Ben kimim ki? Burada oturup beklemesi gereken bir süs eşyası mı, uçsuz bucaksız dünyayı keşfetmek için görevlendirilmiş göçmen kuşlardan biri mi, en derinde gizleneni bulmak için ödevlendirilmiş bir tür böcek mi, yoksa sadece varlığı olan bir yaratılan mı?
Kendimde görmem gereken tam olarak ne?
Bir çeşit ruh mu, kullanılmak üzere hazırda bekleyen bir çeşit peçete mi, kurumak üzere pencerenin yanına konmuş kil parçası mı, yoksa giyilmek için bekleyen bir adet ayakkabı mı?
Amacım tam olarak ne? Neden tam bu anda, şu kısımda, her zaman burada varmışım gibi hissettiren bir dünyada bulunuyor ve bulunmaya devam edecekmişim gibi hissediyorum. Oysa baktıkça etrafa çözüldüğü düğümden açılan, açıldıkça çöken bir dünya görüyorum. Bir bir yiten kişilerden, gittikçe belirginleşen Tanrı etkisinden de haberdarım oysa...
Sonsuza dek burada kalamayacağımı biliyorum, burada sonsuzluktan önce gelmediğimin de pek ala farkındayım. Ancak şu anımda bakarken kendime bir amacı olan nesne olarak mı varım, yoksa aksine silinip gitmesi gereken bir leke miyim anlam veremiyorum.
O yüzden devamlı olarak soruyorum, kimim ben, bu karanlık göğün altında, melodisiyle kulak zarımı titreten melodik dünyanın esamesi arasında.













