sadece insanların gördüğü, alkışladığı işlerle mi doldurduk? Bizim mağaramızı açacak olan, kimsenin bilmediği ama Allah'ın gördüğü o ihlâslı anlarımızdır.
Kıssadaki ilk kardeşimizi düşünelim; elinde süt kabıyla sabaha kadar bekliyor. Çocukları ayaklarının dibinde açlıktan ağlarken, o, önce anne ve babasına olan hürmetini her şeyin üzerinde tutuyor. *Biz bugün anne babamızın bir ihtiyacı için kendi konforumuzdan ne kadar vazgeçebiliyoruz?* Diğer tarafta iffet imtihanıyla sarsılan ikinci kişiyi görüyoruz. Elinde imkân varken, tam günahın eşiğindeyken sırf *"Allah'tan kork"* uyarısıyla, yandığı o ateşten geri çekilen bir irade... Kardeşlerim, günahın içine düşmek kolaydır, ama o ateşin tam ağzındayken sırf Allah razı değil diye geri adım atmak, işte mağaranın kayasını yerinden oynatan asıl güç budur. *Bizler bugün nefsimizin o en şiddetli arzularını Allah korkusuyla dizginleyebiliyor muyuz?* Eğer biz dünyada haramlara karşı bu duruşu sergilersek, darda kaldığımızda Rabbimiz de bizim önümüzdeki o aşılmaz görünen engelleri aralayacaktır.
Üçüncü adamın hali ise bugün her birimiz için, özellikle iş ve ticaret hayatımız için muazzam bir ahlak dersidir. Yanında çalışan işçinin hakkını korumakla kalmayıp, o hakkı bir servete dönüştüren ve sahibi geldiğinde tek bir kuruşuna dokunmadan ona teslim eden bir dürüstlük... *Bugün hangimiz başkasının hakkını kendi malımızdan daha titiz koruyoruz?* Emanete hıyanet etmemek, kul hakkını canından aziz bilmek, işte o mağaranın kapısını tamamen açan son anahtardır. Bizler bazen *"küçük bir haksızlıktan bir şey olmaz"* deriz ama bilmeyiz ki o küçük dediğimiz haklar, yarın bizim en büyük engelimiz olur. *Bu kıssadan bizlere kalan en büyük ders şudur: Allah için terk edilen her haram, Allah için sabredilen her zorluk ve Allah için korunan her emanet, bizim dar vakitlerimizin genişliğidir.*
Rabbim bizleri, *"Sırf senin rızanı kazanmak için yaptım"* diyebilecek temiz işlerle huzuruna varanlardan eylesin. Rabbim bizleri darda kaldığında imdadına yetiştiği kullarından eylesin.
Âmîn. Velhamdülillâhi Rabbi'l-Âlemîn.
Dua eden adam anlar ki: "Birisi var; onun hâtırât-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder.
İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medârı olan bir vesileyi elden bırakma, ona yapış, â’lâ-yı illiyyîn-i insâniyete çık !
Bediüzzaman Said Nursî Hz.